Daha açık ifadeyle kendi iç hesaplaşmasının adıdır.
Katolik-Protestan çatışması Avrupa'yı yaktı.
Şehirler yıkıldı, toplumlar bölündü.
İnanç, güç mücadelesinin aracı haline geldi.
Bu tarih bitmedi. Şekil değiştirdi.
Açık savaşların yerini örtülü mücadele aldı.
Finans bunun ilk sahasıydı.
Faiz yasağı üzerinden kurulan Katolik düzen, ticareti başka ellere bıraktı. Yahudi bankerler sistemi döndürdü. Krallar borçlandı, devletler ayakta kaldı.
Ama her kriz anında aynı Yahudiler hedefe kondu, sürüldü, tasfiye edildi.
Birlikte yaşadılar.
Ama birlikte güç paylaşmadılar.
Engizisyon bunun ikinci perdesiydi.
İspanya'dan sürgünler, İtalya'da gettolar...
Toplumdan tamamen koparılmadılar.
Ama hep sınır çizildi, hep kontrol edildi.
Bu açık savaş değil.
Ama sürekli bir gerilim.
Bugün o gerilim başka bir düzlemde yeniden karşımıza çıkıyor.
Cumartesi günkü yazıda işaret ettiğim Pentagon-Vatikan teması bu yüzden önemli. Pentagon yetkilisi Elbridge Colby üzerinden verilen mesaj, yazıda da dediğim gibi tam anlamıyla bir tehditti. Özellikle papayı esir etme simgesi olan Avignon hatırlatmasıyla birlikte okunduğunda, Batı'nın kendi din-güç ilişkisinin bugüne taşınmış hali.
Donald Trump'ın savaş diline Tanrı'yı yerleştirmesi de aynı çizgi. Siyaset, inançla tahkim ediliyor. Buna karşılık Papa Leo XIV ve Vatikan çevresinden gelen temkinli dil, ABD başkanının diline mesafe koyuyor.
Şimdi bir Huntington hatırlaması yapmanın yeridir.
Medeniyet ve inançlar çatışması tezini sözde bilimsellik kılıfıyla Batı'nın/Amerika'nın yeni sömürge stratejisi olarak tasarlamıştı.
Ama o gün de yazdım, bugün de aynı şeyi tekrar edeceğim. Özellikle din savaşı, mezhep savaşı gibi kavramlar batı tarihselliği içinde değerlendirilebilir. Doğu'da öteki oluşturma eğilimi, geçici bir durumdur, oysa batıda bu durum ontolojiktir.
Dolayısıyla bugün de ortaya çıkan tablo net:
Batı içinde tek bir inanç siyaseti yok.
Farklı kutsal anlatılar, farklı güç merkezleri var.
Evanjelik-siyonist çizgi, tarihi kendi kehaneti üzerinden okuyor.
Vatikan, bu dili kabul etmiyor.
Aradaki gerilim büyüyor.
Bu yüzden bugün yaşananları sadece jeopolitik diye okumak eksik kalır.
Teopolitik bir kırılma söz konusu.
Ve Batı, kendi içindeki bu tarihsel gerilimi dışarı taşımaya çalışıyor.
Mezhep faylarını bizim coğrafyada harekete geçirmek istemesinin sebebi bu.
Fakat hesap tutmuyor.
Çünkü bu topraklarda mezhep, Batı'daki gibi bir yıkım dili üretmez.
Zaman zaman yükselse de çatışmalar tarihsel bir kırılma değil, daha çok bir farklılık olarak yaşar.
O yüzden oyun hep aynı yere çarpıyor.
Batı, kendi din savaşlarının yükünü taşıyor.
Ve o yükü başkalarına devretmeye çalışıyor.
Ama gerçek değişmiyor:
Mezhep ve din savaşları, onların geçmişi.
Ve bugün yeniden kurmaya çalıştıkları gelecek de bu.