Türkiye sorunun kaynağını açık biçimde gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk günden beri İsrail'in kaos stratejisine işaret ediyor.
Yani asıl sorun İsrail.
Sahadaki gelişmelerle birlikte bakıldığında, bu çerçevenin karşılığı giderek daha görünür hâle geliyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son açıklaması da bu hattı tamamlıyor:
"Sorun plan eksikliği değil, İsrail'in barışa yanaşmaması."
Trump da son iki üç gündür müzakereyi sıkça dillendiriyor.
İran ise temkinli. Çünkü müzakereler sürerken saldırılar başlamıştı.
Ortada bir plan var elbette.
Üstelik oldukça açık: sahayı genişletmek, gerilimi diri tutmak, süreci uzatmak.
Öngörülemezlik hissi herkesi savuruyor.
Herkesin haklı olduğu kadar haksız göründüğü bir girdap bu.
İsrail tam olarak bunu yapıyor işte.
Her hamle yeni bir gerilim hattı üretiyor.
Diplomasi kanallarını ise bilinçli biçimde kapatıyor.
Buna rağmen "müzakere" söylemi dolaşımda tutuluyor.
Washington'dan yükselen bu dil, çözüm arayışı gibi sunuluyor.
Ama dediğim gibi sahadaki gerçeklik ise bu iddiayı taşımıyor.
Bombaların eşlik ettiği bir müzakere çağrısı, barışın dili olarak okunmaz.
Bu, baskıyı artırıp masayı zorlamaya dönük bir refleks.
Trump'ın çizgisi bu.
Ve bu çizgi başından beri aynı.
Ortada açık bir sıkışma var.
Bu sıkışma yalnız sahada değil.
Washington'un içinde de derinleşiyor.
Karar alma mekanizması parçalı.
Farklı güç odakları birbirini bloke ediyor.
Ortak bir yön tayini üretilemiyor.
İçerideki gerilim artık saklanamıyor.
Amerika'da Siyonistler ile ilgili kavga büyüyor üstelik.
Trajik olan şu...
İmparatorluk hâlâ cüce elinde kıvranan bir dev gibi.
Bu tabloyu süslemeye gerek yok.
Sahadaki her adım bu kopuşu büyütüyor.
Her genişleme, kontrol iddiasını biraz daha aşındırıyor.
Gelinen noktada ölçüsüz güç kullanımı, kaosu derinleştiriyor.
Fidan'ın işaret ettiği "irade" meselesi bu yüzden belirleyici.
Süreci kilitleyen unsur teknik eksiklikler değil.
Doğrudan siyasi tercih.
Bu tercih yalnızca bölgeyi etkilemiyor.
Küresel kriz kronik bir hal alıyor.
Enerji hatları geriliyor.
Ticaret akışları baskı altında.
Güvenlik mimarisi çatırdıyor.
Buna rağmen ülkemizde hâlâ kimi eski ezberleri tekrar edenler var.
Amerika'yı tartışmasız güç olarak görenler...
Söz gelimi biri çıkmış "imparatorluk para basar, kurtulur!" diyor.
Ekonominin sert gerçekliği ne olacak?
Bu düzeni hangi parayla sonsuza kadar taşıyacak?
Her gelişmeyi kusursuz bir planın ürünü sayanlar var.
Vallahi pes.
Ortada dağılmış bir akıl, parçalanmış bir irade var.
Bu tabloyu görmeyenler, gücü olduğundan büyük, zaafı olduğundan küçük okur.
"Müzakere" söylemi bu yüzden bir çözüm başlığı taşımıyor.
Sıkışmanın dili olarak dolaşıma sokuluyor.
Sahada sonuç alınamayınca masa hatırlanıyor.
Masada ise alışılmış yöntem devreye giriyor: şart dayatmak.
Dolayısıyla bu denklem çözüm üretmez.
MHP Lideri Bahçeli'nin İsrail'e dönük rejim çıkışı da aslında bu körlüğe tutulmuş düzene bir hatırlatma.
Sorunun etrafında dolaşarak çözüm aranmaz.
Kaynağa dokunmadan yangın söndürülemez.
Bu yüzden herkesin kaçındığı o cümleyi açıkça söylemek gerekiyor:
Bu kriz bitecekse, İsrail meselesi halledilmeden bitmez.