2 Ocak Cuma günü, Cuma namazı çıkışında gördük onu. Koyu renkli paltosu, boynundaki atkısıyla, bir İstanbul ayazında, yüzünden dökülen ağır kederlerle konuşuyordu. Yüzünde hüzün ama daha çok öfke vardı ve biz bunu gayet iyi tanıyorduk. Babalarımızda, ağabeylerimizde, konuştuğumuz mahallelide, komşularımızda, her birinin simasında Gazze'nin bu kederi, hüznü ve en çok da isyanı var. Kalbi olan isyan eder elbette!
Bir gün evvel yani 1 Ocak günü ise, Beyazıt'tan Beyoğlu'na kadar tüm sokakları doldurmuş 520 bin kişinin simasında da bu duygular yüklüydü. Bilal Erdoğan milletimizi ve sivil toplumları Gazze, Kudüs ve Filistin için toplanmaya davet etmişti. Keder, hüzün ve öfke. Herkes Galata Köprüsü için sözleşmişti yılın ilk gününde ve çok acı bir ayaz vardı, iliklere işleyecek cinsten. Sabah namazı için kimi Fatih Camisine, kimi Eyüp Sultan'a, kimisi Sultanahmet'e, Ayasofya-i Kebir'e, Beyazıt Camisine niyetlenerek alacakaranlıkta çıkmışlardı yollara. Ayaz vardı, alacakaranlıktı ama yüreklerde Gazze yanmaktaydı alev alev, Gazze'nin sular seller basmış haliyle yırtık çadırlara sığınmak için çırpınan çocukları yanmaktaydı gönüllerinde... Çocuklar yaz boyunca açlık ve susuzluktan şimdilerde ise soğuktan ve donarak can veriyordu ve bu hal, yası tutulamayacak kadar ağır bir yüktü ümmete...
Galata Köprüsü'ndekilerin yüzlerinden de okunuyordu Gazze'nin satırları... Cuma namazı sonrası kahırla konuşan Cumhurbaşkanımızın alnında da satır satır yazıyordu aynı Gazze.
"Yeni yıla girerken, Galata Köprüsü üzerinde tarihi bir ana hep birlikte şahitlik ettik' dedi önce. Kalbi kendisini bildi bileli zulmün karşısında ve adalet, selamet, onurun yanında çarpmış bir adamın, tüm gerçekliğiyle konuşuyordu. "İsrail'in bu düşmanlığı yanına kar kalmayacak. Özellikle de Netanyahu denilen bu firavunun yaptıkları da yanına kalmayacak. 7'den 70'e çok mazlumun ahını aldı. Bu yavruların ahı onun yanına kar kalmaz" dedi. Onun bu kararlılığı, hepimizin yüreğini ferahlattı bir nebze de olsa. Konteynerleri göndermek istediğinden ama katil İsrail'in engel çıkarttığından bahsetti... Yüzünden düşen bin parça oluyordu, bunları söylerken, kalbinin içini yüzünden ve kelimelerinden anlıyorduk hepimiz... Milletiyle beraber üzülüp milletiyle beraber sevinmenin anlamını apaçık yüzünden okuyabiliyorduk işte... Havada rüzgar vardı. Konuşurken o da rüzgarın bir parçası oluyordu...
Ben bu rüzgarı, daha önce Üstad Necip Fazıl'ı dinlerken ve kitaplarını, yazılarını, şiirlerini okurken de hissetmişimdir. Bu aslında eksilmeden devam eden ve estikçe hayat veren bir rüzgardır diyebilirim. Anadolu'nun sesini, Anadolu'nun özünü, inançla, cesaretle ayağa kaldırarak, tüm yükleri de sırtlanarak, taşıyabilmek... Tıpkı Sakarya şiirinde olduğu gibi. Gençliğimizde ne çok severdik o şiirini Üstad'ın ve son mısrada; "Yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya" dizesini hep bir ağızdan okuyup nasıl da ayaklarımızı yerlere vurarak şimşek gibi doğrulurduk... Bu, sesi kısılmış Anadolu'nun gençleriyle ayağa kalkışının parolası gibiydi aramızda... Öyle bir rüzgar peyda olurdu ki o anda, her birimiz birer Ferhat'a döner, kazılmadık, fethedilmedik dağ bırakmayacak güce kavuşurduk...
Tayyip Erdoğan; Galata Köprüsü'nden Üstad Necip Fazıl'a, oradan Gazze'ye kurduğu bir çevrim gücüyle, bizi yansıtan bir ayna gibiydi o anda. Sanırım bir lider olarak da onun en büyük gücüdür, milletiyle benzeşmesi diyeceğim ama bu benzeşmeden de daha öte, milletiyle yansıma halindeki aynı'lığı ve bu yüzden sahici'liği hakkında hiç şüphe uyandırmayan bir lider oluşu... Kazanırken de, kaybederken de, sevinçliyken de, kederliyken de, umutluyken de endişeliyken de, sahici birisi, bizden birisi... Yaşadığı tüm hissiyat çoğul...
Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yatağından kaldırılarak uçaklarla ABD'ye kaçırıldığı gün, aklıma hemen 15 Temmuz günü geldi benim de, pek çok kişi gibi... Bir tek kurşun değil bir tek taş bile atılmadan, bir devletin başkanı en yakınlarındakilerin gözleri önünde başka bir ülkeye kaçırılıyor... 15 Temmuz'da Allah'ın yardımı ve milletimizin sağduyusuyla püskürtülen darbenin, ne kadar kıymetli bir halk hareketi olduğunu, halkın liderine sahip çıkışını, halkın memleketine sahip çıkışını kalbim sızlayarak bir kez daha gururla hatırladım.