27 Ekim 2020 Salı / 10 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Minsk Grubu Eşbaşkanları, Azerbaycan-Ermenistan çözümsüzlüğün ömrünü uzattı!

Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı Araz Aslanlı, 'AGİT Minsk Grubu nasıl oluştu, ne işe yaradı?' başlıklı bir yazı kaleme aldı. Minsk Grubu Eşbaşkanları'nın bölgede yaşanan çözümsüzlüğün ömrünü uzattığını belirten Aslanlı, 'Azerbaycan bu harekâtı başarıyla sonuçlandırırsa, BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarının uygulanmasını sağlayabilirse Minsk Grubuna ya da eşbaşkanlara ihtiyaç kalmayacak. Azerbaycan Ermenistan işgali altındaki topraklarının tamamını askeri yolla kurtarmaz ve barış görüşmelerine (askeri+diplomatik yöntem) devam ederse bu kez de Minsk Grubunun ve eşbaşkanlık kurumunun daha farklı şekilde oluşması gerekecektir. Özellikle de yıllardır kendisine haksızlık yapılan Türkiye'nin pozisyonunun güçlenmesi şeklinde' dedi.

AA16 Ekim 2020 Cuma 12:43 - Güncelleme: 16 Ekim 2020 Cuma 12:43

27 Eylül sabahı Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeniden başlayan savaş hemen akıllara Karabağ sorununun çözümü için yürütülen arabuluculuk çalışmalarını, özellikle de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunu ve eşbaşkanlarını getirdi. Azerbaycan ve Türkiye özellikle son yıllarda eşbaşkanlara yönelik eleştirilerini artırarak sürdürüyordu. 14 Ekim itibarıyla eşbaşkanları eleştirenler arasına Ermenistan da (biraz daha kontrollü olsa da) katıldı. Peki Minsk Grubu ve eşbaşkanlık nasıl oluştu, sorunun çözümü açısından ne işe yaradı?

Aslında Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları sonrasında başlattığı işgalci saldırıların sona erdirilmesine ilişkin ilk arabuluculuk çalışmaları 1991 sonbaharında başlamış ve kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eylül 1991’de dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bölgeyi ziyareti sonrasında, 23 Eylül 1991’de Rusya’nın güneyindeki Jeleznovodsk kentinde barış görüşmeleri başlamış, 24 Eylül 1991’de Azerbaycan ve Ermenistan, Yeltsin ve Nazarbayev’in garantörlüğünde anlaşmaya varmıştı. Jeleznovodsk Anlaşması Karabağ sorunundaki ilk ateşkes anlaşmasıydı. Fakat buna dayanılarak ek adımların da atılması gerekiyordu. Ermenistan bu adımları atmayınca Azerbaycan tarafı, ateşkese uyulmadığını göstermek üzere bölgeye Rusya ve Kazakistan’dan gözlemciler davet etti. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyelerini (Devlet Sekreteri Tofig İsmayılov, Başbakan Yardımcısı Zülfü Hacıyev, İçişleri Bakanı Mehemmed Esedov, Başsavcı İsmet Qayıbov), adalet ve güvenlik yetkililerini, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemcileri (Kazakistan İçişleri Bakan Yardımcısı Sanlal Dasumoviç Serikov ve diğerlerini), ayrıca ünlü gazetecileri taşıyan helikopter Ermenilerin kontrolündeki bölgeden açılan ateş ile düşürüldü. Helikopterde bulunan herkes hayatını kaybetti, böylece ilk ateşkes başarısızlıkla ve Azerbaycan’ın ciddi kayba uğramasıyla sonuçlandı.

- Minsk süreci ve Ermenistan'ın provokasyonları

1992 başında her iki ülkenin (1994 yılındaki Budapeşte Zirvesi’nde alınan kararla ismi AGİT olarak değiştirilen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi’ne (AGİK) üye olmasının ardından, 24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanan AGİK Dışişleri Bakanları Konseyi, Karabağ’daki durumu değerlendirdi. Sonuç bildirisinin 3.-11. maddelerinde sorunun çözümü için Belarus’un başkenti Minsk’te Karabağ sorununun çözümünü sağlamak üzere bir konferans düzenlenmesi hususu ifade edildi. Bildirinin 9. maddesinde konferansın katılımcıları olarak Azerbaycan, ABD, Almanya, Ermenistan, Belarus, İsveç, İtalya, Fransa, Türkiye, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti’nden oluşan 11 ülkenin ismi belirtildi. Minsk Konferansı için koordinatörlük görevi İtalya’ya verildi ve konferansa başkanlık etmek üzere İtalyan temsilci Mario Raffaelli atandı. Konferansın Temmuz 1992’de Minsk’te gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. AGİK’in bu girişimi BM’den de destek gördü. BM Güvenlik Konseyi’nin 26 Mart 1992 tarihli toplantısında, soruna doğrudan müdahale etmeme ve AGİK’in girişimlerini destekleme kararı alındı. 1 Nisan 1992’de Roma’da Minsk Konferansı’nda yer alacak ülkelerin temsilcilerinin katılımı ile Raffaelli başkanlığında toplantı yapıldı.

