21 Ekim 2021 Perşembe / 15 RebiülEvvel 1443

Orada durun…

Hem şiddete şarkı yazıp hem de başkasına parmak sallayamazsınız…

STAR/ANALİZ14 Mart 2014 Cuma 07:00 - Güncelleme: 14 Mart 2014 Cuma 14:54
Berkin Elvan’ı kaybettik… Hepimiz acılıyız. Bir çocuğun sebebi ne olursa olsun ölümü hepimizin ortak acısıdır. Vicdanlar sızlar, sızladı da…

O çocuğun cenazesinden siyasi bir fayda ummak ve dahası o cenazeden başka cenazeler çıkaracak sorumsuzluklar da vicdansızlıktır.

Türkiye Çarşamba günü ikisini de yaşadı.

Berkin’i toprağa verirken iki pırıl pırıl gencin bedeni de yere düştü. Gözümüzün önünde iki cana kıyıldı. Burak Can Karamanoğlu ve Ahmet Küçüktağ’ı kaybettik.

Ne Burak Can ne de Ahmet Berkin’den daha değersiz değildir. Ne de Berkin onlardan… Acılar arasında hiyerarşi olmaz. Ateş düştüğü yerde aynı acıyı hissettirir.

Ama ne yazık ki bu ülke ölümleri seçen, acıları ideolojik tasnife tabi tutan, bir gencin ölümüne ağıt yakarken diğerinin ölümünü görmezden gelen ikiyüzlülüğü de yaşadı.

Berkin’i kendi bitmek tükenmek bilmeyen nefretlerine katık yapanlar, Burak Can’ın, Ahmet’in ölümüne kayıtsız kaldılar. Burak’ın babası, “Berkin benim de evladımdır” dedi ama onlar, hayır bunu diyemediler.

Orada durun.

Buna, bu ikiyüzlülüğe kimse müsaade etmez…

Hem insanları sokağa dökeceksiniz. Vurmalarına, kırmalarına, yıkmalarına yakmalarına övgüler düzüp şarkılar yazacaksınız hem de yaktığınız ateşin alevi yüzünüzü yalayamaya başlayınca parmağı başkasına çevireceksiniz. O olmaz işte… Sorumlusunuz, suçlusunuz ve bunu herkese açıklamak zorundasınız.

Durum ortadadır… Yakalandınız… Tam da Burak Can’ın sokağın soğuk taşlarına henüz düşmüş bedeninin başında yakalandınız.

Siz… İnsanlar o gün, Berkin için yürüsün istemiyordunuz aslında. Yürüsünler ve hiç durmasınlar bunu istiyordunuz. Güvenli evlerimize çekildiğinizde şiddet şehri ele geçirsin kaos büyüsün gerilim artsın, ateş yansın istiyordunuz. İstediğiniz oldu… Daha fazlası oldu, kanlar aktı, canlar gitti.

Berkin umurunuzda değildi, Burak Can hiç değil gördük.
Acılı kalpleri kandırabilirsiniz ama bizi değil.

Okmeydanı umurunuzda değil, yoksul çocukları hayatınız boyunca sevmediniz, Alevilere burun kıvırdınız… Bugün birden bire depreşen aşkınız onlara değil. Onların, o yoksul insanların hesapsız saflığının peşindesiniz.

Masum gençler ölsün de hükümete parmak sallayabilesiniz. Masum çocuklar sokaklarda heba olsun da siz iktidar hesaplarınızı yapabilesiniz.

Şirketlerinizi seferber ettiniz, gazetelerinizde, televizyonlarınızda ateşi hem yaktınız hem de körüklediniz.

İstediğiniz oldu. Berkin’den fazlasını kaybettik. Sırtını sıvazladığınız şiddet, planlayarak, hesaplayarak, hedef gözeterek canlar aldı.

Şimdi telaşınızı görüyoruz. Çarşamba günü sokağa ve şiddete sıraladığınız övgüler. Elinizde kibritle ateş yakarken gördük sizi… Hepsi bu toplumun hafıza kayıtlarında…

Telaşlanmakta haklısınız… Şiddete ve vandallığa şarkılar yazdınız, köşelerinizi seferber ettiniz, mağazalarınızın kapılarını bedava internet hizmetine kadar açtınız. Coşturdukça coşturdunuz ve katiller o akşam iki cana kıydı… Bütün bunlar hepimizin gözü önünde oldu. Siz telaşlanmayacaksınız da kim telaşlanacak?

Gerilim kontrolünüzden çıktı. Şimdi bir suçlu arayacaksınız başka çareniz yok. Telaşla başkasını işaret edeceksiniz… Ve sonra bütün umutlar tükenince, vicdanlar hesap sormaya başlayınca birbirinizi ihbar edeceksiniz.