Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), Türkiye Diri Fay Haritası'nı 13 yıl aradan sonra güncelledi. Yeni çalışmayla birlikte 2013 yılında 485 olarak belirlenen diri fay sayısı 700'e yükseldi. Haritada 215 yeni diri fayın tanımlanması, kamuoyunda deprem tehlikesinin arttığı yönünde soru işaretlerine yol açtı. Haritaya ilişkin ayrıntıların ilerleyen günlerde kamuoyuyla paylaşılması beklenirken, Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş konuya ilişkin AKŞAM Gazetesi'ne açıklamalarda bulundu.

ELİMİZİ GÜÇLENDİRECEK
Prof. Dr. Bektaş, bu verinin endişe oluşturacak bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Bektaş, "Daha fazla fayın tanımlanması, daha fazla tehlike demek değildir. Deprem kaynaklarının daha ayrıntılı ve gerçekçi biçimde ortaya konulması demektir. Bu da deprem öncesi ve sonrası yapılacak çalışmalarda elimizi güçlendirir" dedi. Yeni verilerin, AFAD tarafından ilerleyen yıllarda güncellenecek Türkiye Deprem Tehlike Haritası'na önemli katkı sağlayacağını belirten Bektaş, "2018'de hazırlanan harita, MTA'nın 2026 diri fay haritasında yer almayan denizdeki diri fayları da dikkate almıştı. Yeni fay verileri, daha ayrıntılı bir tehlike haritası oluşturulmasına katkı sunacak. Ancak fay sayısının artması, bugün için deprem tehlikesinin arttığını göstermez" ifadelerini kullandı.

İSTANBUL'DA ENDİŞE YOK
İstanbul'da beklenen büyük deprem senaryolarının yeni diri fay verileri nedeniyle değişmeyeceğini vurgulayan Bektaş, "İstanbul'da çok sayıda fay bulunuyor ancak en önemli deprem kaynağı Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi içindeki Ana Marmara Fayı'dır. Yeni tespit edilen faylar, İstanbul'daki ana deprem senaryosunu değiştirmez. Bu nedenle İstanbul için yeni bir endişe oluşturacak durum yok" diye konuştu. Yeni fay verilerinin özellikle mikro-bölgeleme çalışmalarını güçlendireceğini belirten Bektaş, deprem etkisinin yalnızca fayın varlığıyla değerlendirilemeyeceğini söyledi. Bektaş, "AFAD'ın verdiği yer ivmesi değerleri sağlam zemin için geçerlidir. Aynı sarsıntı, gevşek ya da zayıf zeminde çok daha yüksek etkiler yaratabilir. Bu nedenle zemin etütleri ve mikro-bölgeleme çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekiyor" dedi.