Minsk sürecinin başlamasının hemen ardından Ermenistan 8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı, 17 Mayıs 1992'deyse Laçın’ı işgal etti. 21 Mayıs 1992 tarihinde Helsinki’de gerçekleşen AGİK Kıdemli Memurlar Komitesi toplantısında ABD temsilcisinin önerdiği, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan ve bölgedeki tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesini öngören tasarı için, Ermenistan dışındaki 51 ülkenin temsilcileri lehte oy kullandılar. Uzlaşma sağlanmadığı için tasarı karara dönüştü. Aslında bu ilk sınav AGİK çerçevesindeki sürecin geleceğine de ışık tutmaktaydı.

1992 yazında çatışmaların şiddetlenerek devam etmesi uluslararası gözlemcileri yeniden arabuluculuk yapmaya itti. 26 Ağustos 1992’de Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev ateşkes ilan edilmesi için girişimde bulundu. 27 Ağustos’ta ise Minsk Grubu Başkanı Mario Raffaelli sırasıyla Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı ziyaret ederek ateşkes yapılması ve Minsk Konferansı için görüşmelere başlanması çağrısında bulundu. İlk sonuçlar Azerbaycan, Ermenistan ve Kazakistan Dışişleri Bakanları arasında 27 Ağustos 1992’de Alma-Ata Beyannamesi’nin imzalanmasıyla elde edildi. Bu beyannamede öngörüldüğü üzere, 1 Eylül 1992’den itibaren ateşkes sağlandı. 3 Eylül 1992’de taraflar Minsk Grubu’nun da çağrılarına uyarak bu belgeyi uygulamak için Ermenistan’ın sınırdaki İcevan rayonunda protokol imzaladılar. 14-15 Eylül 1992 tarihlerinde üç taraflı çalışma grubu faaliyete geçti. Fakat bu defa da Ermenistan Alma-Ata Beyannamesi’ni reddetti ve Kazakistan’ın ikna çabaları da sonuçsuz kaldı.

20 Şubat 1993’te Roma’da Azerbaycan, ABD, Ermenistan, Rusya, Ermenistan temsilcileri ve Minsk Konferansı Başkanı Raffaelli’nin katıldığı Roma görüşmeleri başladı. Görüşmeler sonucunda taraflar arasında ateşkesin tam olarak sağlanması ve Minsk Konferansı’nın resmen başlaması için anlaşma sağlanamasa da en azından ateşkesin sağlanması için bölgeye gözlemcilerin gelmesi konusunda uzlaşmaya varıldı. Fakat 27 Mart 1993’de Ermenistan tarafından, Ermenistan’la Azerbaycan’ın eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ni (DKÖB) bağlayan koridorlardan birisi olan Kelbecer rayonuna yönelik saldırı başlatıldı ve 3 Nisan 1993 itibariyle Kelbecer Ermenistan tarafından işgal edildi. 30 Nisan 1993’te BM Güvenlik Konseyi Kelbecer’in işgalini kınayan, işgalin hemen ve kayıtsız şartsız sona erdirilmesini öngören 822 sayılı kararı 15 üyenin oybirliği ile kabul etti. 3 Mayıs 1993’te Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’in öncülüğünde Rusya, Türkiye ve ABD, AGİK süreci çerçevesinde bir barış girişimi başlattıklarını açıkladılar. Tarafların, 14 Mayıs 1993’e kadar Ermeni güçlerinin Kelbecer’i boşaltmasını, 17 Mayıs 1993’ten itibaren de AGİK çerçevesinde barış görüşmelerinin devam ettirilmesini öngören tekliflerini Azerbaycan kabul etse de Ermenistan buna yine yanaşmadı.

