Haritaya bakın; terörle boğuşan, işgale uğrayan, hatta birbiriyle savaşan devletlerin hep "İslâm ülkesi" olduğunu göreceksiniz.
I. Dünya Savaşı'nda "parçala ve yut" dönemini başlatan Haçlı Siyonist ittifakın saldırıları, 7 Ekim 2023'ten itibaren daha da vahşileşmiş; "cinnet" haline gelmiştir.
"Bir bedenin organları gibidir" buyrulan Müslümanların tutumu ise, yürekler acısıdır.
Siyonist İsrail, çoluk çocuk demeden öldürüyor; bölgedeki en güçlü iki ülke olan Suudî Arabistan'ın lideri "Gazze benim umurumda değil" diyor; Mısır ise Müslümanların nefes borusunu sıkıyor!
"İslâm ülkeleri" Pakistan ve Afganistan, mübarek Ramazan'da, İslâm düşmanı Hindistan ve İsrail adına birbirine giriyor!
Evanjelist Siyonist ittifakın, İran üzerinden başlattığı yeni "Haçlı Seferi" ise, İslâm dünyasının tamamını yakacak bir ateşe dönüşüyor.
Zira, "kutsal" dedikleri "Şiî lider"ini bile korumayı beceremeyen İran, ABD uçak gemileri ve İsrail yerine; "Anti-Şii" ülkelere füze yağdırıyor. Üstelik de "ABD üsleri" bahanesiyle, sivil hedefleri vuruyor.
Bu saldırılar, bu altı ülkelerin ABD mahkumiyetini daha da artıracak; kazanan yine İsrail olacaktır!
İSLÂM ÜLKELERİ NEDEN BU KADAR PERİŞAN?
Bugün acziyet ve zillet içerisinde sürünen coğrafya, Osmanlı Devleti yönetiminde "huzur diyarı" idi!
Bunun sırrı ise devletin, gayrimüslimlere kadar uzanan "adalet"le; yani İslâmiyet'le yönetilmesiydi.
Zaten Osmanlı Devleti de, Reşid Paşa'dan itibaren yoğunlaşan "Siyonist-Masonik" tahakkümün, İttihatçılarla birlikte yönetimi tamamen ele geçirerek İslâm'ı yok sayması sebebiyle parçalanmıştır.
Osmanlı enkazında kurulan devletlerin ise sadece adı "İslâm"dır. İngiltere, Fransa ve Amerika gibi emperyalistlerin tayin ettiği vesayetçiler yönetmektedir. Ve tamamı, "Haçlı patronları" ile birlikte İslâm düşmanı Yahudilere hizmet etmektedir.
İran'da görüntü farklı olsa da sonuç aynıdır! "İran İslâm Cumhuriyeti" gerçekten İslâmî kriterlerle yönetilseydi, Suriye'de Müslüman katliamı yapmazlardı.
FATURAYI, "SAHİPSİZ" KALAN MÜSLÜMANLAR ÖDÜYOR!
Bu coğrafyadaki perişanlığın sebebi, Müslümanların "hamisiz" kalmasıdır. Çünkü bu devletler, Müslümanların menfaatine göre değil; "sahipleri"nin talimatına göre yönetilmektedir.
Mesela, Müslümanların emperyalist tahakkümden kurtulması için yıllardır "İslâmî ittifak" kurmaya çalışan Türkiye'yi, "İslâm Cumhuriyeti" İran'ın; "katili" İsrail'den daha büyük bir "düşman" olarak görmesinin gerekçesi nedir?
Hakeza, bölgenin en güçlü ülkeleri olan Mısır ve Suudî Arabistan'ın, Türkiye'nin işbirliği çabalarına neden ısrarla burun kıvırır?
Şeyhlerin(!) yönettiği Birleşik Arap Emirlikleri, neden din kardeşi Türkiye'ye genetik düşmanlıkta inat ederken İsrail'in politikalarına hizmet ezikliği içindedir?
Oysa korkuya dayalı bu "vesayetçi" tutum, esaretlerini daha da artırmaktadır!
Bu perişanlığın asıl sebebi, sinsi bir projeyle Hilafet'in kaldırılması ve Müslümanların sahipsiz kalmasıdır!
NEDEN BATI'NIN EN BÜYÜK DÜŞMANI "HİLAFET" İDİ?
İngilizlerin öncülüğündeki Osmanlı düşmanlığının asıl sebebi, bütün sömürü coğrafyasında karşılarına dikilen Hilafet gücüdür!
Özellikle Sultan Abdülhamid Han'ın, etrafındaki Masonik kuşatmaya rağmen, Müslüman ülkelerde Hilafet sayesinde sağladığı birlik ve beraberlik, emperyalistleri panikletmişti.
İngilizlerin "Abdülhamid nefreti"nin sebebi buydu. Ancak, Batı maşası İttihatçılar bunu, Abdülhamid Han'ı devirdikten sonra anlayabildi!
Ama günümüzdeki İttihatçılar hâlâ "İngiliz müstemlekesi" zihniyetinden kurtulamadı.
Şu "İngiliz tokatı"na rağmen...
İttihatçı lideri Talat Paşa, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Mason arkadaşı Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ile birlikte, "teşekkür" için İngiliz Sefaretine gitmiş; ancak kabul edilmemişlerdi. Sordukları her isim "Yok" dedirtmişti!
Bu tavrın sebebini, yıllar sonra gittiği Londra'da, "Yok" dedirtenlerden Lord Nicholson'a soran Rıza Tevfik, şu cevabı almıştı:
"Desteklediğimiz Jön Türkler'den büyük bir netice bekliyorduk. 'İhtilâl olacak, Sultan da Hilafet de alaşağı edilecek' diye düşünüyorduk. Fakat ihtilâl yaptınız ama Sultan da Hilafet de yerinde duruyor. İşte bu sebeple soğuk karşılandınız."
