2 Mayıs 2026 Cumartesi / 16 Zilkade 1447

Okullarda yeni tedbirler yolda! Bakan Tekin: 6 ay içerisinde paylaşacağız

Okul saldırıları sonrası alınan güvenlik önlemlerinin kısa vadeli olduğunu vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yeni eğitim öğretim dönemi başladığında kamu kurumları arasındaki koordinasyonun sağlandığı daha farklı bir tedbir silsilesi paylaşacaklarını açıkladı.

FADİME ÖZKAN2 Mayıs 2026 Cumartesi 09:00 - Güncelleme:
Okullarda yeni tedbirler yolda! Bakan Tekin: 6 ay içerisinde paylaşacağız

Rusya'nın St. Petersburg şehrindeki dünyaca ünlü Ermitaj Müzesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde "Gelin Hazineleri: Osmanlı ve Anadolu Çeyizlerine Bir Yolculuk" adlı serginin açılışına katılan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, aralarında Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Fadime Özkan'ın da bulunduğu gazetecilerin sorularını cevapladı.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığının soruşturması hangi aşamada? Güvenlik meselesine dair yeni dönemde hangi tedbirleri göreceğiz?

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki olaylarla ilgili şunu söyleyeyim. Kamuoyu bir sürü farklı şeye odaklandı. Biz İçişleri Bakanımızla beraber, Adalet Bakanımız da yargılama boyutuyla soruşturma sürecine dâhil oldular, olayın arkasında ne varsa onu bir kere ortaya çıkaracağız. Kamuoyunda çok konuşulan sebepler; çocukların sosyal medya, oyun siteleri vesaire üzerinden yönlendirilmesi... Onlar tamam ama sonuçta bu işin fitilini ateşleyen bir mekanizma var. Yani bir şey var orada. Onun bütün boyutlarıyla ortaya çıkması lazım. Bu hem kriminal bir durum olduğu için, eğer böyle bir suç işleyen birisi varsa suçun cezalandırılması açısından, adalet açısından gerekli hem de bizim bundan sonra almayı planladığımız tedbirlerle ilgili olarak bizim için önemli bir referans kaynağı olacak, ona odaklanmamız gerekecek. O yüzden hem Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı hem İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu ortaklaşa bu süreci derinlemesine araştırıyorlar. Sürekli biz de bu konuda hassas olmaları gerektiği hususunda kendileriyle konuşuyoruz. Benim için önemli o kısım.

Diğer soruya gelince, akademik çalışmaların tamamı şu konuda hemfikir. Ben uluslararası ortamlarda yapılan toplantılarda da bunu çok dile getiriyorum. Çocuklarda eğitim öğretim süreçleriyle ilgili olarak hep akademik başarıya odaklanan bir çizgi var. Uluslararası toplantıların konuları da bu oluyor. İşte "fen becerilerini, matematik becerilerini artıralım, çocuk iyi bir lise kazansın, iyi bir üniversite kazansın..."

Dolayısıyla bir taraftan aslında eğitimin asli işlevini ihmal ediliyor. Bakan olduğum günden beri bunu katıldığım yayınlarda, bütün uluslararası toplantılarda anlatıyorum ve şu soruyu soruyorum: "Eğitimin asli işlevi dünyaya barış, insan hakları yani dünyada barış içerisinde yaşamamızı temin etmek olmayacak mı? Bilim buna hizmet etmeyecek mi? Bilimsellik buna hizmet etmeyecek mi? O zaman dünyada savaşlar, insan hakları ihlalleri bu kadar yaygınlaşıyorsa niye eğitimciler oturup bunu tartışmıyoruz? Zorunlu eğitim çağında en azından çocuklara insan hakları, barış, demokrasi, hukuk gibi şeyleri vermeye odaklansaydık eğer; Filistin'de, Gazze'de bu dram yaşanır mıydı? Dünyanın birçok bölgesinde, bu kadar insan hakkı ihlali, savaş olur muydu? Buraya bir odaklanmak lazım. Yani burayı çok ihmal ettik. Katıldığım hiçbir uluslararası toplantıda da gündemimiz çocuklara insan hakları, demokrasi ve benzeri şeyleri öğretmek olmuyor. Yani Eğitim Bakanları Toplantısında da UNESCO toplantısında da hiçbir yerde bunu gündemimize almıyoruz. O zaman burada bir eksiklik var. Ben ülke içinde de katıldığım yayınlarda bunu çok dile getirdim. Yani milli ve manevi değerler derken aslında vurguladığım yer burasıydı. Çocuklarımızın diğerinin hakkına, hukukuna riayet edecek bir biçimde yetişmesi, bizim asli işlevimiz olmalı. O yüzden biz başladığımız günden beri bu konuya çok ayrı bir önem verdik.