- BMGK kararlarını ihlal eden Ermenistan yaptırıma maruz kalmadı

3-4 Haziran 1993 tarihlerinde AGİK üyesi 9 ülkenin (ABD, Rusya, Fransa, Türkiye, İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Belarus) temsilcilerinin Roma’da gerçekleştirilen görüşmesinde Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının çözülmesine yönelik yeni bir belge hazırlandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 822 sayılı kararının uygulanması ve AGİT çerçevesinde görüşmelere devam edilmesine yönelik “Acil Eylem Planı” kabul edilerek taraflara sunuldu. “Acil Eylem Planı”na göre 15 Haziran 1993’ten itibaren Ermeni tarafı Kelbecer’i tamamen boşaltmaya başlamalı, 20 Haziran 1993’te boşaltılma işlemi tamamlanmalı ve 1 Temmuz 1993’ten itibaren AGİK’in 50 gözlemcisi bölgeye yerleştirilmeliydi. Ardından, 7 Ağustos 1993 tarihinden geç olmamak kaydıyla, Minsk Konferansı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlaması gerekmekteydi. Azerbaycan “dokuzlar”ın bu barış planını kabul etti ve imzaladı. Ermenistan bu planı sözde kabul etmekle birlikte Azerbaycan topraklarını işgale devam etti. 1993 yılı sonuna kadar Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgale, BM Güvenlik Konseyi yeni kararlar almaya, AGİK yeni “acil eylem planları” sunmaya devam etti. Ermenistan BM Güvenlik Konseyinin kararlarını ve AGİK’in acil eylem planlarını uygulamadığı halde herhangi bir yaptırıma maruz kalmamıştır.

- Çözüm süreci üç eşbaşkanın tekelinde

1994 Mayıs’ında Azerbaycan ile Ermenistan arasında ateşkesin sağlanması sürecinde ana rol Rusya’da olsa da AGİK de sürecin bir parçası oldu. Aralık 1994’te gerçekleştirilen AGİT Budapeşte Zirve Toplantısı’nda Minsk Grubu’nun o zamana kadar sürdürülen yapısında değişiklik yapılarak tek başkanlı sistem yerine eşbaşkanlık sistemi oluşturuldu. Bu toplantıda Rusya’ya Minsk Grubu içinde daimî eşbaşkanlık statüsü verilirken, NATO ve Rusya’nın ortak barış gücü oluşturması hususu da karara bağlandı. AGİT bu kararıyla, Rusya’ya Minsk Grubu’nda daimî eşbaşkanlık görevi vererek onun tepkilerini azalttı ve buna paralel olarak, sorunun çözümünün AGİT çerçevesinden çıkmasını ve Rusya’nın tekeline geçmesini önlemeye çalıştı.

1995-1996 yıllarında Minsk sürecinde hem Minsk Konferansı için hem de Minsk Grubu için ayrı ayrı eşbaşkanlar atandı (örneğin, Şubat 1996 sonlarında Minsk Konferansı Eşbaşkanları V. Lozinski ve H. Talvitye, Minsk Grubu Eşbaşkanları V. Kazimirov ve R. Niberg bölgeyi ziyaret ettiler). Bu dönemde Minsk Grubu çerçevesindeki toplantılarda grubun üyelerinin çoğu yer almış, sorun henüz eşbaşkanların tekeline geçmemişti.

1996 yılındaki Lizbon Zirvesi sonrasında AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkanlık açısından bazı değişiklikler yapıldı. Önce Ocak 1997 başlarında Minsk Grubu’na Fransa’yı temsil eden bir eşbaşkan atandı. Ardından Rus ve Fransız eşbaşkanların yanına, bir de ABD’li eşbaşkan atandı. Danimarka Dışişleri Bakanı ve AGİT Dönem Başkanı Niels Helveg Petersen 14 Şubat 1997’de, AGİT’in Minsk Grubu’nun yeni eşbaşkanlarını onayladılar. Böylece AGİT Minsk Grubu için üçlü eşbaşkanlık sistemi başlayarak çözüm süreci neredeyse bu üç eşbaşkanın tekeline geçti ve Eylül 2020’ye kadar bu durum böylece devam etti.

Eşbaşkanlar tarafından şimdiye kadar çok sayıda öneri gündeme getirildi, bunlardan bazıları plan, bazıları ilkeler şeklinde oldu. Bu öneriler arasında en büyük yankı uyandıranı taraflara 1997 ve 1998 yıllarında sunulan, sorunun çözümüne ilişkin en kapsamlı planları içeren üç çözüm önerisi (barış anlaşması taslağı) olmuştur. İlk iki plan Azerbaycan tarafından kabul edilmesine rağmen Ermenistan tarafından reddedildiği için, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları üçüncü tasarıyı ortaya koyma gereği duydular. Rus eşbaşkan tarafından hazırlanan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılmasını hedefleyen üçüncü öneri ise Azerbaycan tarafından kabul edilmedi. Daha sonra açıklandığına göre Rusya tarafından üçüncü önerinin bu şekilde hazırlanma nedeni, çözüme sadece Ermenistan’ın yanaşmadığı şeklindeki görüntünün ortadan kaldırılmasını sağlamaktı.

