18 Mayıs 2026 Pazartesi / 2 ZilHicce 1447

Küresel Sumud Filosu'na saldırı! Bakan Fidan: İsrail korsanlığını kınıyoruz

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Berlin'de Almanya Federal Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda siyonist İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na yönelik saldırılarına yönelik açıklamalarda bulunan Bakan Fidan, 'İsrail korsanlığını kınıyoruz' dedi.

HABER MERKEZİ18 Mayıs 2026 Pazartesi 17:47 - Güncelleme:
Küresel Sumud Filosu'na saldırı! Bakan Fidan: İsrail korsanlığını kınıyoruz

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na saldırısına ilişkin "Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bu korsanlık eylemini en güçlü şekilde kınıyoruz. Gemilerde yaklaşık 40 ülkeden katılımcı bulunmaktaydı. Bu ülkelerle temas halindeyiz. Vatandaşlarımızın en kısa sürede serbest bırakılması için gerekli girişimleri de kararlılıkla sürdürmekteyiz." dedi.

Fidan, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile Berlin'deki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Karşılıklı ziyaretlerin Türkiye-Almanya arasında siyasi liderlerin ortaya koyduğu irade ile ilişkilerin tekrar nasıl ivme kazandığını gösteren önemli bir gösterge olduğunu belirten Fidan, "Diğer önemli bir gösterge de bakanlar olarak başkanlık yaptığımız, 12 yıl aradan sonra ilk defa topladığımız stratejik diyalog mekanizması (Türkiye-Almanya Stratejik Diyalog Mekanizması Üçüncü Toplantısı) tekrar hayata geçti." ifaderini kullandı.

Fidan, Türkiye ve Almanya'nın daha fazla alanda daha güçlü bir ortaklık sergilemesi gerektiği görüşünde olduklarını vurgulayarak, "Sayın Cumhurbaşkanı'mız (Recep Tayyip Erdoğan) ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in ortaya koyduğu irade doğrultusunda birlikte çalışmayı sürdüreceğiz." dedi.

Başbakan Merz tarafından kabul edildiğini de belirten Fidan, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mesajlarını ilettiğini hem de Başbakan Merz'in görüşlerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'a iletmek üzere aldığını vurguladı.

Almanya'nın, Türkiye'nin Avrupa'daki en büyük, dünyada ikinci büyük ticaret ortağı olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti:

"52 milyar dolar seviyesindeki ikili ticaret hacmimizi, yakın vadede 60 milyar dolara çıkartabileceğimize inanıyoruz. Enerji ve bağlantısallık alanlarında diyalog ve işbirliğimizin gelişmesinden memnuniyet duyuyoruz. Bilhassa yenilenebilir enerji alanında somut projeleri beraber hayata geçirmek istiyoruz. Diğer yandan savunma sanayisi alanındaki işbirliğimizin çeşitlenmesi ve gelişmesine de ayrı bir önem veriyoruz. Bu alandaki işbirliğimizin artması ilişkilerimizin stratejik niteliğini daha da pekiştirecektir."

Fidan, güvenlik alanında müşterek çabaların bir diğer önemli boyutunun da terörle mücadele olduğunu kaydederek, "Terörle mücadele işbirliğimizin müttefiklik ruhuna uygun, net ve sonuç odaklı bir zeminde geliştirilmesinin her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyoruz." dedi.

Türk toplumunun Almanya'ya katkılarının ülkeler arasındaki ilişkileri daha da zenginleştirdiğini kaydeden Fidan, "Türk toplumunun Batı Avrupa'daki güçlü varlığı, ortaklığımızın yalnızca devletler düzeyinde değil, toplumlar nezdinde de kökleştiğini göstermektedir." diye konuştu.

- "TÜRKİYE İLE DERİNLEŞTİRİLMİŞ BİR EKONOMİK ENTEGRASYON, AB İÇİN BİR STRATEJİK GEREKLİLİK HALİNE GELMİŞTİR"

Fidan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden (AB) temel beklentisinin, Türkiye ile ilişkilerin ve AB'ye adaylık sürecinin siyasi konulardan bağımsız şekilde yürütülmesi olduğunu belirterek, "Kabul edilmesi lazım ki, zamanın ruhu, Türkiye-AB ilişkilerinin daha gerçekçi, stratejik ve sonuç odaklı bir zeminde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Düzensiz göçle mücadele eden bölgesel güvenliğe, enerji koridorlarından terörle mücadeleye kadar pek çok başlıkta güçlü işbirliği yürütmemiz gerekmekte." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerine atıfta bulunan Fidan, şunları söyledi:

"Türkiye'nin hak ettiği yeri almadığı bir Avrupa mimarisinin eksik kalacağı ve krizlerle başa çıkma kapasitesinin zayıflayacağı da açık. Örneğin AB'nin ekonomik geleceği, rekabetçi kapasitesini güçlendirmesine, şoklara karşı dayanıklılığını artırmasına ve tedarik zincirlerini yakın bölgelerde yeniden yapılandırabilmesine bağlıdır. Türkiye ile derinleştirilmiş bir ekonomik entegrasyon, AB için bir stratejik gereklilik haline gelmiştir. Bu, Türkiye için de geçerlidir."

Fidan, bu entegrasyonu hayata geçirmenin ilk ve en büyük somut adımının ise Gümrük Birliği'nin yeniden güncellenmesi olacağını vurgulayarak, "Keza vize serbestisi ve diyaloğunun bir an evvel somut bir neticeye ulaşması, ortaklığımızın doğal akışını ve ruhunu zedeleyen bir meselenin ortadan kalkmasını sağlayacaktır." dedi.

Türkiye'nin AB'nin savunma ve güvenlik ilişkilerinden dışlanmasının, Avrupa'nın ortaya koyduğu güvenlik hedefleriyle çeliştiğinin altını çizen Fidan, "Türkiye'nin savunma sanayisi alanında katettiği mesafe, AB'nin kendi stratejik duruşunu hayata geçirebilmesi bakımından Avrupa'nın elindeki en değerli imkanlardan biridir. Bu imkanın görmezden gelinmesi Avrupa'nın çıkarlarına da zarar vermektedir." diye konuştu.

- "AVRUPA'NIN KALBİNDE BEŞİNCİ YILINA GİREN BİR SAVAŞIN VARLIĞI ARTIK KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİLDİR"

Fidan, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın Avrupa'ya ağır bedeller ödetmeye devam ettiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avrupa'nın kalbinde beşinci yılına giren bir savaşın varlığı artık kabul edilebilir bir durum da değildir. Değerli meslektaşımla bu savaşın gidişatı, Ukrayna'daki son durum ve savaşın nasıl durdurulabileceğine, yürüyen müzakerelere ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. Son dönemde ilan edilen kısa süreli ateşkesler, önümüzdeki dönemde kalıcı bir çözüm için diplomatik zeminin halen mevcut olabileceğini göstermiştir. Bu zeminin büyümesi hepimizin ortak çabasına bağlıdır."

Fidan, Türkiye'nin başından beri olduğu gibi bundan sonra da bu savaşın durması için elinden gelen çabayı her türlü platformda göstermeye devam edeceğini söyledi.

- İSRAİL'İN SUMUD FİLOSU'NA SALDIRISI

ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşa değinen Fidan, "Yaşanan büyük krizin diplomatik yollarla bir an önce çözülmesi tüm dünyanın yararınadır. Pakistan'ın arabuluculuk faaliyetlerine Türkiye olarak katkı sağlamaya devam ediyoruz." dedi.

Fidan, önceliğin ateşkesin muhafaza edilmesi olduğunun altını çizerek, "Savaşın yeniden başlamasının küresel düzeyde çok ciddi ekonomik ve siyasi sonuçları olacaktır. İran'ın da ABD'nin de bu riskin farkında olduklarına ve kalıcı bir anlaşmaya varılması yönünde gerekli iradeye sahip olduklarına inanmak istiyoruz." diye konuştu.

Krizlerin aşılmasının ancak bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan kapsamlı bir güvenlik ve refah vizyonuyla mümkün olduğunu kaydeden Fidan, "Bölgesel sahiplenme ve ortak akılla barışın nasıl inşa edilebileceğini Suriye'de bugün gelişen istikrar tablosu en güncel ve somut örnek olarak ortaya koymaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, bu barış ve refah vizyonunun tam anlamıyla hayata geçmesinin bölgedeki neredeyse tüm kronik krizlerin ana kaynağı olan Filistin meselesinin iki devletli zemin temelinde çözüme kavuşturulmasına bağlı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Bu barış vizyonu karşısında en büyük engel maalesef yine İsrail'in aşırılıkçı ve yayılmacı politikalarıdır. Gazze'de ve Batı Şeria'da masumları hedef alan, Lübnan ve Suriye'ye kadar uzanan bu saldırganlık, maalesef artık küresel bir tehdide dönüşmüştür. Bu tehdidin yansımaları, göç hareketlerinden enerji güvenliğine kadar Avrupa'yı da doğrudan etkilemektedir."