Şu teze bir kere ben çok taraftar değilim: "Her okulda silahlı bir güvenlik olsun, o kişi güvenliği temin etsin." Bu, çok doğru olmayan bir yaklaşım. Bu varsayım doğru olsaydı, Çekmeköy'deki okulumuzda polis vardı, orada Fatma Nur öğretmenimizin başına bu elim olay gelmezdi ya da Siverek'te jandarma karakolunun bitişiğindeki okulumuzda böyle bir hadise olmazdı.

Demek ki o olayın bir başka boyutu var. Biz şimdi bütün bu süreçten hareketle zaten çalışmalarımızı üç ana ayak üzerine kurmuştuk: Bir; bu türden eğitimin kendi doğal yapısı içerisindeki önleyici tedbirler.

Şiddeti, baskıyı, çocukların şiddete eğilimini önleyecek tedbirler. Bunun içerisinde psikolojik destek ünitelerinin artırılmasından tutun çocukların dijital bağımlılığının azaltılmasına kadar bir sürü parametre var. Detaylı bir şekilde de onları zaten paylaşmıştık. Onların hepsi aslında bu önleyici tedbirlerin bir parçası. Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Örneğin 2023 yaz aylarında biz geleneksel çocuk oyunlarımızı çocuklarımız okul bahçelerinde oynasınlar diye bir genelge yayınladık. Niye durduk yere biz "Çocuklarımız geleneksel çocuk oyunlarımızı oynasınlar" diye bir genelge yayınladık? Mesela göreve gelir gelmez cep telefonlarının okula getirilmesini yasakladık. Okulda disiplinin sağlanması için serbest kıyafet uygulamasını kaldırdık. Öğretmenin otoritesini tesis etmek, okul aile birliklerinin sürece çok yoğun bir şekilde müdahil olmasını engellemek ve okul idaresinin otoritesini güçlendirmek için "Sınıf annesi" uygulamasını kaldırdık. Bakanlık yönetim sistemi içerisinde elektronik ortamda bir dizi yapay zekâ destekli uyarı mekanizması geliştirdik. Bunlar hep baştan beri attığımız adımların bir parçası, önleyici tedbirler.

İkinci olarak fiziki anlamda okul inşaatlarımızla ilgili olarak eksikliklerimiz olan okulları tespit ediyoruz. Güvenlik kamerası eksiği olan okul var mı? Fiziki anlamda istinat duvarından, bahçe kapısının girişinden vesaire sorunu olanlar var mı? Ve bundan sonraki okul binalarıyla ilgili olarak, yeni yaptığımız okul inşaatlarında dikkat etmemiz gereken bir şey var mı diye, bizim kendi içimizde fiziki altyapıyla ilgili böyle bir çalışmamız var.

Üçüncü çalışmamız da biz zaten her yarıyılın başında; illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar ve il/ilçe milli eğitim müdürlükleri ile merkezde de biz, İçişleri Bakanı ile beraber, bulunduğu coğrafi alanın sosyoekonomik göstergeleri ve diğer parametrelere bakarak bazı öncelikli okulları tespit ediyoruz. Yani diyoruz ki; "Bu okul, birinci derecede öncelikli. Bu okulda 24 saat bekleyen polisimizin olması lazım." Bu kapsamda, Türkiye genelinde binin üzerinde okulumuzda 24 saat polis bekliyor.

Bir başka kategoride de bazı okulların önünde polis araçları rutin devriyeye çıkıyor.

Yani sıklıkları belli devriye araçlarıyla polisler devriye geziyor.

Bir başka kategori, eğitim kurumları için güvenlik komisyonları oluşturuldu. Bazı okullarda lokalde ilde ve ilçedeki ilçe emniyet müdürlerinin oluşturduğu komisyonlar kuruldu. Bütün okullarımızı biz bu anlamda bu öncelik durumlarına göre tanımlamıştık. Şimdi İçişleri Bakanlığımızla beraber yürüttüğümüz çalışma ile biraz daha detaylı bir biçimde, biraz daha tabiri caizse güvenlik odaklı bir biçimde okullarımızı yeniden gözden geçiriyoruz.

Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Fadime Özkan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin

Biraz önce "çocuklara demokrasi, insan hakları, barış konuları yeterince öğretilmiyor" dediniz, müfredatta böyle bir değişiklik planlıyor musunuz?

Biz Türkiye'de bunu, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile yaptık. Bütün derslerin içerisine çocuklarımıza temel hak ve hürriyetleri, insan haklarını, milli ve manevi değerleri koyduk. Biz mesela okullarımızda niye Filistin'le ilgili farkındalık çalışması yaptık? Müfredatın bir parçasıydı o. Yani insan hakları ihlalleri, barış içerisinde bir dünya, çocuklarımızın başkalarının haklarına riayet ettiği bir dünya... Müfredatımıza biz bunları koyduk. Yani Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin yaklaşımı bu. Geçen yıl mayıs ayında OECD PISA yönetimine İstanbul'da sunum yaptık. PISA Yönetim Kurulu bize, müfredatımızdaki bu revizyonların farklı dillere çevrilerek başka ülkelere örnek olarak sunulması gerektiğini söyledi. Yani bunlar bizim bu anlamda attığımız önemli adımlar.

Henüz tabii diğer kamu otoriteleriyle bu konuda uzlaşmadık ama; "birinci öncelikli kategori" diye tanımladığımız okullarımızda, adı ne olursa olsun okul polisi veya başka bir isim, eğer bir polis olacaksa, bu polisin formasyonu itibarıyla bu konularda eğitilmiş kişilerden seçilmesi ve farklı bir kadro ihdas edilmesi... Bakanlık olarak biz bunu savunuyoruz.

Davranışları ona göre, ilgi alanları, belki dikkatleri ona odaklanmış bir biçimde yetişen yeni bir ekip olsun. Mesela Kahramanmaraş'taki olayda, silahların resim dosyası içerisinde taşındığı söyleniyor. Örneğin oradaki polis, resim dosyasının neyi taşıyıp neyi taşıyamayacağını bir görüşte anlayabilmeli. Bu konular üzerinde odaklanmış bir uzman ekip olursa daha doğru olacağını düşünüyoruz.

Okullardaki tedbirlerle ilgili genel yaklaşımınızı vurguladınız. Somutlaşan bir şey var mı? Sürekli polis olan yaklaşık 1000 okul var dediniz, bu sayı artacak mı? İçişleri Bakanı, bekçilerin, geçici köy koruyucularının bu sürece dahil edilmesi gibi bir plandan bahsetti, belirlenen bir sayı var mı?

Şu anda aldığımız tedbirleri kısa vadeli tedbirler olarak okumanızı isterim.

Bunlar bizim kısa vadede, bu eğitim öğretim yılının sonuna kadar okullarımızda bir daha bu tür olayların yaşanmamasını temin etmek açısından aldığımız geçici tedbirler.

6 ay içerisinde yani yeni eğitim öğretim yılı başladığında, kamu kurumları arasındaki koordinasyonun sağlandığı daha farklı bir tedbir silsilesini paylaşmış olacağız.

Biz şu an çalışıyoruz. Pazartesi günü İçişleri Bakanlığından bir Bakan Yardımcısı ile bizim bir Milli Eğitim Bakan Yardımcımız, ilgili genel müdürlerle bir araya geldi, bunu çalışıyorlar. Bu süreçte orta ve uzun vadede atacağımız adımlar konusunda çalışıyorlar. Orta vadedeki adımlarımızı da hem Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığımız hem Hazine ve Maliye Bakanlığımız koordinesinde masaya yatıracağız. Bu bahsettiğiniz, İçişleri Bakanlığımızın açıkladığı bazı illerde, polis ve bekçilerle, bazı illerde geçici güvenlik korucularıyla sürecin yürütülmesi bu çok geçici bir dönem, bu kalıcı bir çözüm değil.

Sorunun birçok parametresi olduğu anlaşılıyor. Mesela öğretmenlerin otoritesi, çocukların şiddete yönelmesindeki dijital etkiler ve güvenlik kısmı var. Kovid döneminde bir bilim kurulu gibi oluşturulmuştu alınacak önlemler, kararlar vesaire konusunda. Meselenin sadece Milli Eğitim Bakanlığını ilgilendiren bir konu olmadığı anlaşılıyor burada. Bir sürü çarpan etkisi var. Bunların tamamını ilgilendiren böyle bir bilim kurulu, -adına ne derseniz deyin- böyle bir niyetiniz var mı? Birçok uzmanın içinde yer aldığı, bu konuları tartışacak ya da karar alacak bir şey olabilir mi?

Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında toplanan Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu var biliyorsunuz. Orada ilgili bütün bakanlıklar var. Oraya uzmanları da davet ediyoruz. O kurul bundan sonraki süreçte bu konuya odaklı çalışacak.

Öğretmenin sınıftaki, okul yönetiminin okuldaki otoritesini sarsan süreçler yaşandı. Daha önce şiddet eğitimin bir aracı olarak kullanılabiliyordu. Bunun AK Parti iktidarları döneminde tamamen kesildiği bir süreç yaşandı. Çocuğu dışlamanın olmadığı, haklarının korunduğu bir dönem oldu. Ama iş öyle bir noktaya geldi ki, giderek öğrencinin çok değerli olduğu, öğrencinin kıymetinin azaldığı, çocuğu ödev için bile kızamadığı bir sürece geldik. Bunun bir etkisi var mı yaşananlarda? Öğretmenlerden duyduğumuz şey, ailelerden kaynaklı, çocuklara sirayet eden söz dinlememe, öğretmene baş kaldırma, dersi bölme gibi sorunlar var.

Hepimizin toplumsal rolleri var; anne, baba, ağabey, abla, kardeş, öğretmen vs. Öyle bir yere geldik ki bir öğretmene anne diyor ki "Ben çalışıyorum, benim çocuğuma annelik yap." Baba diyor ki "Benim işim çok yoğun, çocuğuma babalık da yap." Tek kardeş, başka kardeşi yok, "ağabeylik yap, ablalık yap, kardeşlik yap, bir de öğretmenlik yap." Bunu çok konuştuk. Bir öğretmenden toplumsal hayattaki bütün rolleri yüklenmesini bekliyoruz ve bir çocuğa değil, 20-25 çocuğa aynı hassasiyetle davranmasını bekliyoruz. Bizim bir çocuğa yapamadığımızı, belki 5-6 farklı toplumsal rolün hepsini öğretmenden bekliyoruz. Burada bir yanlışlık var. O yüzden biz 2023'ten itibaren yayımladığımız genelgelerin hepsinde, ailelerin eğitim öğretim süreçlerine doğru müdahalelerinin nasıl olması gerektiğini tanımlayan bir dizi adım attık. Mesela Aile Okulu Programı, Ebeveyn Okulu Programı başlattık. Okullarda her iki yarıyılın başında yapılan veli toplantıları için okul müdürlerine hazır sunumlar gönderdik. Burada, eğitim öğretim süreçlerinin sağlıklı yürümesi için veliler nasıl davranmalı? "Çocuğunuzun başarılı olmasını istiyorsanız, mesela çocuğunuzun kitap okumasını istiyorsanız çocuklarınızla beraber günde bir saat, yarım saat kitap okuyun." gibi şeylere yer verdik. Ancak o zaman sürecin başarılı olacağını anlattık. Sonra broşürler bastırdık. Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden farklı bilimsel araştırmaları yayımladık. EBA üzerinden yayın yapan bir mini dizi çektik, 20 küsur bölümlük bir dizi, 130 milyon civarında izlendi.

Öğretmen istihdamı, atama, tayin ve benzeri konular, yıllardan beri tartışılıyor. Bazı illerde öğretmen eksikliği, bazı illerde de öğretmen fazlası var. Bazı yerlerde yığılma bazı yerlerde eksiklik var. Bunlar eğitimi etkiliyor. Bu problemle ilgili bir planınız var mı?

Bakan olarak göreve başlar başlamaz ilk gündeme aldığımız konu öğretmen yetiştirme sürecini yeniden gözden geçirmek oldu.

Çünkü üniversiteler bilimsel eğitim veriyorlar. Hukuk fakültesinden mezun olan bir kişiye hemen avukat demiyoruz belli bir süreçten geçiyor ama tarih bölümünden mezun olan bir kişiye tarih öğretmeni diyoruz ya da matematik bölümünden mezun olan kişiye matematik öğretmeni diyoruz.

Şimdi burada bir problemimiz var. Madem bir kişi Milli Eğitimde çalışacak ve bir kadroya sahip olacak, o zaman bu kadronun gerektirdiği hassasiyetlerin verilmesi lazım.

