Bölgemizdeki "Siyonist" operasyonların perde arkası ve İsrail'in, "iç cephe" entrikası doğru anlaşılamazsa yeni hıyanetler kaçınılmazdır.
Yahudiler "maşa" kullanmakta çok ustadır. İttihatçı, Kemalist, Gülenist, Evanjelist her türlü maşayı "sinsice" kullanırlar. Bize ABD işi gibi görünen operasyonların arkasında hep İsrail var.
11 Eylül 2001 kumpaslarını kullanan Bush'un "Uzun bir Haçlı Seferi başlatıyoruz" açıklaması asıl hedefi perdelemiştir. Çünkü, işgallerle başlayıp "Bahar" darbeleriyle olgunlaştırılan süreç aslında bölgeyi "Büyük İsrail"e hazırlıyordu!
Bu plân tabii ki, Türkiye'yi de içine alıyordu!
Özellikle 2011'de başlayan "Suriye Baharı"ndan itibaren Türkiye'de yaşanan operasyonlar ve FETÖ'nün aldığı rol, bu açıdan değerlendirilirse, İsrail'in "içimizde" neler çevirdiği görülecektir.
Bu tespit, İsrail'in yine "gedik" aradığı bu günlerde çok önemlidir.
HAÇLI SİYONİST İTTİFAKIN "BÜYÜK İSRAİL" OPERASYONU
2001'de Afganistan ve Irak işgaliyle başlayan "Büyük İsrail Projesi" 2010'daki "yalancı bahar"la, komşumuz Suriye'ye uzanmıştı. Tunus, Mısır ve Libya'yı sarsan senaryo aynen tekrarlanıyordu.
15 Mart 2011 günü, Dera'daki göstericilere ateş açtırarak "iç savaş" başlatan Nusayrî Beşar Esad'ın, neden ilk iş olarak Kandil'deki en azılı teröristleri getirip sınırımıza yerleştirdiği iyi anlaşılmadı.
Çünkü bu operasyon, Kürtlere kimlik bile vermeyen Esad'ın işi değildi. Nitekim sınırımızdaki terör yuvaları; ABD, İsrail ve İran'ın desteğiyle hızla güçlenmiş ve başımıza bela olmuştu!
Türkiye'yi terörle meşgul etmek kimin stratejisiydi?
Bu sorunun cevabını, "Suriye'yi iç savaşa biz soktuk" diyen Ehud Olmert vermişti.
TÜRKİYE'NİN ASIL PROBLEMİ "İÇERİDE" İDİ!
2009 yılında büyük bir kararlılıkla başlattığımız "Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi", ilgili birimlerin kontrolünde hızla ilerliyordu.
Yani Türkiye, sınırımızda "PKK koridoru" kuran İsrail'in plânını altüst ediyordu!
Tam da bu aşamada (14 Eylül 2011), "Oslo görüşmeleri"ni sızdıran FETÖ, sizce kime çalışıyordu?
"MİT, PKK ile görüşüyor" algısını yayan FETÖ, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı 7 Şubat 2012'de kimin emriyle "ifadeye" çağırmıştı?
Bütün bu kumpaslara rağmen devlet, "çözüm"de ısrar etmiş ve 21 Mart 2013 günü "Nevruz" için toplanan halka, PKK elebaşı Öcalan'ın "Silah bırakın ve ülkeyi terk edin" çağrısı "Kürtçe" okunmuştu. 25 Nisan'da ise Kandil'den, "Silahlı gruplar Kuzey Irak'a çekilecek" açıklaması yapılmıştı!
İSRAİL İÇİN EN KULLANIŞLI MAŞA FETÖ İDİ
Türkiye, yüz yıllık "vesayet prangası"nın son halkasından da kurtulmak üzereydi: Halbuki İsrail, bunu asla istemiyordu!
Mutlaka bir şeyler yapılmalıydı!
Yine "iç cephe"deki "büyük halka" kullanılmalıydı! Zira geçmiş yıllarda da "Güneydeki dost"a kritik hizmetler veren FETÖ, İsrail'in en kullanışlı "maşa"sı idi!
Nitekim 28 Şubat fitnesini de, FETÖ'nün sinsi desteği sayesinde gerçekleştirmişlerdi. Zira bu "algı darbesi"nde, "Başörtüsü furuattır" gibi "ısmarlama fetva"lar veren cemaatçi(!) Fetullah Gülen'in, Refah-Yol Hükümetine "Beceremediniz gidin" demesi sonucu belirlemişti!
