Bakan Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalında yayınlanan ve Resul Serdar Ataş'ın sorularını yanıtladığı röportajda, gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.
Fidan, ABD ile İran arasındaki ateşkes görüşmelerine ilişkin, en acil önceliğin; ateşkesin devam etmesi olduğunu ve buna odaklandıklarını belirterek, "Ateşkesin alternatifi, savaşa geri dönmek ve kimse bu senaryoyu tekrar yaşamak istemiyor. Çünkü şu anda tüm dünya ekonomisi ve enerji güvenliği, bu savaş nedeniyle zarar görüyor." ifadelerini kullandı.
Herkesin bu savaşın müzakere edilen bir çözüm ile sonlanmasını umduğunu söyleyen Fidan, müzakere sürecinin inişli çıkışlı ilerlediğini ancak bunun müzakerelerinin doğası olduğunu belirtti.
Fidan, müzakerelerdeki son anlaşmazlığın da bu sürecin bir parçası olduğuna işaret ederek, müzakerelerin devam edeceğini dile getirdi.

ABD tarafının, İran'ın teklifini reddettiğini ancak önerilerin her zaman yeniden müzakere ve ifade edildiğini aktaran Fidan, arabulucular ya da öneri sunan tarafların, kendi ifadelerini ve konumlarını gözden geçirebileceğini, "yeni, kabul edilebilir bir ifade" kullanmanın mümkün olduğunu vurguladı.
Fidan, Türkiye'nin ABD ile İran arasındaki müzakerelerdeki rolüne ilişkin, Türkiye'nin 2010'dan bu yana arabuluculuk süreçlerinde rol almaya çalıştığını, bu müzakerelerin Pakistan tarafından çok iyi şekilde yürütüldüğünü ifade etti.
"ABD, İRAN VE BÖLGE ÜLKELERİYLE İLETİŞİMDEYİZ"
Türkiye'nin, Katar dahil bölge ülkeleriyle birlikte rolünün, arabuluculuk için elinden gelenin en iyisini yapan Pakistan'a olabildiğince yardım etmek olduğunu söyleyen Fidan, iki tarafla ve kendi aralarında iletişimi sürdürdüklerini dile getirdi.
Fidan, bu süreçte bazen en zor durumun, müzakerenin tıkanması olduğunu ve yaratıcı fikirler arandığını aktararak, tarafların ve arabulucunun bazen bu fikirleri bulamadığını ve bu durumda dışarıdan güvenilir ortaklara ihtiyaç duyulduğunu anlattı.
Taraflarla doğrudan görüşülmesinin yanı sıra bölge ülkeleri olarak kendi aralarında da görüştüklerini belirten Fidan, bunun en başta bölge için çok önemli olduğunu, bu nedenle bölge ülkelerinin müzakere sürecine destek vermek için ellerinden geleni yaptığını söyledi.
Fidan, bölge ülkelerinin müzakere sürecine yaklaşımına ilişkin zaman zaman bazı küçük çatışmaların yaşandığını ve son zamanlarda ne yazık ki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve bazı diğer ülkelerin saldırıya uğradığını hatırlattı.
Genel olarak ateşkesin şu anda sürdüğüne işaret eden Fidan, bölge ülkeleri arasında anlamlı iletişim ve danışma süreçlerinin işlediğini belirtti.
Fidan, Mısır ve Ürdün dahil olmak üzere, bölgedeki tüm ülkelerin müzakere sürecinde ne durumda olunduğuna ve devam eden bu sürece daha iyi nasıl katkı verilebileceğine dair birbiriyle konuştuğunu aktardı.
Türkiye ile Katar arasında ABD-İran müzakerelerine dair koordinasyona ilişkin, Türkiye'nin çok şey yaptığını ve Katar'ın çalışma şeklinin de Türkiye'nin yıllardır yaptığına çok benzediğini dile getiren Fidan, "Aslında arabuluculuk işlerindeki koordinasyonumuz 10 yıldan fazla bir süredir devam ediyor. Bölgesel bir kriz nerede olursa olsun, Türk-Katar koordinasyonu ve ortak çabası oradadır." dedi.
Katar'ın çalışma şeklini gerçekten takdir ettiklerini vurgulayan Fidan, Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin övgü peşinde değil, somut bir sonuç peşinde olduğunun altını çizdi.
Fidan, "Biz de böyle çalışıyoruz çünkü nihayetinde görmek istediğimiz şey, herhangi bir sorunun sonudur. Bu sefer, Körfez sorunu var. Geçen sefer, başka bir şey vardı. Diğer seferinde, Libya'da başka bir sorun vardı. Yani mükemmel bir koordinasyonumuz var." ifadelerini kullandı.
Diplomasinin başarısız olması ve tarafların tekrar savaşa girmesi halinde bir dizi senaryo olduğuna ve hangi senaryonun gerçekleşeceğine bağlı olarak farklı sonuçlarla karşılaşılabileceğine işaret eden Fidan, enerji ve enerji güvenliği açısından Türkiye'nin Hürmüz Boğazı'na çok bağımlı olmadığını vurguladı.
Fidan, "Orta Asya'dan, İran'dan, Rusya'dan ve Azerbaycan'dan Türkiye'ye petrol ve doğal gaz getiren 3 büyük boru hattı var. Enerjimizi gemilerle taşımadığımız için enerji güvenliği açısından etkilenmiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Herkesin enerji fiyatları açısından olumsuz etkilendiğini aktaran Fidan, savaşın devam etmesi halinde bazı istenmeyen sonuçlarla karşılaşılabileceğine ancak ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıklarına dikkati çekti.
"BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUN KABUL ETMEYECEĞİ YENİ BİR DÜZENLEME, ÇATIŞMA KAYNAĞI OLABİLİR"
Fidan, çoğunluğun görmek istediğini desteklediklerini, savaştan önceki statükonun herkesin memnun olduğu bir durum olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Dolayısıyla büyük çoğunluk tarafından kabul edilmeyebilecek yeni bir düzenleme getirmek, yeni bir çatışma kaynağı olabilir. Bunu istemiyoruz çünkü bu, diğer gerilim noktaları veya düğüm noktaları için örnek teşkil edebilir ve dünya ekonomisi bunu kolayca kaldıramaz. Bu nedenle savaştan önce olduğu gibi tüm gemilerin serbest geçişini görmek istiyoruz."
ABD ile İran arasında anlaşma sağlanması halinde Türkiye'nin ne tür katkılar ve mekanizmalar sunabileceğine ve Hürmüz Boğazı'nın mayınlardan temizlenmesinde bir rol oynayıp oynamayacağına ilişkin soru üzerine Fidan, herhangi bir mekanizma önermediklerini, Hürmüz Boğazı'ndaki sorunları ele alacak bir mekanizma oluşturmaya yönelik bazı önerileri yanıtladıklarını aktardı.
Fidan, sorunların farklı tanımları ve çözümleri olduğuna değinerek, bu fikirlerin görüşülmesi gerektiğini, Fransa ve İngiltere'nin farklı girişimlerde bulunduğunu, daha sonra bu girişimlerin birleştiğini hatırlattı.
"İRAN-ABD'NİN GÖRÜŞMELERİ OLUMLU SONUÇLANDIRMALARINI UMUYORUM"
Bu süreçte görüşmelere katıldıklarını, fikirleri ve teklifleri gördüklerini anlatan Fidan, "İran ve ABD'nin görüşmelerini olumlu bir şekilde sonuçlandırmalarını, bir uzlaşma ve anlaşmaya varmalarını umuyorum. Sonrasında ek bir desteğe ihtiyaç duyulursa biz de orada olabiliriz. Ancak herhangi bir anlaşma ya da diplomatik bir sonuç olmadan katılımımızın anlamlı ya da olumlu olmayacağını düşünüyorum." diye konuştu.
Fidan, ABD ve İran'a barışçıl çözüm yönündeki tavsiyesine ilişkin tarafların 20 yıldan fazla süredir nükleer meseleyi görüştüğünü ve savaşın ana kaynağının da bu konu olduğunu vurgulayarak, geçen yıla kadar tarafların sıcak savaştan kaçındığını dile getirdi.