Onu vermek istediğiniz zaman da üniversite diyor ki "Biz akademik özerkliği olan yapıyız, hiyerarşik olarak siz bize bunları öğreteceksiniz diyemezsiniz." Tamam buna bir şey demiyorum. Biz işte buradan hareketle şöyle bir şey yaptık, dedik ki üniversiteler bilimsel eğitim versin, tarih öğretsin, matematik öğretsin. Matematikten mezun olan kişiyi biz alırsak nasıl bir formasyona sahip olması gerektiğini biz verelim.

Biz de dedik ki üniversiteler bilimsel eğitimi versinler, matematik eğitimini versin, biz alalım matematikten mezun kişiyi, kendimiz yetiştirelim. Bizim sosyoekonomik olarak, coğrafi olarak farklı özellikleri olan okullarımız var. Bilimsel anlamda da şimdi matematik bölümünden mezun olan bir kişi bir sürü teori öğreniyor, formül öğreniyor ama ilkokulda matematik öğretmenliği yapacak. Bunlara gerek yok sadece müfredatı doğru anlatmasına, bunu bilmesine, öğrenciye dersi sevdirerek anlatmasına ihtiyacım var.

O yüzden Milli Eğitim Akademisini kurduk. Şu an başladı ve Milli Eğitim Akademisi işte bunu yapıyor. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının kabul ettiği, okullarımızda uygulanan müfredatı anlatacağız çocuklarımıza. Burası bizim için önemli. Bunun içerisinde milli ve manevi değerler var, insan hakları var, demokrasi var... Öğretmenlerimizden, velilerimiz çocuklarına okullarda disiplin uygulamasını, milli değerleri de anlatmasını bekliyor. Üniversitede böyle bir eğitim var mı? Yok. Bizim üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşların, öğretmenlerin mesleki hayattaki tecrübeleri üzerinden verimlerini analiz eden çalışmaları var. Mesela TALIS (Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketi). TALIS diyor ki Türkiye'deki bir öğretmen, yaklaşık 15 yıl çalıştıktan sonra maksimum verime ulaşıyor. Mesela İtalya'da, Finlandiya'daki bir öğretmen ikinci, üçüncü yılın sonunda maksimum verime ulaşıyor. Biz ne yapıyoruz? 15 yıl boyunca öğretmenimiz okula gidiyor, o maksimum verimi elde edemiyoruz. Niye peki, ne eksiğimiz var?

Çünkü biz yaklaşık 90 saat üniversitelerde formasyon eğitimi veriyoruz, yani okul uygulaması eğitimi veriyoruz, o bahsettiğimiz ülkeler 400-450 saat, 600 saate kadar.

Peki bu yaklaşık 90 saatlik eğitimi nerede veriyoruz biz? Kampüsün yanındaki bir okulda adet yerini bulsun diye stajyer oluyor. Bizim öğretmenlerimiz, okul idarecilerimiz diyor ki öğrencimizden çok stajyer öğretmen geliyor, yani kalabalıklar. O 90 saat de böyle geçiyor, yani verimli değil, adet yerini bulsun diye...

Biz şimdi dedik ki Milli Eğitim Akademisi öğretmen adaylarını sahada yetiştirsin. Şimdi sahada başöğretmen ve uzman öğretmen arkadaşlarımızın yanına Milli Eğitim Akademisindeki öğretmen adaylarını veriyoruz. Yaklaşık olarak 600 saat, uluslararası uygulamalara yakın bir süre. Bunu 13 Nisan'da başlattık. Bu 600 saatlik uygulama eğitiminin hepsi aynı okulda olmayacak. Bir, öğretmen adayı farklı okul türlerini görsün, iki, yanında tırnak içinde staj yaptığı öğretmen onu değerlendirecek, bir öğretmenle anlaşamayabilir, notu olumsuz ya da olumlu olabilir, bir sürü eleştiri olabilir. Bu 600 saati branşlarına göre 4-5 farklı öğretmenle geçirecek."

Bunun dışında, öğretmenlerimiz norm problemi yaşıyor. Bunu yaşama sebeplerimiz; İzmir'de doğmuş, üniversite okumuş, Iğdır'da bir köye gönderiyoruz. Hiçbir bağlantısı yok. Oraya gidince araya bir sürü şey koyuyor, sağlık raporu alıyor veya buna da çok denk geldik mesela sahte evlilik yapıyor sonra yer değişikliği yapmak istiyor. Yer değişikliği yapıp İzmir'e geliyor. İzmir'de bizim zaten yeterince öğretmenimiz var. Bu defa orada norm fazlası durumuna düşüyor.