Böylece, Arap ülkeleriyle "barışarak" İsrail'i arkadan kuşatmayı plânlayan Türkiye'yi diz çöktürmüş; aynı zamanda F-4 Phantom, F-5 Tiger II savaş uçaklarının satışı ve M-60 Patton tanklarının modernizasyonu gibi nice "bonus"lar götürmüşlerdi!
Çok kritik ayrıntılar için:
https://www.star.com.tr/yazar/mesele-senlik-degildir-terorsuz-turkiyede-28-subat-denemeleri-artabilir-yazi-1999898/
TERÖR BİTERSE İSRAİL'İN HAYALLERİ DE BİTER!
27 Mayıs 2013 tarihinde, "Gezi Parkı'nda ağaç katliamı" yalanıyla başlatılan protestolar, "Kadife Devrim, Arap Baharı" operasyonlarının mimarı Gene Sharp'ın sosyal medya üzerinden uyguladığı "Sivil İtaatsizlik" yöntemleriyle "kalkışma"ya dönüştürülmüştü.
Finansör yine George Soros idi. Tabii ki, Erdoğan'dan kurtulmak isteyen işadamları da ilgisiz değildi!
En kritik bölüm olan ayaklanmanın bütün Türkiye'ye yayılması görevi de FETÖ'ye verilmişti!
Eylemlerin sadece "oturma" şeklinde devam ettiği 30 Mayıs sabahı saat 05.00'te Taksim'e TOMA'lar eşliğinde dalan "Emniyet güçleri" adeta "Oturmayın; saldırın" demişti! Zira, Emniyet Müdür Yardımcıları Mithat Aynacı ve Yunus Dolar, göstericilere 150 bin biber gazı fişeği ve 300 ton su sıktırmıştı. Ramazan Emekli ise, içinde uyuyanların olduğu çadırları benzinle yaktırmıştı.
İsrail'in siparişiyle çığırından çıkan olaylar bütün Türkiye'ye yayılmış ve 112 gün devam etmişti.
HAŞHAŞÎLER DE YAHUDİLERE HİZMET EDİYORDU
Türkiye'yi karıştıranlar, diğer taraftan da Kandil'dekilere "Suriye'de sizin için muhteşem bir alan açıyoruz. Silah bırakmak, asrın fırsatını ıskalamaktır" diye fısıldamış; PKK da, geri çekilmeyi tamamen durdurmuştu.
Birkaç ay sonra (17 Aralık 2013), "savcı cübbeli" Celal Kara'nın "yolsuzluk" maskeli "darbe" teşebbüsü üzerine Başbakan Erdoğan Fetullahçılara, çok "anlamlı" bir benzetmeyle "Haşhaşîler" demişti.[1]
Anlamlıydı, çünkü "Haşhaşî" denilen "dai"leriyle Selçuklu Devleti'ni içeriden yıkan Hasan Sabbah da Yahudiler için çalışıyordu! Nitekim bir Yahudi bile Haşhaşî suikastına uğramamıştı!
İSRAİL EMRETTİ, SURİYE'YE HAREKÂTI FETÖ ENGELLEDİ
Gezi'den itibaren yoğunlaşan kumpasların asıl amacı, Türkiye'nin bunaltılması ve kendi derdine düşmesiydi. Çünkü Suriye'deki operasyonların nihaî hedefi, İsrail'in Türkiye'ye karadan ulaşmasıydı. Bu ise ancak; Türkiye'nin, Suriye'de olup bitenlere müdahale edememesiyle mümkündü!
PKK/YPG terör koridoru çabalarının sebebi de Türkiye'nin tecrit edilmesiydi! Bölge, PKK'lıların eğitilip gönderildiği bir "terör tarlası" haline gelmişti.
Başbakan Erdoğan'ın "Sınır ötesi operasyonlarla terörü kaynağında yok edelim" talimatlarını, TSK'daki FETÖ'cülerin "Suriye bataklıktır, girersek çıkamayız" raporlarıyla engellenmesinin sebebi de buydu![2]
Nitekim terör kaynaklarını kurutmaya yönelik harekâtlar, 15 Temmuz sonrasında hemen başlamıştı.
MİT TIR'LARINA BASKIN, İSRAİL OPERASYONU İDİ!
Bütün bunlara rağmen Türkiye engellenemiyordu! 25 Aralık operasyonundan bir hafta sonra Suriye'ye yardım götüren TIR, Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının talimatıyla 1 Ocak 2014'te, "Mühimmat taşıyor" gerekçesiyle durdurulmuştu.
İki hafta sonra (19 Ocak'ta) yine MİT'e ait üç TIR, "Kaçak silah ve mühimmat taşıyor" bahanesiyle Ceyhan'da durdurulmuş ve kamera kaydı yapılmıştı.