"SAVAŞI SONLANDIRMAK İÇİN YETERLİ İSTEK VE NİYET VAR"
Sıcak savaşın gerçekleşmesinin ardından en kötüsüne şahit olduklarına işaret eden Fidan, şunları söyledi:
"İsrail'in provokasyonuyla İran ile ABD arasında tam ölçekli bir savaş. Artık tarafların tecrübe edeceği bir şey kaldığını düşünmüyorum. Bence artık durup, sadece ilgili iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bu soruna gerçek bir çözüm bulma zamanı geldi. Savaşı sonlandırmak ve taraflar arasında normal hayata dönmek için yeterli istek ve niyet var, bu iki taraftan alınan izlenim."
Fidan, taraflar arasındaki durumun tırmanma eğiliminde olmasıyla hem dünya ekonomisi hem de bölgesel istikrar açısından daha fazla trajedinin ve olumsuzluğun ortaya çıkma riski bulunduğuna dikkati çekerek, "Sonuç olarak her iki tarafın da kalıcı bir çözüme ulaşmayı başarabileceğini düşünüyoruz." dedi.
ABD ve İran'ın anlaşmaya varamaması durumunda, bunun etkilerinin yeni bir bölgesel düzen oluşturup oluşturamayacağıyla ilgili soruya Fidan, "Evet oluşturabilir. Bu, son 30 yıldaki savaşlardan, terörizmden, istikrarsızlıktan, işgallerden ve bölgemizde yaşanan her şeyden acı dersler çıkaran bölgesel ülkelerle savaştan önce bile tartıştığımız bir konu. Bence bölgesel kapasite, gerçekten yaratıcı fikirler üretmek ve bunları uygulamak için yeterince olgunlaştı." yanıtını verdi.
Fidan, "hegemon" kelimesini bölgenin "sözlüğünden" silmeye çalıştıklarını dile getirerek, bölgede boyun eğme ve tahakküme yer olmadığını, bölge ülkeleri arasında toprak bütünlüğü, egemenlik ve güvenliğe saygı temelli bir işbirliğinin getirilmesini istediğini vurguladı.
"(SURİYE-UKRAYNA-TÜRKİYE GÖRÜŞMESİ) 3 ÜLKE ARASINDA İYİ BİR GÖRÜŞMEYDİ"
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin nisandaki Suriye ziyaretine ilişkin soru üzerine Fidan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu sadece iki taraf arasında uygun bir görüşmeydi. Ukrayna, bölgede yeni, Türkiye ise uzun zamandır bölgede. Bence bu sadece 3 ülke arasında iyi bir görüşmeydi. Suriye ile mükemmel ilişkilerimiz var, Ukrayna ile de uzun zamandır iyi ilişkilerimiz var. Bu yüzden iki ülkenin olası işbirliği alanları hakkında görüşme yapması iyi oldu diye düşünüyorum."
Fidan, Suriye'nin şu anda bölgenin diğer ülkeleriyle iyi ilişkiler kurduğunu aktararak, Brüksel'de dün gerçekleşen Avrupa Birliği (AB) ile Suriye arasındaki ilk "Üst Düzey Siyasi Diyalog Toplantısı'ndan" iyi bir sonuç elde edildiğini, bu yüzden Suriye'nin bölge için "bir başarı öyküsü" olduğunu belirtti.
Bölgesel sahiplenme konusuna atıfta bulunan Bakan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bölge ülkeleri bir araya geldi ve Suriye'ye karşı tek tip bir pozisyon belirledi. Suriye, bu pozisyona çok başarılı bir şekilde yanıt verdi. Şimdi herkes, Suriye'de istikrar ve güvenliğin tadını çıkarıyor. Suriye, eskiden iç savaşın, terörizmin beşiği ve bütün bölge ülkeleri için bir tehditti. Şimdi, elhamdülillah, bunların hepsi geride kaldı. Şimdi Suriye, kimseye tehdit oluşturmayan istikrarlı bir ülke. Türkiye de dahil olmak üzere, farklı ülkelerden tüm mülteciler geri dönüyor. Ve bu büyük bir başarı."