Bazı bölgelerde öğretmenlerimiz ortalama 10 ayda bir yer değiştiriyordu. Yani bizim bir öğretmenin ortalama çalışma süresi öyleydi. Peki o bölgelerde eğitimde fırsat eşitliğini nasıl temin edeceğiz?

Onu temin etmek için sözleşmeli öğretmenlik diye bir kavram ihdas ettik. Onun sebebi de şuydu. Şimdi sizin çocuğunuz birinci sınıfa kayıt yaptırıyor. Birinci sınıfı okuyor ikiye geçiyor, öğretmeni değişiyor. İkiyi bitiriyor üçe geçiyor, bir daha öğretmeni değişiyor. Dolayısıyla bu bölgelerdeki velilerin ve öğrencilerin sisteme yönelik eleştirileri var.

Öğretmenimiz nasıl yer değiştiriyor? Öğretmenimiz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun kendisine tanıdığı istisna durumlarını sağlayarak yer değiştiriyor. İşte az önce anlattığım sahte evlilikler gibi. 2013-2014'ten bahsediyoruz. Bir vakıf üniversitesine yüksek lisansa kayıt yaptırıyor mesela, "Ben burada öğrenciyim, dolayısıyla tayinimi Iğdır'dan alıp İzmir'e vermek zorundasın" diyordu.

Kanunen mecburen veriyorduk. Bunun önüne geçemiyoruz. Kanun değişikliği yapalım dedik.

Atadığımız öğretmen sözleşmeli öğretmen olarak atansın, atandığı yerde 4 yıl çalışmadan yer değişikliği isteyemesin dedik ve sözleşmeli öğretmenlik onun için geldi.

Bunu bilmeyenler başka yorumlar yapıyorlar. Bunun sebebi buydu. Bir taraftan bu tedbirleri aldık, bir taraftan da öğretmenlerimiz niye yer değişikliği istiyorlar?

Yer değişikliği isteme sebepleri, Türkiye coğrafi anlamda ve sosyoekonomik olarak çok farklı göstergelere sahip. Dolayısıyla öğretmen adayı, lisans mezunu olduktan sonra hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir yere öğretmen olarak atanıyor. Gidince doğal olarak şok yaşıyor ve yer değişikliği istiyor.

Yer değişikliği isteyip hukuka uygun bir biçimde yer değişikliği yaptığında da bizim bazı bölgelerde öğretmene ihtiyacımız var, bazı bölgelerde de fazlalık var. Bunu da çözmek üzere biz şimdi, geçtiğimiz iki yıl boyunca çok tartışıldı, resen atama diye bir uygulama.

Şu anda mevcut sistemimizde bir öğretmen; branş öğretmenleri haftada 15 saat, sınıf öğretmenleri 18 saat maaş karşılığı derse girmek durumundalar. Bunu dolduramayan kişiler norm fazlası olarak kabul ediliyor.

Okullarımızın bulunduğu bölgeler, o ildeki imar, şehirleşme ve benzeri değişiklikler, o ilin nüfus artış hızındaki değişiklikler bizim okullarımızda her yıl rutin olarak norm güncellemesi yapmamızı gerektiriyor. Yani diyelim ki bu yıl bu okulda 1000 öğrenci var, 1000 öğrenci için, atıyorum, 300 saat matematik dersi lazım. Bu 300 saat matematik dersini vermek için 3 matematik öğretmenine ihtiyacımız var ama ihtiyacımız 200 saate düşünce öğretmenlerimizden biri norm fazlası. Peki ne yapacağız bu öğretmeni biz?

2023'te başladık, norm fazlası durumundaki öğretmenlere tayin isteyin dedik. Dedik ki yer değişikliği yapın. Bu okulda norm fazlasısın, isteğe bağlı olarak yer değiştir. Norm fazlası olan hizmet puanına göre belirleniyor. Yani puanı düşük olan doğal olarak norm fazlası. Yer değişikliği talep et diyoruz ve diyoruz ki o ilde ya da il dışında.

Mesela diyelim Erzurum'da, Erzurum merkezde norm fazlasısın ama şu ilçelerde bizim öğretmene ihtiyacımız var. Veya Erzurum içinde istemiyorsun da Erzurum dışına gitmek istiyorsun, Erzurum dışında da şuralarda var, okul bazlı olarak. Tayin iste, istemiyorlar. Son 2,5-3 yıl içinde elektronik ortamda 12-13 defa açıldı. İstemediler, o zaman biz de dedik ki bu sefer, istemeyenleri resen göndereceğiz bizim ihtiyacımız olan yerlere. Öbür tarafta öğretmen ihtiyacı var. Şu anda norm fazlalarıyla ilgili olarak yürüyen süreç, onu dengeleyecek durumda. Yani fazlalıkların ihtiyaç olan yerlere gitmesini sağlayacak durumda. İlk başladığımızdaki norm fazlası öğretmen sayısı da yüzde 40'lara düşmüş durumda.

Zorunlu eğitim süresinin kısaltılması çalışmasında bir ilerleme var mı?

Bir planımız olduğu için demiyorum bunu, ben sadece dünyada eğitim öğretim, istihdama ve öğretime katılma yaşı, toplumla entegre olma düzeyleri açısından bakıldığında, bizdeki 12 yıllık zorunlu eğitim 18 nokta 9 yaşa tekabül ediyor. Yani 18 yaşı hemen hemen dolduruyor çocuklarımız artık. Şimdi artık çocuklarımıza zorunlu eğitim çağında vermemiz gereken şeyler -müfredat olarak-, bunlar daha kompakt hale geldi, daha erişilebilir hale geldi. Bir de çocuklarımız, gençlerimiz daha üretken artık. Ortalama istihdama ve topluma katılma yaşının 28'lere, 27'lere çıktığı bir noktada bunun biraz daha erkene çekilmesi, dünyanın her tarafında tartışılıyor. İşte hep televizyonlarda duyuyorsunuz; "15 yaşında Harvard'a girdi, Oxford'a girdi" diyor. Yani biz niye bunu Türkiye'de sağlayamayalım? Dolayısıyla ben bu zorunlu eğitim yaşının uluslararası göstergeler de dikkate alınarak tartışılması gerektiğini söylüyorum. Yani buna hızlı adapte olmamız lazım. Yoksa biz çocuklarımızı gereksiz yere, zorunlu eğitim artı üniversiteyle beraber baktığımızda 25 yaşına kadar böyle el bebek gül bebek bir pozisyona düşürüyoruz

Ben diyorum ki 15 yaşında uluslararası alanda bir girişimci olabilir bir çocuk. Çok iyi bir üniversite öğrencisi olabilir. Niye bunu engelliyoruz biz? Biz burayı tartışalım pedagojik anlamda. Benim söylemek istediğim şey o.

Bunu siz bir fikir olarak mı söylüyorsunuz, plan değil mi henüz?

Şu anda henüz bu plan değil. Öyle bugünden yarına değil. Kamuoyu tartışsın istiyoruz, tartışalım diyoruz. Çünkü bizim görevimiz bu, dünyadaki bu tür şeyleri Türkiye gündemine taşımak, bizim eğitim sistemimize adapte olacaklar varsa adapte olmasını sağlamak.

Ara tatillerin kaldırılıp o sürelerin yaz başına-sonuna eklenmesi gibi bir düşünce vardı, bu netleşti mi?

Şimdi onu da söyleyeyim. Onu da manipüle etmek isteyenler, süreci sabote etmek isteyenler böyle yalan yanlış şeylerle anlatıyorlar. Biz çocuklarımızın tatillerini falan kısmıyoruz. Tam tersine yaz tatilinin daha kesintisiz ve uzun devam etmesini sağlayacağız. O ara tatilleri kaldırdığımızda çocuklarımızın eğitim öğretim hayatı iki hafta uzamayacak. Eylül ayındaki başlangıcı biraz daha geç, haziran ayındakini biraz daha erkene almış olacağız ve böylece öğrencilerimiz daha uzun tatil yapmış olacaklar.

Önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren olacak mı?

Onu henüz kararlaştırmadık, bu bir taslak. Ara tatilin yaz tatiline eklenmesi...

Bir de zaten Kurban ve Ramazan Bayramları artık bir 8-10 yıl eğitim sürecinin içerisine girmiş oluyor...

İçindeler ve bu planlandığı zaman o 180 iş gününü doldurmak için ve aynı şekilde öğretmenlerimizin kanunen 2 ay yaz tatili tanımlaması var, bunu takvime yerleştiremiyoruz.

Özel okul fiyatları, vatandaşların çok mağdur olduğu veya şikâyet ettiği bir konu. Fiyatları 1 milyon lira olan var, daha fazla olan var, bu konuda değerlendirmeniz nedir?

