Ortadoğu'da son kırk günün en uzun gecesinde ateşkes haberi geldi. İran ile ABD-İsrail hattında ateşkes ilan edildi. Fakat bunun savaşın gerçekten bittiği anlamına gelip gelmediği hâlâ açık değil. Çünkü elimizde duran tablo, klasik anlamda bir barış anlaşmasından çok, tarafların birbirini tam olarak kıramadığı, maliyetlerin büyüdüğü ve daha tehlikeli bir eşiğe sürüklenmenin son anda frenlendiği bir ara döneme benziyor.
Ateşkes nasıl gerçekleşti sorusunun cevabı sahada aranmalı. Çünkü masaya giden yolu diplomatik niyetlerden çok, sahadaki sıkışma belirledi. Trump'ın ilk hedefi İran'ı kısa sürede dize getirmekti. Trump yönetimi, yoğun bombardımanla Tahran'ı teslimiyet masasına oturtabileceğini düşündü. İsrail ise bu baskının rejimin çözülmesine yol açacağını hesapladı. Fakat savaş uzadıkça her iki hesabın da işlemediği görüldü. İran geri adım atmadı. Füze ve insansız hava aracı kapasitesi tümüyle çökmedi. Daha önemlisi, Hürmüz Boğazı savaşı bir cephe meselesi olmaktan çıkarıp küresel ekonomik baskı meselesine dönüştürdü.
Trump son günlerde savaşın hedeflerini fiilen Hürmüz'e indirgemek zorunda kaldı. İlk günlerde konuşulan nükleer tesisler, füze sınırlaması, rejim değişikliği ve yeni liderlik arayışı zamanla geri plana düştü. Yerine tek bir soru geçti: Hürmüz açılacak mı? Çünkü boğaz kapandıkça yalnız Körfez değil, küresel ticaret ve enerji fiyatları da baskı altına girdi. ABD liderliği burada beklemediği bir duvara çarptı. İran, boğazı tamamen kapatmadan, sınırlı ve seçici bir baskıyla bile dünya piyasalarını tedirgin etmeyi başardı. Trump her gün basın toplantısı yaparak sıkıştığını belli etti. Küresel piyasaların yaşadığı kriz uykusunu kaçırdı.
Tam bu noktada diplomasi devreye girdi.
Pakistan'ın sessiz ama yoğun arabuluculuğu belirleyici oldu. Türkiye ve Mısır da bu sürecin içindeydi fakat asıl yük İslamabad'ın omzuna bindi. Pakistan süreci fazla görünür kılmadan yürüttü. Bu özellikle önemliydi. Çünkü savaş boyunca taraflar, temas trafiğinin bile suikast ve istihbarat riski ürettiğini düşündüler. İranlı muhatapların yer tespitine dönük girişimlerin konuşulduğu bir atmosferde güven unsuru başlı başına belirleyici hale geldi. Pakistan burada sınırlı bir güven zemini de sağladı.
Burada kafaları karıştıran durumlar var. Taraflar aynı ateşkesten söz etmiyor. İslamabad'da yapılacak görüşme öncesinde belirsizlikler giderilmiş değil.
Beyaz Saray, ateşkesi İran'ın daha "makul" bir çizgiye geldiği ve müzakere için uygun iklimin oluştuğu şeklinde sunmaya çalıştı. Tahran ise tam tersine, ABD'nin kendi 15 maddelik dayatmasını geri çekmek zorunda kaldığını ve İran'ın 10 maddelik çerçevesinin masaya geldiğini savundu. Yani ateşkes ilan edilmiş olsa da taraflar aynı ateşkesten söz etmiyor. Biri bunu kontrollü çıkış gibi görüyor, diğeri ise karşı tarafın geri adımı olarak okuyor. Bu yüzden daha ilk anda metin değil, metnin yorumu tartışmalı hale geliyor.
Peki ateşkesin kapsamında ne var diye baktığımızda farklı başlıklar karşımıza çıkıyor. Pakistan tarafından yapılan açıklamalar, ateşkesin Lübnan ve diğer cepheler dahil daha geniş bir çerçevede ele alındığını düşündürüyor. JD Vance ise Lübnan'ın buna dahil olmadığını söyledi. İsrail, özellikle Lübnan sahasını bunun dışında tutmaya çalışıyor. Netanyahu'nun son açıklamaları ve güney Lübnan'daki bombardımanın sürmesi, Tel Aviv'in ateşkesi tam kapsamlı bir durma hali olarak görmediğini gösteriyor.
Eğer ateşkes sadece İran sahasında geçerli sayılır, ama Lübnan'da saldırılar sürerse, bu durum ateşkesin daha ilk gününde içinin boşalmasına yol açabilir. Ateşkesin en kırılgan sahası Lübnan olacaktır.
İsrail'de çanlar Netanyahu için çalıyor. İçeride ağır baskı altında. İran savaşında ilan ettiği stratejik hedeflerin hiçbirine ulaşamadı. Rejim değişmedi. Uranyum stokları ele geçirilmedi. Füze ve dron kapasitesi sıfırlanmadı. Üstelik kuzey cephesinde Hizbullah yeniden belirleyici hale geldi. Netanyahu, İran saldırısında istediğini alamadığı için Lübnan cephesini açık tutmayı, içerideki siyasi faturayı ertelemek için kullanabileceği en elverişli araçlardan biri olarak görüyor.
İsrail ateşkesi bozmak için çalışacak gibi görünüyor. Lübnan'da bombardımanı sürdürmek, hibrit baskıyı artırmak, karşı tarafı ateşkesi ihlale zorlamak dahil her türlü adımı atacaktır.
Savaşın başından beri görünmeyen ama şimdi yıldızı parlayan Başkan Yardımcısı JD Vance'in Pakistan'a gidip gidemeyeceği sorusu bu yüzden önemli. Eğer giderse, bu görüşmelerin teknik bir ara temas olmaktan çıkıp ABD tarafından daha yüksek düzeyde sahiplenildiği algısı ortaya çıkacak. Aslında Trump, savaşın nasıl kazanılacağını değil, nasıl "kazanılmış gibi" bitirileceğini düşünüyor.
Batı medyasında İsrail'in sahte bayrak operasyonu yapabileceği yönündeki iddialar ateşkesi daha da tartışmalı hale getiriyor. Enerji tesislerine, sivil altyapıya ya da üçüncü ülkelerdeki hassas noktalara dönük provokatif saldırıların İran'a fatura edilmesi ihtimali yabana atılmıyor. İki haftalık ateşkesin kalıcı bir barıştan ziyade taraflar için bir nefes molası olduğunu söylemek karamsarlık olmayacaktır.
Bu tabloda önümüzde duran şey kalıcı bir barış ihtimalinden çok her an yeniden alevlenebilecek kırılgan ve geçici bir denge arayışı.