İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik başlattığı saldırılarda iki hafta geride kaldı. Öncesinde ağırlıklı görüş, ABD'nin askeri yığınağı diplomasi masasında elini güçlendirmek için yaptığı şeklindeydi. Savaş gemilerini ilk kez okyanus ötesine yüzdürüyor değildi. En realistler bile savaşın çıkacağına dair net konuşmaktan imtina ediyordu.
ABD her ne kadar Çin'in müttefiklerini ve enerji tedarikçilerini kendine bağlamak istese de, savaş doğru bir seçenek gibi gözükmüyordu. Ama düşük sayılan bu ihtimal gerçek oldu ve İsrail ile ABD, güncellenmemiş istihbarat hatası olarak anılacak bir katliama imza atarak savaşı başlattı. Daha ilk günden bir okulu iki kere üst üste bombalayarak 178 kız çocuğunu katletti.
Devam eden günlerde ağırlıklı görüş, savaşın kısa süreceği şeklindeydi. Trump da zaten "4 günde toparlanır, geri döneriz" diye bakıyordu. İki haftanın ardından savaşın yayıldığı alan ve tırmandığı mesafeye bakınca, yavaş yavaş "o kadar da kısa sürmeyebilir" yorumları yapanların sayısı artmaya başladı.
ABD ve İsrail ne rejimin kafasını koparabildi ne de rejimi devirebildi. Hatta saldırılar altında içeride cesaretlendirdikleri muhalifler de geri çekilmek zorunda kaldı. Kürtleri silahlandırıp kara gücü olarak kullanma fikri de sahipsiz kaldı. Şu anda savaşı sona erdirecek yakın bir seçenek yok gibi.
İran, Ali Hamaney'in öldürülmesine ve ülkedeki tüm kritik noktaların mütemadiyen bombalanmasına rağmen çözülmedi; iki kozunu da oynamaktan çekinmedi. Önce bölgedeki ABD üslerini vurarak Körfez ülkelerinin ABD'yi baskılamasını sağlamaya çalıştı. Ardından da en büyük kozu olan Hürmüz Boğazı'nı kapatarak savaşın maliyetini sadece savaşan taraflar için değil, tüm dünya için artırma yoluna gitti.
Ne acı ki savaşları bitiren şey, masum insanların can vermesi olmuyor. Ya taraflar yenişemeyecekleri noktaya ulaştıkları için ya da göze alınamayacak ekonomik bedeller ortaya çıktığı için savaşlar sona eriyor.
İran'a yönelik savaşla ilgili tahminlerin odağında da bu var.
Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı kartına karşı İran'ın en büyük enerji terminali ve körfezi olan Hark adasındaki askeri hedefleri vurarak karşılık verdi.
Amacı Hürmüz Boğazı'nın açılmasını sağlamak. Geçen sene martın ilk 10 gününde boğazdan geçen gemi sayısı 2158 olduğu halde sayının bu sene aynı günlerde sadece 77 olduğu söyleniyor.
Savaşın en şiddetli noktasında mıyız, bilinmez ama İran'dan gelen açıklamalar hiç de geri adım sinyali vermiyor. İran bir taraftan BAE ve Bahreyn gibi Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vururken, bir taraftan da "ABD üsleri kimseyi korumuyor, bilakis tehlikeye atıyor. ABD, İsrail için herkesi feda ediyor. ABD tarafından giydirilen herkes kelimenin tam anlamıyla çıplak" diyerek mevcut gerçekliği gözler önüne seriyor.
Savaş şu anda kimse için sona erecek noktaya gelmiş gözükmüyor. Ne Netanyahu ne de Trump, başarı olarak satabilecekleri bir şey elde etmiş değil. İran ise zaten varlık yokluk mesabesinde bir yerde.
Bu savaş, 3-4 ülkenin dahil olduğu bölgesel bir savaş olarak da yeterince korkunç ve maliyet üretici ama maalesef bundan da biraz fazlası... Uzunca bir süredir konuştuğumuz sistemik dönüşümün mimarı olacak bir savaşın içindeyiz. Savaş bu yüzden başladı ve bu yüzden de daha devam edeceğe benziyor.