Biz neyi denetleyebiliriz? Biz standart bir hizmeti denetleyebiliriz. Mesela bir defter, bir kalem, ben size satıyorum, bunun fiyatı standart. Veli geliyor diyor ki, "Bunlara ilave olarak çocuğuma bir de şu hizmeti vermenizi istiyorum." ... Mesela "Yaz tatillerinde çocuklarım İngiltere'de dil stajına gitsin" diyor. Şimdi bunu yaparım diyen özel okullar var. Çocuklara yazın "native speaker"larla beraber dil eğitimi veriyor. Şimdi benim çocuğum hem böyle bir kurs alsın hem de standart özel okul fiyatı olmaz. Biz neyi belirliyoruz? Biz, standart hizmetin fiyatını belirliyoruz. Eğitim hizmeti böyle olur, kıyafet ve kitap böyle olacak, biz bunu belirliyoruz. Geçen sene 82 tane okul 1 milyon TL'nin üzerinde fiyat veriyor. Şimdi onlara bakıyoruz, o okullar başka hizmetler sunuyor. Yüzme havuzu koymuş, spor kulüpleriyle çocukları yurt dışına götürmeyi koymuş, başka şeyler koymuş. Veli diyor ki "1 milyon liranın üstünde okul mu olur?" Olmaz, doğru. Yani bizim standart verdiğimiz hizmetler açısından ortalamalarımız 400-500 bin TL bandında. Bu bir. İki, ben şimdi diyorum ki bu senin okulla yaptığın sözleşme. Niye bu 82 okula göndermek istiyorsun çocuğunu? Başka okullar da var. Ona gönder. Orada adam diyor ki "Ben çocuklara bu hizmetleri sunuyorum, bunun karşılığında da bunu alacağım." Biz neyi denetleyebiliriz? Biz şunu denetliyoruz. Kaç lira dedin buna? 100 lira. Önümüzdeki sene veliden 200 lira alamazsın. Enflasyon oranında artış olabilir, resmi TÜİK'in açıkladığı enflasyon verilerine göre bu kaç lira olacak? 130 lira. Tamam 130 lira, bunu alırsın. Bu nasıl denetlenebilir? Yazılı olursa eğer, bankacılık işlemleriyle olursa geçen sene kaç lira ödemiştin, bu sene kaç lira ödeyeceksin o görülebilir.

Mesela çocuk ilkokulu bitirdi, ortaokula geçti. Ortaokul 1'i yeni kayıt kabul edip yeni fiyat belirliyor. Sonra ortaokula kadar o gidiyor, lisede bir daha aynı şey yaşanıyor.

Şununla karşılaştırabiliriz. Geçen sene ortaokul öğrencisinden kaç lira alıyordun, benden kaç lira alıyorsun? Şimdi senin çocuğun ilkokulu bitirdi, orada başka hizmet sunuyordu. İlkokulda diyelim ki sadece sınıf öğretmeni dersine giriyor. Ama ortaokula gidince 15 öğretmene maaş ödüyor. Şimdi o kategori farklı. Ama şunu yapamaz. Geçen seneki fiyat o kategoride 100 lirayken bu sene 300 lira. Onu ben denetliyorum. 12 bin 400 tane özel okul var. Bunların içinden 80-100 okul 1 milyon lira bandının üzerinde.

Biz hepsini elektronik ortama aldık. Bizim dikkatimizden kaçabilecek tek şey şu. Veliye diyor ki, normalde 1,5 milyon lira buranın fiyatı ama sana indirimle bu sene 900 bin lira ya da 800 bin lira. İşte 300-500 bin lirayı elden ver diyor. Ben o elden verileni görmüyorum ki bilmiyorum, kayıt dışı yani.

Özel okullarda kitap ve kıyafet fiyatları da pahalı.

Kitap konusunda da şöyle bir şey söyleyeyim. ÖSYM'nin hazırladığı soruların bizim kitaplardan çıkması lazım ve çıkıyor, onu çalıştık. Müsteşarken de onu yapıyordum, şimdi de yapıyorum. ÖSYM'nin hazırladığı soruların her birisinin bizdeki kazanım karşılığını istiyordum ben. Diyelim 180 tane soru var. Her soru için hangi kazanımdan, hangi kitaptan sorulmuş diye bizim kitaptan istiyordum. LGS soruları zaten bizim ücretsiz dağıttığımız kitaplardan ve materyalden çıkıyor. Üniversite sorularının da böyle olacağını sürekli söylüyorum. Yani velinin aslında özel okulun verdiği hiçbir kitaba ihtiyacı yok.

ÖNERİLEN VİDEO

Mızrak:Tam isabet, sıfır engel

Kapat
Video yükleniyor...