Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Etiyopya dönüşü gazetecilere verdiği röportajda hem de Valiler Buluşması'nda Terörsüz Türkiye sürecine dair mesajlar verdi. Altı aydır devam eden Meclis komisyonunun çalışmalarının sona ermesi ve hazırlanan raporun oy çokluğuyla kabulünden sonra artık yeni bir aşamaya geçtik diyebiliriz. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da konuşmasında bunu vurguladı:
"Süreci sabote etmek isteyen karanlık odaklara rağmen 16 aydır hem büyük bir hassasiyetle hem de müstesna bir başarıyla süreci yönetiyoruz. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun inşallah suhuletle çözülmesiyle birlikte önümüz daha da açılacaktır. Malumunuz Meclisimizin çatısı altında kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz raporunu bugün tamamladı. Tüm siyasi parti gruplarının desteğiyle nihai raporunu kabul etti.
Komisyonumuz vazifesini titizlikle yaparak uzlaşı temelinde kaleme aldığı raporuyla sürece ivme kazandıracak bir perspektif ortaya koymuştur. Yol haritası niteliğindeki bu raporu önemli bir kazanım olarak görüyorum. Şimdi Meclisimizde sürecin yasal boyutuyla ilgili mütalaalar başlayacak. Silah bıraktığını ilan eden terör örgütünün tamamen tasfiyesi noktasında bazı adımlar atılacak. Böylece önce terörsüz Türkiye'yi, inşallah ardından da terörsüz bölgeyi coğrafyamızda kuvveden fiile çıkaracağız."
***2024 yılı Meclis açılışındaki bir jestle başlayan, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin herkesi şaşırtan çıkışlarıyla görünür olan süreç için en önemli handikap Suriye'ydi. 2013'te başlayan çözüm süreci PKK'nın Suriye'deki iç savaşı egemenlik ilan etmek adına fırsat olarak görmesi sebebiyle akamete uğramıştı. "Rojava devrimi" hayali ve ABD'nin desteğiyle kurulan sözde kantonal yapılar Türkiye'ye de taşınmak istenmişti. Hendek terörü ve Kobani kalkışması esasında PKK'nın amacı, Suriye'deki iç savaş ortamını Türkiye'ye de sıçratmak ve şiddet ortamından istifade ederek uluslararası güçlerin Türkiye'ye müdahalesini sağlamaktı.
O dönem Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün Türkiye'ye müdahale etmesi gerektiğini savunan yazılar yazanlar bile vardı.
Dolayısıyla o noktadan bugüne gelmek kolay olmadı. Bunu kabullenmek de PKK için kolay olmadı. Oysa ne hayaller kurmuşlardı; istemedikleri Kürtleri Suriye'den göndermiş, kendileriyle iş birliği yapmayan Arapların tamamını DEAŞ'lı, Türkiye'yi de DEAŞ'a yardım etmekle itham etmiş ve buradan Suriye'nin petrol kaynaklarının üzerine çökerek bir PKK devleti kurabileceklerine inanmışlardı. Rojava devriminin özeti buydu.
***Saha değişti, arkalarındaki güç çekildi ve böylece aslında kâğıttan kaplan olduklarını, taşeronluklarını yaptıkları aktörler de görmüş oldu. Suriye ordusu kısa sürede YPG'yi süpürerek Kürt halkının yoğun yaşadığı yerlere kadar sıkıştırdı. Ve nihayet 10 Mart mutabakatına razı olmayan YPG, daha dar kapsamlı bir anlaşmaya evet dedi.
Bundan sonrası daha çok Suriye'nin meselesi diyebiliriz. Türkiye için tabii ki ismini verdiği PKK'lıların Suriye'den çıkartılması kırmızı çizgi.
Meselenin Suriye ayağında gelinen nokta ve dün itibarıyla komisyonda kabul edilen raporla birlikte "Terörsüz Türkiye" sürecinde çok önemli bir aşamaya geçilmiş oldu. Sürecin bu noktaya gelebilmiş olması bile başlı başına çok büyük bir başarı. Komisyonun çalışması, Meclis'in birbirinden taban tabana zıt görüşleri benimseyen partilerinin birlikte Türkiye'nin en hassas konusunu tartışabildiğini gösterdi. Bu deneyim tarihî öneme haiz.
Suriye vasatı, Türkiye'nin askerî ve istihbari gücünü göstermesi bakımından fevkalade ehemmiyetli.
İktidar partisinin ve hassaten Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyaset yaptığı dönemde Türkiye'nin sırtındaki bu kamburdan kurtulmasını ne kadar önemsediğini de bir kez daha göstermiş oldu.
Bunu başaran Türkiye daha neleri başaramaz ki!