"SURİYE'DE ENDİŞE VERİCİ OLAN İSRAİL'İN NİYETİ"
Suriye'de devlet ve ulus kurma sürecinde karşılaşılan zorluklara ve risklere de değinen Fidan, şunları kaydetti:
"Her şeyden önce, biliyorsunuz bu soruyu geçen yıl bu zamanlarda sorsaydınız, örneğin; silahlı grupların birleştirilmesi sorunu vardı ve bu büyük ölçüde başarılı oldu. Şimdi silahlı gruplar, tek bir komuta ve kontrol altında. Bu, YPG'nin sorunuydu. Ve bu sorun, üzerinde anlaşmaya varılmış bir yol haritasının sonucu olarak hala çözüm aşamasında. Ama şimdi ülkede farklı etnik gruplar, milliyetler ve dinler açısından göreceli bir barış var. Büyük bir çatışma bildirilmedi. Ancak hepimiz için daha endişe verici olan İsrail'in niyeti."
Fidan, İsrail'in Suriye'deki eylemlerinin öncelikle Türkiye'nin güvenlik endişeleri perspektifinden sunulmaması veya tanımlanmaması gerektiğini vurguladı.
İsrail'in, Suriye devletinin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini "ihlal ve işgal ettiğini" vurgulayan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu, Suriye için büyük bir ulusal güvenlik tehdididir ve tıpkı Lübnan, Batı Şeria ve Gazze için olduğu gibi. Bu nedenle, bence tüm Arap ülkeleri, Müslüman ülkeler, bölgesel ülkeler, Avrupalılar, herkes bir araya gelmeli ve bu politikaya karşı çıkmalıdır, çünkü hiç kimse Suriye'den gelen ve Avrupa da dahil olmak üzere diğer tüm ülkelere giden ek bir mülteci akını görmek istemez. Dolayısıyla İsrail, istikrarsızlığın, savaşların, yıkımın ve kitlesel göçün kaynağı ve nedeni olmaktan vazgeçmelidir."
Fidan, Türkiye'nin bugünkü dış politikasına bakıldığında coğrafi, tarihi ve modern anlamda mümkün olan her sektörde farklı coğrafyalarla ilişkiler görüldüğünü söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:
"Çünkü biz coğrafi olarak Avrupa'da yer alıyoruz, Güney Kafkasya'da bir konuma sahibiz. Doğu sınırlarımıza baktığınızda İran'la sınırımız var ve bu tüm Asya'ya uzanıyor. Güneydoğu sınırlarımıza baktığınızda Irak ve İran var, bu da Batı'nın Orta Doğu olarak adlandırdığı bölgeye kadar iniyor. Kuzeye baktığınızda Karadeniz var. Güneye baktığınızda Akdeniz var. Bu nedenle çok coğrafyalı ve çok boyutlu stratejik yönelim politikalarına sahip olmak zorundayız."
Stratejik yönelimin ve dengelerin bölgelere göre farklılık gösterdiğini belirten Fidan, "Bu yüzden aynı değerler ve aynı ilkelerle farklı bölgelerde dış politikamızı dikkatli şekilde yürütüyoruz." dedi.
"BÖLGEDE VE BÖLGE ÖTESİNDE ARABULUCULUK İÇİN YOĞUN ÇALIŞIYORUZ"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 20 yılı aşkın süredir devam eden yönetiminde, Türkiye'de ekonomik kalkınma, siyasi istikrar, halkın refahının artırılması ile altyapı ve kamu hizmetlerinin yaygınlaştırılması adına atılan adımların benzerini bölgede de görmek istediklerini vurgulayan Fidan, "Bu nedenle bölgemizde ve bölgemizin ötesindeki her çatışmada arabuluculuk için çok yoğun çalışıyoruz. Balkanlar'da, Güney Kafkasya'da, Orta Doğu'da, Asya'da ve Karadeniz'de kalkınma ve bölgesel barış görmek istiyoruz." diye konuştu.
Fidan, bu kapsamda Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes görüşmelerine aktif şekilde katıldıklarını, Balkanlar'da Balkanlar Barış Platformu'nun kurulduğunu aktararak, aynı zamanda Irak'ta daha sorumlu olunması, Suriye'de istikrar sağlanması ve İran'da ateşkes için çalışıldığını belirtti.
Bakan Fidan, Türkiye'nin bölgedeki siyasi tutumunun tutarlı olduğunu ve istikrar sağlanmasını amaçladığını söyledi.
Farklı coğrafi bölgelere yönelik, farklı stratejik perspektiflerin zaman zaman birbiriyle çelişebildiğini belirten Fidan, bunun Avrupa güvenliği açısından başa çıkılması gereken zorluklardan biri olduğunun altını çizdi.
NATO'NUN EN ÖNEMLİ DEĞERİ, ÜYE DEVLETLER ARASINDA BARIŞ VE İŞBİRLİĞİ
Fidan, "Bence NATO son derece gerekli. Uzun zamandır NATO yalnızca caydırıcılıkla ilgili değildi. Bence caydırıcılık, NATO için ikinci önemli unsur olacak. Bana göre, NATO'nun en önemli değeri; Avrupa'daki üye devletler arasında barışı ve işbirliğini sürdürmesi." dedi.
NATO'nun 2. Dünya Savaşı'nın hemen ardından kurulmasına kadar Avrupa ülkeleri arasında çok sayıda savaş yaşandığına, NATO'nun Soğuk Savaş döneminde kurulduğunda ülkelerin birbirlerinin güvenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemenliğine bağlılık taahhüdünde bulunduğuna dikkati çeken Fidan, bunun sonucunda bölgesel istikrar oluştuğunu belirtti.
Fidan, "Buna Amerikalılar öncülük etti. Bu süreç, Avrupa topluluğunun ardından da Avrupa Birliği'nin (AB) kurulmasına yol açtı. Şimdi ise Amerika'nın Avrupa güvenliğinden çekilmesi konuşuluyor." değerlendirmesinde bulundu.
ABD'nin uzun zamandır itirazlarını ve eleştirilerini dile getirdiğini belirten Fidan, bu durumun ABD Başkanı Donald Trump'tan önceki yönetimlerde de farklı konu ve düzeylerde yaşandığını anlattı.
Fidan, "Avrupalı ülkelerin, kendi paylarına düşeni buna uygun şekilde üstlenmeleri gerektiğini, aksi takdirde her yükün ABD tarafından taşınmasının adil olmadığını ifade ediyorlardı. Bunun hiç kimsenin çıkarına hizmet etmediğini söylüyorlardı." dedi.
Bu konunun pek çok kez vurgulandığını ve dolayısıyla Avrupalılar tarafından anlaşıldığını belirten Fidan, Avrupa ülkelerinin halihazırda savunma harcamalarını ve sanayi altyapılarını artırdığını ancak başka bazı sorunların da olduğunu söyledi.
"AVRUPA GÜVENLİĞİNİN TANIMI ÜZERİNDE UZLAŞILMIŞ DEĞİL"
Fidan, "Şu anda Avrupa güvenliğinin tanımı üzerinde uzlaşılmış değil çünkü NATO şemsiyesi altında 2 Avrupa var. Bunlardan biri, AB. Diğeri ise NATO üyesi olup, AB üyesi olmayan ülkelerden oluşuyor. Türkiye, Norveç, İzlanda, Arnavutluk, Karadağ, (Kuzey) Makedonya gibi. Bu ülkeler, NATO çatısı altında yer alıyor ancak AB üyesi değiller." diye konuştu.
Bu iki farklı alanın, ortak bir Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl oluşturulacağı konusunda ortak anlayış geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Fidan, şunları kaydetti:
"Şimdi Avrupa Birliği çatısı altında bir tartışma yürütülüyor. Avrupa Birliği ülkeleri tarafından kararlar alındı ve savunma harcamalarını artırmak ve savunma sanayi altyapısını güçlendirmek için bunları uygulamaya başladılar. Peki Avrupa'daki diğer ülkeler? Şimdiye kadar NATO, bir şemsiye örgüttü, aslında bütün bu farklılıkları bir şekilde yönetiyordu. Ancak artık NATO'nun kendi içinde bile ayrışan çıkarlar ve yapılar var."
Fidan, ABD'nin transatlantik güvenlikten daha fazla çekilmeye karar verip, NATO içinde kalmaya devam etmesi halinde yarı yapısal bir sorunla karşı karşıya kalınabileceği değerlendirmesi yaparak, "ABD, hala içeride olur ancak bazı boşlukların başka ülkeler tarafından doldurulması gerekir. Bu nedenle bence temmuzda Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, NATO'nun geleceği açısından çok önemli." dedi.




