Dünyanın haline bakar mısınız? Tam bir kim kime dumduma hali. İslam'ın nitelemesiyle kusursuz bir "cahiliye" döneminden geçiyoruz. Ekranları ve bireysel ve toplumsal hayatları kasıp kavuran batıl inançlardan, hurafelerden, insanları insanlıktan çıkaran düzmece dinlerden, sapkın, iğrenç hayat tarzından, zulüm ve despotluktan bahsetmiyorum, modern eğitim düzeni adı altında sistematik olarak insanları, insanların rabbinden başka her şeye taptıran çağdaş cahiliyenin alamet-i farikası bu hususları yazılarımda sık sık dile getiriyorum zaten. Benim maksadım, eskisiyle, moderniyle cahiliyenin bir diğer özelliğine, çoğu insanın, toplumun ve liderin sandığının aksine insanlık için güvenlik unsurunu da sağlayamamasına işaret etmektir. Yani hiçbirimiz güvende değiliz. Kur'an-ı Kerim, cahiliyenin güvenliği yok edici özelliğine şöyle işaret ediyor: "Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan kaçırılıp götürülmektedir...?" (Ankebut, 67).
Ayet-i kerime, eski cahiliyede insanların bütünüyle güvenlikten yoksun olduklarını anlatıyor. Sabah uyandığımda, çağdaş ve özgür dünyanın ve de insanlık medeniyetinin öncüsü, ileri demokrasinin beşiği ABD'nin bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro'yu ve eşini kaçırdığını öğrenince yukarıdaki ayet aklıma geldi ve ister ilkel ister modern olsun cahiliye sistemi egemen olduğu sürece, hiç kimse güvende değildir, dedim. Zulüm gibi, zorbalık gibi, haydutluk, eşkıyalık, teröristlik gibi kullanılabilecek birçok kavram varken ve bunların her biri de mevcut gelişmeye tam olarak uyuyorken "cahiliye" kavramını kullanmamın sebebi, insanlık açısından İslam'ın öncesi ile sonrası arasında hiçbir farkın olmadığına dikkat çekmektir. İslam'ı kaybeden bir dünya, sahih akidesini, tertemiz hayat tarzını, özgürlüğünü, maddi ve manevi tüm varlığını yitirdiği gibi uğruna bütün bunları feda etmeyi göze aldığı güvenliğini de yitirir. Despottan yana güvende olmak veya yardımını alabilmek için bütün her şeyinizi feda etseniz bile doymak nedir bilmeyen zorba gün gelir sizi de yutar: "Kendilerine bir itibar ve güç vesilesi olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler. Hayır, o (düzmece) tanrılar onların kulluklarını dikkate almayacaklar ve kendilerine hasım olacaklar" (Meryem, 81,82).
Maduro'nun bir devlet başkanı olarak halkına nasıl davrandığını, iyi mi kötü mü olduğunu, doğrusunu isterseniz bilmiyorum. Bu yüzden onun hakkında bir hüküm veremeyeceğim. İyi oldu da demeyeceğim. Ama Trump'ın nasıl biri olduğunu, en azından Filistin'de katliamlar yapılırken, Gazze yerle bir edilirken, on binlerce insan hayatını kaybederken, yüz binlercesi de evsiz barksız kalırken zulüm ve soykırım makinası İsrail'in arkasında durduğunu biliyorum. İsrail'in başbakanı Netanyahu'nun işlediği her katliamdan önce veya sonra Trump'a koştuğu sizin de dikkatinizden kaçmamıştır. Ya katliam talimatı alıyor ya da katliam sonrası aferini kapmaya koşuyor dedirtiyor insana. O yüzden Maduro bağlamında son gelişmeye bakarken bu sürecin hangi zulmün, ne tür bir işkencenin, vahşetin neticesi olduğunu bilmiyoruz. Ama Trump'ı eksene alıp bakınca, böyle bir kapıp kaçırmanın mutlaka makul, mantıklı bir gerekçesinin olması gerekir diyemiyoruz. Dolayısıyla birey veya devlet, hiç kimse güvende değildir diye endişelenmekte yerden göğe kadar haklıyız.
Çağdaş Batı medeniyetine güvenen, onun sevgisini, kabulünü kazanmak, böylece güvenliğini garantile almak isteyenler bir kez daha düşünün. Eskisi ve yenisiyle cahiliyenin güven verdiği görülmemiştir.