Eşbaşkanlar 1999, 2001, 2004, 2007 yıllarında yeni girişimler ortaya koydular, yeni süreçler başlatmaya çalıştılar. 29 Kasım 2007’de Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları Elmar Memmedyarov ve Vardan Oskanyan İspanya’nın başkenti Madrid’de AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları ile görüştüler. Bu görüşmede Minsk Grubu Eşbaşkanları, Memmedyarov ile Oskanyan’a Karabağ sorununun çözümünün temel ilkelerine ilişkin yeni öneriyi (sonradan "Madrid ilkeleri" olarak adlandırıldı) sundular. Fakat Ermenistan bu ilkeleri önce kabul etse de sonradan uygulama konusunda farklı davrandığı için süreç yine tıkandı. 2009 yılında taraflara sunulan yenilenmiş Madrid İlkeleri de benzer bir kader yaşadı.

Nisan 2016’da Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında iki ülke arasında çatışmaların yoğunlaşması eşbaşkanları “harekete geçirdi”, çözüme yönelik çabalar sözde yoğunlaştı ve masaya “Lavrov Planı” olarak tanımlanan yeni öneriler konuldu. Ermenistan bu plana itiraz etmese de fiiliyatta hiçbir adım atmadı ve Azerbaycan toprakları üzerindeki işgalini sürdürdü.

- Eşbaşkanlar çözümsüzlüğün ömrünü uzatıyor

Özellikle 2008 yılından itibaren Azerbaycan, eşbaşkanları sorunun çözümü, uluslararası hukukun temel kurallarına uyulması, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kuruluşları konuya ilişkin kararlarının uygulanması konusunda daha ciddi çabalar sarf etmeye davet etti. 2010’lu yıllardaysa hem Azerbaycan hem de Türkiye (zaman zaman da İran) eşbaşkanları sonuç alacak şekilde çalışmamakla, işgalin sürmesine katkı sağlamakla suçladılar. Gerçekten de eşbaşkanlar sanki asıl görevleri sorunu çözmek değil, çözümsüzlüğün ömrünü uzatmakmış gibi çalışmaya başladılar.

Eşbaşkanlar sorunun çözümüne katkı yapmamakla, çözümsüzlüğün uzamasını sağlamakla farklı çözüm arayışlarını da sürekli sabote ettiler, sorunun çözümü konusunda sadece kendilerinin yetkili oldukları konusunda ısrarlı açıklamalar yaptılar.

Temmuz 2020’de Ermenistan’ın Azerbaycan ile sınır hattında kapsamlı bir askeri harekât başlatmasının, Azerbaycan askerlerinin ve sivillerin yaşamlarını kaybetmesine neden olmasının ardından Azerbaycan yetkilileri ısrarla eşbaşkanların ve uluslararası kuruluşların etkili adımlar atması, Ermenistan’ın yeni provokasyonlarının mutlaka önlenmesi hususunda çağrılarda bulundular. Fakat bu adımlar da atılmayınca 27 Eylül itibariyle Ermenistan Azerbaycan’a yönelik yeni bir provokasyon girişiminde bulundu. Azerbaycan’ın buna karşı başlattığı askeri harekatla birlikte Azerbaycan, topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmaya başladı. Dolayısıyla Azerbaycan Minsk Grubunun ve eşbaşkanların yaklaşık 26 yıl boyunca barışçıl yollarla yapmaları gerekeni askeri yolla yapmak zorunda kalmıştır.

Bu süreç Minsk Grubunun ve eşbaşkanların kaderini de etkileyecektir. Azerbaycan bu harekâtı başarıyla sonuçlandırırsa, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının uygulanmasını sağlayabilirse Minsk Grubuna ya da eşbaşkanlara ihtiyaç kalmayacak. Azerbaycan Ermenistan işgali altındaki topraklarının tamamını askeri yolla kurtarmaz ve barış görüşmelerine (askeri+diplomatik yöntem) devam ederse bu kez de Minsk Grubunun ve eşbaşkanlık kurumunun daha farklı şekilde oluşması gerekecektir. Özellikle de yıllardır kendisine haksızlık yapılan Türkiye’nin pozisyonunun güçlenmesi şeklinde.

[Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı olan Araz Aslanlı aynı zamanda Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanıdır]