12 Haziran 2021 Cumartesi / 2 Zilkade 1442
Gece modu

Ahmet Keleş: Askerlere ‘Emrinizdeyiz’ diye tekmil veriyorduk

Gülen Cemaati’nde 1993-1998 yılları arası Balıkesir Bölge İmamı olan Prof. Ahmet Keleş, “Vilayet ve bölge imamlarına, görev yaptıkları yerlerdeki garnizon komutanları ve valileri ziyarete gitmeleri ve onlara askerlerin emrinde olduğumuzu, en az onlar kadar Erbakan’dan uzak olduğumuzu bildirmemiz söylendi” dedi.

Muharrem Coşkun / 28 Şubat'ın Gülen'i-228 Şubat 2015 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 28 Şubat 2015 Cumartesi 09:36

Fethullah Gülen Cemaatinde 1993- 98 yılları arası Balıkesir bölgesi imamlığı yapan Prof. Dr. Ahmet Keleş, “28 Şubat sürecinde Paralel yapının tam da içindeydim” dediği günleri şöyle anlatıyor: “Bana 28 Şubat’ı resmet, deselerdi onu Çevik Bir Paşa’nın Fetullah Gülen’in ayaklarından tutmuş bir sopa gibi Erbakan merhuma ve İslamcılara vururken resmeder ve çizerdim. F. Gülen 1993’den sonra Türkiye’nin 28 Şubat sürecine doğru evirileceğini biliyordu. Tahmin ediyorum Askerler onu uyarmışlardı. Emekli bazı paşalar ile sürekli görüşüyordu. Görüştüklerini biliyorduk. Kendisi de bize askerin kaygılarını ve hassasiyetlerini sık sık anlatıyordu.”

Garnizon komutanlarına tekmil

“Merhum Erbakan’ın direndiği günlerde yaptığımız toplantıda yaşadığım şu olay ne kadar ibret vericidir. Beşinci kattaki toplantı salonuna girdi, çok gergindi. Gündem maddelerine geçmeden konuyu hükümet meselesine getirdi. Arkasından da şöyle söyledi: “Eğer bir hükümeti düşüremiyorsa bu gazeteyi çıkarmayalım daha iyi...” 28 Şubat tam gaz devam ediyor kendisi de televizyonlarda Erbakan hoca aleyhinde konuşup, “yapamıyor bıraksın” diyordu. Yine beşinci kattayız. Ha bu arada daha 1996 yılından itibaren hizmetin tüm okul, dershane ve diğer kurumlarında görev yapan tüm bayan elemanlar başlarını açtılar. Emniyet içindeki tüm rütbeli memurlar eşlerinin başlarını açtırdılar. O yıllarda evlenenlere başı açıklarla evlenmesi söylendi. Ne kadar emekli asker varsa hepsine okullarda ve dershanelerde bol maaşlı görevler verildi. Güya bu askerler ile hizmet korunmuş oluyordu. Toplantının birinde tüm Türkiye’deki vilayet imamlarına ve bölge imamlarına, görev yaptıkları yerlerdeki garnizon komutanlarını ve valileri ziyarete gitmeleri ve onlara hizmet olarak askerlerin yanında ve emrinde olduğumuzu, en az onlar kadar Erbakan ve onun gibi İslamcılardan uzak olduğumuzu bildirmemiz söylendi. Ben birkaç yıldır zaten bu tür yaklaşımlar nedeniyle bu konulara eleştirel baktığım için dışlanıyordum. Daha önemli toplantılara da çağrılmıyordum. Bu arada 1993- 98 yıllarında Balıkesir bölgesi imamı idim. Yani 28 Şubat sürecinde Paralel yapının tam da içindeydim.”

Erbakan’a da beddua etti

“Erbakan hoca istifa edip hükümet düşünce bağrı soğumayan F. Gülen, hocanın ölmesi için beddua seansları düzenliyordu. Ben bir Ramazan ayında Bandırma’da himmet toplantısında konuşma yapıyordum. İstanbul’da asıl mesleği avukatlık olan ama himmet toplantılarında cemaati coşturma simsarlığı yapan bir zat, adını hatırlamıyorum şimdi, toplantıdan sonra ben odama çekilince geldi ve bana şöyle söyledi: “Hocam sana bir müjdem var. Dün gece saat iki mi üç mü idi Hoca Efendi Erbakan hocaya öyle bir beddua yaptı bizler de öyle bir âmin dedik ki, gözyaşları sel oldu aktı. Duadan sonra bize döndü ve şöyle dedi: Hadi bakalım bir haftaya kalmaz hocayı gömeriz ve Fatiha’sını okuruz. Hocam inşallah ülke bu adamdan kurtulacak en fazla bir haftası var.”

Bölgede Başını açmayan var mı

“Başlar açılsın! Açmayanlar hizmetin dışına çıkarılsın” emri o kadar katı uygulandı ki hizmetle çok yakın ilişkisi bulunan iş adamları özel iş yerlerinde çalıştırdıkları başı kapalı hanımları işten çıkardılar. Hiç unutmuyorum bir toplantıda her bölge sorumlusuna; “Senin bölgende başı örtülü kaldı mı,” diye sorulduğunda Çanakkale bölgesine bakan bir imam; “elhamdülillah bizde hiç başörtülü çalışan kalmadı” demişti. Bu söz cemaatin nerelere savrulduğunun en açık göstergesidir.”

Bu kapak Gülen’i çıldırttı

Ahmet Keleş Anlatıyor: “En önemli tarihi dönüm noktası Refah Partisinin birinci parti olarak çok oy alması olmuştu. Seçimden hemen sonraki hafta Aksiyon dergisi Türkiye seçim haritası ve Erbakan hocanın resmini kapak yaparak çıkmıştı. Biz de tam o hafta İstanbul’da beşinci katta toplantıdaydık. İçeriye elinde Aksiyon dergisiyle girdi. Dergilerden sorumlu kişi Halit Esendir isimli bir arkadaşımızdı. Ona doğru yöneldi, Aksiyon dergisini yüzüne fırlattı ve şöyle dedi: “Bir daha bu dergiyi çıkarmayın! Biz bu dergiyi Erbakan hocayı kapak yasın diye çıkarmıyoruz! Bu dergiyi eline almış bir paşa akşam bana neler saydı döktü haberiniz var mı?” Kelimesi kelimesine hatırlıyorum. Çünkü kanım donmuştu ve kendi kendime “yok artık” demiştim.”

Füruat fetvası  önümüze geldi

Darbe günlerinde Konya Selçuk Üniversitesi Tıp fakültesinde 2 yıl yasakla mücadele eden Dr. Hatice Kanlıtaş Gülen’in füruat açıklamasının kendilerini nasıl vurduğunu şöyle anlatıyordu: ‘Başörtü Füruattır’ açıklamasından sonra ve o cemaate mensub arkadaşların toplu halde başlarını açmasının ardından, ‘O arkadaşlar açıyor da siz niye açmıyorsunuz?’ sorusuna muhatap olmaya başladık. Soruşturmalarda bize bu soru soruluyordu. Dahası olayları krize çeviren bizmişiz gibi, bize karşı da tavır almaya başladılar.”

BU TABLOYA ‘BETER’ DEDİLER

Gülen Cemaatinin yayın organı Zaman gazetesi,

16 Ocak 2014 tarihli sayısında bu günleri,

‘28 Şubattan da beter’ manşetiyle okuyucularına anlatıyordu. Gülen de açıklamasında, Hükümetin son iki yılda demokratikleşeme adımlarını terk ettiğini söylüyordu. Peki son iki yılda ‘28 Şubat’tan da beter’ dedikleri sürede neler yapıldı? İşte bir kaç örnek:

- 28 Şubat ürünü kesintisiz eğitim bitti, İmam Hatip Liselerinin orta kısmı yeniden açıldı.

- İmam Hatiplerin önünü kesen katsayı problemi sıfırlandı

- Kamuda başörtüsü serbest bırakıldı.

- 28 Şubat darbecileri (kısmen de olsa) hakim karşısına çıkarıldı

- Okullara seçmeli Kur’an. Osmanlıca ve Siyer dersi konuldu

- Kur’an Kurslarının sayısı arttı, teşvik edildi

- 28 Şubat mağdurlarına görevlerine dönme imkanı sağlandı

- Meclis’e başörtülü vekiller serbestçe girebildi.

- Anadilde eğitim amkanı getirildi.

- Çözüm süreci başlatıldı, iki yıldır şehit gelmiyor.

Darbeye bile cesaret ettiler

Ve bugün.. 28 Şubat darbesinin üzerinden 18 yıl geçti. 1999 yılına kadar kendileri dışındaki İslami yapılar bir bir baskı altına alınıp, tasfiye edilirken, seyreden, dahası darbecilere ödül vermeyi teklif eden Gülen, 1999 sonrası ise sıranın kendisine geleceğini tahmin etmemişti. Sıra onlara da geldi ve Gülen Amerika’ya gitti. 2002’de kurulan AK Parti hükümetleriyle birlikte üzerlerindeki baskılar bir bir kaldırıldı. Okul ve yurt sayıları kat be kat arttı. Holdingleri çoğaldı.. O kadar güçlendiler ki bu kez hükümeti devirmeyi göze alacak cesareti kendilerinde buldular.

RP’ye kapatma davası açılmalı

Fethullah Gülen, REFAHYOL yıkılıp, 28 Şubat darbe hükümeti kurulduktan kısa bir süre sonra verdiği mülakatta, Refah Partisi’ne kapatılma davası açılması ile ilgili bir soruya cevap verirken; önce ABD’li yetkililerin kendisine ulaşan kanaatlerinin (!) partiyi kapatmak olduğunu, fakat bu taktiğin kendi kanaatine göre çok isabetli olmadığını şu şekilde ifade ediyor:  “Amerikalı yetkililerin, kanaatleri bana intikal ettiği kadar, Refah’ın kapatılacağı merkezinde düşünceler var. Bana göre yapacakları şey, kendileri açısından bunu yapmak isteyebilirler, daha makulü, Refah’ı kapatmamak, mahkemeyi devam ettirmek, mahkeme devam ederken seçime girmek. Seçim sathı miline girilirken mahkemenin devam etmesi Refah’a olan güveni sarsar. Kapatılacak olan bir parti mülahazası hasıl eder. Oy verilmez ona. Daha demokratik yolla bu oylar Refah’a yakın partilere kayar, büyük ölçüde. Maksat hasıl olur.” (Yasemin Çongar’la Röportaj; Milliyet; 31.08.1997)

Milli Görüş’e Karşı Gülen

Gazeteci Ruşen Çakır devletin Milli Görüş ve Gülen hareketine bakışı konusunda şunları söylüyor: “Ben Fethullah Gülen’in 28 Şubat’a desteğini ısrarla vurgulayan bir gazeteciyim. Çünkü o tarihte de bunun yanlış olduğunu söylemiş bir insanım... Gülen ilk çıktığında, Polat Rönesans otelinde ilk iftar yemeğini yaptığında medya dünyası neye uğradığını şaşırmıştı. Korkmuştu, tedirgin olmuştu. Ben o zaman Milliyet’te çalışıyordum. Ufuk Güldemir yöneticiydi. Biz tam sayfa 3 gün yayın yaptık. Daha sonra medyada İslam denilince ne kadar rahatsız olan insan varsa, medya yöneticileri Gülen hakkında övgü dolu yazılar yazdı. Onunla yemekler yiyip, yazılarında yazdılar. Merkez medya birden Gülen hareketini sahiplendi. Neden? Refah Partisi’nin yükselişini engellemek için, başka bir güçle bunu dengelemek için... Hatta önünü açtılar. Arşivler ortada. Refah’a kasetler ile vurulurken; Gülen hareketine anlayış gösterildi.”

Devlet Gülen’e dokunmadı

Gülen ve hareketine yönelik Haziran 1999’a kadar somut hiçbir baskı, tutuklama ve kapatma olmazken, Haziran 1999’da da sadece Gülen’in kendisiyle ilgili bir kampanya başlatıldı. Nitekim bu konuda bile somut bir ceza, kapatma ve hapis olmadı.  Gazeteci Faruk Mercan ‘Fethullah Gülen’ adlı kitabında Gülen aleyhindeki kampanyanın sınırlı olduğunu şöyle açıklıyor: “Abdullah Aymaz’ın anlatımına göre düğmeye basanlar, Gülen’e karşı ittifak kurmuş birkaç devrimci, sol ve ulusalcı gruptu. Bunların devletin çeşitli kurumlarında destekçileri vardı. Durum böyleyken ‘Düğmeye devlet bastı’ iddiasıyla Türk halkını yanıltıyorlardı. Çünkü Gülen’in Patrik Bartelomeos’la görüşmesine dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç, Papa’yla görüşmesine dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit açık destek vermişti.” (Faruk Mercan; Fethullah Gülen; sayfa 211; Doğan Kitap; 1. baskı; 2008; İstanbul)

Çevik Bir O’nu hep hoşgördü

Daha da ilginci, çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve sivil toplum örgütü için, bizzat, ‘Dava açın’ talimatı ortaya çıkan Genelkurmay ikinci Başkanı Çevik Bir’in, Gülen ve hareketiyle ilgili bir talimatına rastlanmaması dikkate değer bir ayrıntı. Faruk Mercan yazıyor: “Nuh Mete Yüksel davanın sonlarına doğru son çare olarak, Gülen aleyhine bazı belgeler almak umuduyla Genelkurmay Başkanlığı’na başvurdu. Ancak Genelkurmay, Gülen davasına doğrudan taraf olmadı. Nitekim Genelkurmay’ın bu tutumu, Gülen için verilen beraat kararının ana gerekçelerinden biri oldu. Genelkurmay, Gülen karşıtı devrimci grupların bütün baskılarına rağmen, Gülen davası boyunca ‘hukuk çizgisi’ içinde kalmaya özen gösterdi.” (Faruk Mercan; Fethullah Gülen; sayfa 213-214)