Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hakan ve Okan Müdderrisoğlu "haberin telifi" ve "reklam gelirlerinin yurt dışına gidişini" yazdılar.
Elbette konu önemli. Ama bu, dün ortaya çıkmış bir sorun değil.
Neredeyse iki yıldır bizim -yani internet medyasıyla ilgilenen herkesin- gündemimiz bu...
Bunu 'önceden söylemiştik' havasıyla da yazmıyorum.
Daha çok konuşulması gerekiyor ama doğru noktadan yaklaşmak lazım meseleye...
Bugün yazdıklarımızı ve yaptıklarımızı hatırlatıp birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum
FOTOĞRAFIN TAMAMI...
Konuyu ilgili makamlara izah ederek "zihinsel bir zemin" oluşmasına katkı sağladık.
Özellikle geçen yıl icra edilen İletişim Zirvesinde konunun hukuki ve mali yönünü izah ettik. Devletin kaybı bahsini sıkça dile getirdik.
Birçok kimsenin ilk kez duyduğu veya bildiği ama bu yönüyle düşünmediği konuları gündeme taşıdık. Bunlardan ilki konunun "telif" ifadesi ile anılması veya ele alınması yerine "üretilen içerikten dolayı elde edilen gelirin paylaşımı" olarak değerlendirilmesi yönündeki ifademizdi...
Bu konuyu yalnızca yazmakla kalmadık; Türk İnternet Medya Birliği ile somut adımlar da attık. Ben de Birliğin hukuki süreçlerini takip ediyorum.
HAKİMLERİN DURUMU...
Türkiye'de hâkimlerin internet ve dijital platformlar konusundaki bilgi düzeyi genel olarak sınırlıdır; bu durum zaman zaman teknik gerçeklikle bağdaşmayan, tartışmalı kararların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Sorun bireysel yetersizlikten çok yapısaldır. Çözüm, dijital ekonomi, algoritmalar ve platform hukuku alanlarında zorunlu ve sürekli uzmanlık eğitimlerinin hayata geçirilmesi veya bu alanda "uzman hakimlerin" yetişmesidir.
Hatta kulağa ütopik gelebilir ama internet bağlamındaki değerlendirmelerin "dijital ortamda" yapıldığı bir yargılama mekanizması kurulup merkezi bir yargılama modeli bile mümkündür...
BU İŞİN AMİRAL GEMİSİ
Google, fiilen internetin ana kapısı konumuna gelmiş durumdadır; öyle ki bugün birçok ülkede "Google'da yoksa internette de yoktur" algısı oluşmuştur. Bu yapı, arama motoru pazarında kaçınılmaz bir tekel etkisi doğurmaktadır. Google'ın herhangi bir ülkeye hizmet sunmaması ya da görünürlüğü sınırlaması halinde, o ülkenin ticari işletmeleri, medyası ve dijital ekonomisi doğrudan zarar görmektedir. Nitekim Avrupa Birliği, Avustralya ve Kanada gibi ülkeler bu yapısal gücü dengelemek amacıyla Google'a yönelik düzenleyici ve mali yükümlülükler getirmiştir.
GOOGLE'I ŞİKAYET ETTİK
İlk somut adımı Google'a şikâyet ederek attık. Rekabet Kurumuna yaptığımız başvuruda şunları söyledik özetle: "TİMBİR, 1000'i aşkın internet haber mecrasını temsil eden bir birlik olarak, Google'ın haber içeriklerini sözleşme ve ödeme olmaksızın kullanarak reklam geliri elde ettiğini belirtmektedir. Bu uygulama, Google'ın piyasa hâkimiyetini kötüye kullanması anlamına gelmekte olup 4054 sayılı Kanun'un 6 ve 57. maddeleri uyarınca inceleme başlatılması ve tazminata hükmedilmesi talep edilmektedir."
GELİN ANLAŞALIM DEDİK
Sonrasında Google'a bir ihtar gönderdik ve hukuki ifade ile onu "icaba davet" ettik.
Talebimizin özü şöyleydi: Google, TİMBİR üyesi medya kuruluşlarının ürettiği haber ve özgün içerikleri arama sonuçlarına dahil ediyor; ancak bu kullanım için ne bir sözleşme yapıyor ne de herhangi bir ödeme gerçekleştiriyor. Buna rağmen, bu içerikler üzerinden ciddi bir trafik ve reklam geliri elde ediliyor.
Bu noktada şunu istedik: "Bu içeriklerin kullanımına ilişkin şeffaf bir tarife belirlenmesi ve elde edilen gelirden adil bir payın içerik üreticilerine aktarılması"
Bu konuda hukuka uygun bir anlaşma zemini oluşturulmasını teklif ettik Google'a...
Aksi halde, Google'ın piyasa hâkimiyeti de dahil olmak üzere tüm hukuki boyutların yargı önünde tartışılacağını söyledik ve dava açtık...
Çarşamba günü buradan devam edeceğiz