Başbakan Erdoğan, o akşam katıldığı bir TV programında, "Jandarma, MİT personelini silah zoruyla yere yatırarak tekmeledi" demişti.
Kumpasçı FETÖ savcısı Özcan Şişman, 11 Mayıs 2013 tarihindeki Reyhanlı saldırılarına da "resmen" göz yummuştu. Zira MİT, saldırıda kullanılacak araçların plakasını bile vermişti. Ancak, gözaltına alınması gereken teröristlere dokunmayan FETÖ'cü Şişman, İsrail'in talimatı gereği 53 sivili "bilerek" feda etmişti.
DEVLETE İHANET; TERÖRE DESTEK
FETÖ'cüler, terörle mücadelede görev almak için can atıyordu! Herkes de bunu "fedakârlık" sanıyordu! Oysa, "Çözüm Süreci"nden sonra terörün tekrar azmasında, FETÖ'cü mülkî amir ve askerlerin PKK'ya verdiği desteğin büyük etkisi olmuştu.
Terör yuvalarını bilerek pas geçen FETÖ pilotları, 24 Kasım 2015 günü sınırı kısa süre ihlâl eden Rus uçağını "Suriye'de" düşürmüştü! Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Emri ben verdim" diyerek, kahramanlık yapmıştı ama işin aslı, Türkiye'yi Rusya ile savaşa sokmak için organize edilmiş bir FETÖ/İsrail oyunuydu.
O günlerde Türkiye'nin Rusya ile çatışması, İsrail'in 75 yıllık hayalinin gerçekleşmesi anlamına geliyordu!
SEMİH TERZİ, DEAŞ'A KOORDİNAT VERDİ
Sınır ötesinden yapılan saldırıların bir türlü önlenememesi üzerine Kilis Valisi, Ankara'dan yardım istemişti. Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan gönderilen Tuğgeneral Semih Terzi'nin göreve başlamasından sonra saldırılar daha "isabetli" hale gelmişti! Çünkü FETÖ'cü Terzi, DEAŞ'a koordinat veriyordu![3]
15 Temmuz'dan sonraki soruşturmalarda, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti'nin, Güneydoğu'daki bütün PKK ve DAEŞ provokasyonlarına destek verdiği ortaya çıkmıştı. 20 Temmuz 2015 günü Suruç'ta gerçekleşen ve 34 kişinin ölümüne sebep olan katliamı da yine, FETÖ'cü Huduti plânlamıştı.
Kürtlerin kışkırtılması, İsrail'in, ilk günden bu yana tezgâhladığı bir "entrika" idi!
15 TEMMUZ HEDEFE ULAŞSAYDI TÜRKİYE NE OLACAKTI?
Darbecilerin listesinde "Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı" görünen 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Murat Soysal, sınırdaki en kritik bölgeler olan Karkamış, Elbeyli, Öncüpınar ve Tahtaköprü Barajı hattını koruyan birlikleri 15 Temmuz akşamı karakollara çekmişti! Obüslere ise "Sınır ötesine top atışı yapılmayacak" emri vermişti!
Dönemin Hatay Valisi Ercan Topaca, "FETÖ'cü subaylar, sınır koruma zırhlılarını ve askerleri, 15 Temmuz öncesinde 'devir teslim törenine hazırlık' bahanesiyle geri çekmiş ve bir haftadır tören provası yaptırmış" demişti.[4]
Sınır boyundaki FETÖ'cü komutanlar, 15 Temmuz gecesi; PKK/PYD ve DEAŞ teröristlerini yurda sokacaktı! 8-10 bin DEAŞ'lı, Alevi mahallelerinde katliam yapacaktı. İran ve Irak'tan getirilecek olan 50 bin Şiî milis ise, Sünnîlere saldıracak ve Türkiye, Suriye'den beter hale gelecekti![5]
Peki... Sizce bütün bunlar kime yarayacaktı?
***İsrail'in son operasyonlarını tekrar gözden geçirin ve tekrar düşünün...
Yukarıda kısaca özetlediğimiz "FETÖ taşaronlu Siyonist hıyanetler" engellenemeseydi, bugün Türkiye'nin hali ne olurdu?
***Çok şükür hâlâ ateş ortasında bir huzur adasıyız!
Ancak...
"Hıyanet" pusuda bekler ve "bitti" gafletinin açık bıraktığı kapıdan girer!
[3] Misliyle Vurduk Yalanı, Star, 15 Ağustos 2016.
[4] FETÖ'nün korkunç DAEŞ plânı ortaya çıktı, Star, 12 Ağustos 2016.
[5] Yeni Şafak, 22 Temmuz 2016.