Hilafet'i, İngilizler kadar bile anlayamayan Tevfik Bey, "Hilafet, Büyük İngiliz Devleti'ni neden bu kadar şiddetli ilgilendiriyor" diye sorunca, günümüzdeki İttihatçılara da ders niteliğindeki şu "ikinci tokat"ı yemişti:
"Dostum! Biz Mısır'da ve Hindistan'da Müslümanları etki altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık ama muvaffak olamadık. Hâlbuki Halife? Yılda bir selam-ı şahane ve Hafız Osman hattı Kur'an gönderiyor, bütün Müslümanları hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor."[1]
Hilafet'in önemi hakkında başka söze hacet var mı?
"HİLAFET"İ KİME, NASIL KALDIRTTILAR?
I. Dünya Savaşı, Osmanlı'dan; aslında Hilafetten kurtulma operasyonudur.
Nitekim hezimetten sonra, Aralık 1918'de toplanan Şark Konseyi'nde alınan bu karar, konsey başkanı Lord Curzon tarafından Lozan'da İsmet Paşa'ya dayatılmış; Lozan Antlaşması, Ankara'dan alınan "söz" sonrasında imzalanmıştı. (İlginç ayrıntılar, "Darbeden Beter Vesayetler"den okunabilir.)
Uğruna savaşılan Hilafet, bu bedbaht imzadan sonra birden bire "Müslümanların ve Türklerin düşmanı bir heyula"ya dönüşüvermişti! [2]
Bu yüzden Saltanat kaldırılırken "Meclis, Hilafet'in istinatgâhıdır" diyerek, Hilafet'i "ebediyyen" himayesine alan I. Meclis, dayatmayla feshedilmiş ve atamayla oluşturulan "sahibinin sesi" II. Meclis; daha 1,5 yıl önce kendisine emanet edilen Hilafet'i kaldırmak için 102 yıl önce bugün 3 Mart 1924'te toplanmıştı!
Tek "bağımsız" mebus Zeki Bey, "Hilâfeti kaldırarak bu müthiş kuvveti düşmanların kucağına atmayalım" demişti ama CHP sıralarından gelen "Adi adam... İn aşağı" hakaretleriyle susturulmuştu![3]
"Mankurtlar Fırkası"nın tek "cesur" mebusu Halid (Akmansü) Bey de, "Biz, İstiklâl mücadelesini verirken millete 'Vatanı ve Halife'yi kurtaracağız' dedik. 'TBMM, Hilâfet'in istinatgâhıdır' dedik" hatırlatması yapmış, bu "hıyanet"in kabul edilmesi üzerine Halk Partisi'nden istifa etmişti.[4]
"HİLAFET GİDECEK, MÜSLÜMANLAR ÖZGÜRLEŞECEK"
Eleştirilere cevap vermek için kürsüye gelen Başvekil İsmet Paşa, "Müslümanlar tedirgin" uyarılarına karşı, "Makam-ı Hilâfet mevcut olmamakla, diyanet-i İslâmiye'nin icrasında bütün ahkâm ve muamelât tamam olacaktır; hiçbir eksik bulunmayacaktır. İslâmiyet, ilâmaşallah (sonsuza kadar) devam edecektir" sözü vermişti![5]
Ancak, bu "söz", bizzat sahipleri tarafından delinecekti!
Başvekil aynı konuşmasında, "Hilafet yüzünden Müslümanlar birbirini yemiştir. Biz, Müslüman milletlerin bağımsız olmasını istiyoruz" demişti.
Aslında İngilizlerin emri yerine getirilmişti. Nitekim, Müslümanların ne kadar "bağımsız" olduğu, yıllar geçtikçe daha iyi görülmüştü!
MÜSLÜMANLARA EN BÜYÜK DARBE VURULMUŞTU!
"Hilafeti ilga" kararı yüzünden, imamesi koparılmış tespihe dönen Müslümanlar, emperyalistlerin oyuncağı oldu!
Çünkü İslâmiyet, başıboşluğu ve belirsizliği men etmektedir. Yola çıkan üç kişiden birinin "lider" seçilmesini emreden İslâmiyet'in, Halifesiz bir gün geçirmeyi bile yasaklamasının hikmetini hâlâ anlayamamış olan İslâm âlemine yazıklar olsun!
Hilafet'i "öcü" gibi görmek, beyinlerdeki Haçlı işgalinin sonucudur.
Hilafet ile asla mukayese edemeyeceğimiz "Papa"lık, çocuk istismarlarına kadar uzanan bir bataklığın merkezi olduğu halde neden hâlâ el üstünde tutuluyor?
Bugün Müslümanların çektiği sıkıntıların tamamı, Papanın (Haçlıların) meydanı boş bulmasındandır. Zaten Hilafet de bu yüzden kaldırılmıştır.
CHP bu hıyaneti yapmasaydı, bölgemizdeki operasyonlar bu kadar kolay gerçekleşemezdi. İslâm dünyası, Haçlı Siyonist tahakkümü altında inlemezdi!
[1] Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, TEV Yayınları, İstanbul 1993, s. 136.
[2] TBMM Zabıtları, 2. Dönem, 2. Yasama Yılı, 1. Birleşim, 1 Mart 1924, s.3-6.
[3] TBMM Zabıtları, 3 Mart 1924, s. 31; 32.
[4] TBMM Zabıtları, 3 Mart 1924, s. 35-36.
[5] TBMM Zabıtları, 3 Mart 1924, s. 62.