Fidan, İsrail'in saldırgan politikalarının son örneği olarak, Gazze'ye insani yardım ulaştırmak amacıyla uluslararası sularda seyreden Küresel Sumud Filosu'na müdahalede bulunduğunu belirterek, "Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bu korsanlık eylemini en güçlü şekilde kınıyoruz. Gemilerde yaklaşık 40 ülkeden katılımcı bulunmaktaydı. Bu ülkelerle temas halindeyiz. Vatandaşlarımızın en kısa sürede serbest bırakılması için gerekli girişimleri de kararlılıkla sürdürmekteyiz." dedi.

Bu kritik dönemde Türkiye ve Almanya arasındaki işbirliğinin daha da derinleşmesi gerektiğini söyleyen Fidan, "İkili ilişkilerimizi kararlılıkla ileri taşımak istiyoruz. Bölgesel sınamalar karşısında da yakın eşgüdüm ve işbirliği içinde çalışmayı sürdüreceğiz. Bugün gerçekleştirdiğimiz stratejik diyalog mekanizması, hedeflerimizi hayat geçirmek bakımından son derece yararlı olmuştur." değerlendirmesinde bulundu.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Fidan, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada uzun yıllardır devam eden savaşlar, işgaller, iç çatışmalar, terörle mücadele ve bunların getirdiği yıkımla karşı karşıya olduğuna dikkati çekerek "Türkiye, bölgesindeki demokratik, kalkınmış ve Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinde olan bir ülke olarak barışın ve istikrarın kıymetini yeterince bilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, Türkiye'nin çevresindeki tüm çatışmalarda ilk refleksinin savaşların bir an önce sona erdirilmesi yönünde olduğunu belirterek, bunun Ankara'nın barış ve istikrara verdiği önemin göstergesi olduğunu ifade etti.

Afrika'daki çatışmalarda, Ukrayna'da, Gazze'de ve İran ile ABD arasındaki ihtilafta da aynı tavrı ortaya koyduklarını hatırlatan Fidan, "Amacımız meselelerin savaş yoluyla değil, diyalog yoluyla çözümüdür. Biliyoruz, bu naif bir istek gibi de görünebilir ama güçlü ülkelerin bir araya gelip çıkar yol buldukları, ortaya gerekli 'havuç-sopa' taktiğini koydukları ortamda bunlar uygulanabilir şeyler." dedi.

Fidan, Pakistan ara buluculuğunda yürütülen ABD-İran görüşmelerinde iyimser olmak istediklerini dile getirerek, "Bunun zemini de nedenleri de mevcut. İnanıyoruz ki hem Amerika hem İran, hem Hürmüz Boğazı'nın açılması hem de savaşın yeniden başlamaması konusunda yeterince motivasyona sahipler. Her ikisi de farklı sebepleri olmakla birlikte. Açıkçası, her iki tarafın da uygun ara buluculuk yöntemleri ile gerekli çabayı ortaya koydukları zaman bir orta yolda buluşmaması için hiçbir sebep olmadığına inanıyoruz." diye konuştu.

Uluslararası kamuoyunun İran ile ABD arasındaki gerilim başlamadan önceki düzene geri dönülmesi konusunda aynı görüşte olduğunu vurgulayan Fidan, "Aslında, Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplumun ortaya koyduğu birleşik tutum savaşın bir an önce durması, boğazın açılması, serbest ticaretin başlaması, enerji güvenliğine ve dünya piyasalarına oluşan tehdidin ortadan kalkması, ki biliyorsunuz gübre ürünlerinden dolayı gıdaları da etkilemekte, tekrar eski sisteme dönülmesi konusunda uluslararası kamuoyu neredeyse ittifak etmiş durumda. Bu ittifakın bir diplomatik baskı aracına dönüştürülerek tarafların nezdinde kullanmasının da önemli olduğunu düşünüyorum." ifadesini kullandı.

Fidan, Türkiye'nin ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerde elinden gelen katkıyı verdiğini ifade ederek, bu konuda Pakistan'daki ve ABD'deki meslektaşlarıyla yakın iletişim içinde olduklarını belirtti.

Türkiye'nin, krizleri çözmede Amerikan tarafıyla da İran tarafıyla da Orta Doğu'daki taraflarla da tecrübeleri olduğuna dikkati çeken Fidan, "Esas itibarıyla herkes elinden geleni gücü yettiğince yapmaya çalışıyor. Aslında uluslararası toplumun bu konuda birleşik tutum ortaya koymuş olması herkesin bir an önce boğazın açılmasını, savaşa geri dönülmemesini görmek istemesi bizim gibi bu konuda emek harcayan aktörlere de aslında büyük destek vermekte. Ben bu konuda sayın meslektaşıma da ve onun şahsında diğer Avrupa Birliği'ndeki arkadaşlara da ayrıca teşekkür ediyorum." diye konuştu.

- İRAN'DAKİ ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM SORUNU

Fidan, İran'ın nükleer dosyasıyla ilgili yürütülen müzakerelerin 20 yıldan uzun sürelik bir mazisi olduğuna işaret ederek, "İran'ın üyesi bulunduğu NPT'nin (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) şartlarını yerine getirmek ve onun sınırları içinde kalma şartıyla kendisine uygulanan ambargoların kaldırılmasının nasıl mümkün olacağı konusunda yıllardır devam eden bir müzakere süreci var. Bir dönem Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile bir müzakereye ulaşılmıştı. Daha sonra bazı çevresel şartlardan dolayı o Amerika tarafından kabul edilmedi. Şimdi yeni bir müzakerenin eşiğindeyiz." ifadesini kullandı.

İran ile ABD arasındaki müzakerelerin merkezinde, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve zenginleştirilmiş uranyumun ya ülke dışına çıkartılarak ya da yüzde 3,5 seviyelerine kadar inceltilerek ülkede nükleer silah yapacak derecede uranyumun bulunmamasının sağlanması olduğunu belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Zaten 2025 hazirandaki nükleer tesislere yönelik saldırıdan sonra bu yüksek miktarda zenginleştirilmiş uranyumlar şu anda enkaz altında. Büyük tünellerin yıkılması sonucunda yani pratikte de buna şu anda herhangi birisinin ulaşma imkanı yok. Bunlar uzaydan da Amerikalılar tarafından gözetlenmekte. Şu anda pratikte aslında tehdit oluşturan bir durum yok ama ileride bunun devam ettirilebilmesi için tarafların kendi aralarında bir nükleer müzakereye varmaları, sonuçlandırmaları gerekiyor. Ben İran tarafının nükleer müzakerelerde gereken şartlara uyum sağlamayı kabul etmede prensipte bir sorun olduğunu görmüyorum ama burada karşılığında ne, nasıl alınacak, hangi sıralamayla alınacak ve beraberinde hangi şartlar getirilecek o konuda taraflar arasında bazı ihtilaflar var. O da ifade ettiğim gibi çok detaylı konular. Burada onun detayına girmek istemiyorum. Şu anda yürüyen müzakereleri desteklemeye devam edeceğiz."

- İSRAİL'İN KÜRESEL SUMUD FİLOSU'NA SALDIRISI

Fidan, İsrail'in Gazze Barış planıyla ortaya konulan insani yardımlar ve ilaçlar gibi hususları karşılamadığına işaret ederek, Mısır, Katar, Türk, ABD tarafları ve Gazze heyetinin haftalardır görüşme trafiğinde olduğunu belirtti.

Tarafların barış planı sürecinin ikinci aşamaya nasıl taşınacağına ilişkin görüşmeler yaptığını dile getiren Fidan, "Bizim gördüğümüz birinci aşamada ihlaller devam ediyor ama savaş şartlarına nazaran bir miktar iyileşme var. Ancak ideal olan sayın meslektaşımın da söylediği gibi 20 maddelik Gazze Barış Planı'nın bir aşamalandırmayla hayata geçmesi ve Gazze'de şu anda 2 milyondan fazla insanın içinde bulunduğu şartların bir an önce iyileştirilmesi. Bizim bir numaralı önceliğimiz bu." diye konuştu.

Fidan, Küresel Sumud Filosu'nda 40 ülkeden 400'den fazla katılımcının yer aldığını kaydederek, "Şu anda 25 gemiye müdahale edildiği tahmin edilmekte. Uluslararası hukuka, deniz güvenliğine ve seyrüsefer serbestisine açıkça aykırı bir durumla karşı karşıyayız. Tabii bunun literatürdeki adı korsanlıktır, biliyorsunuz." dedi.

Filoya katılan tüm aktivistlerin can güvenliğinin her şeyden önce geldiğini vurgulayan Fidan, Filoda vatandaşı bulunan bütün ülkelerle temas halinde olduklarını, vatandaşların güvenli biçimde geri dönmesi için ilgili kurumlarla ve diğer ülkelerle çalışmaya devam ettiklerini söyledi.