08 Mart 2021 Pazartesi / 24 Recep 1442
Gece modu

Paralel kuşatma

Casusluk ve yasa dışı dinleme soruşturmasında gözaltına alınan paralel emniyetçilerin ifade verdiği Çağlayan Adliyesi tam bir kuşatma yaşıyor. Örgüte yakın milletvekilleri nezarethanede şüphelileri ziyaret ederek adeta şov yaptı.

Kemal Gümüş28 Temmuz 2014 Pazartesi 07:00 - Güncelleme: 28 Temmuz 2014 Pazartesi 07:00

HAKAN ŞÜKÜR ‘VEKİLİM’ DİYEREK NEZARETHANEYE KADAR GİRDİ

Casusluk ve yasadışı dinleme soruşturmalarından gözaltına alınan şüphelilerin adliyeye sevk edilmesinden itibaren Çağlayan Adliyesi adeta kuşatıldı. Casusluk ve yasadışı dinleme soruşturmalarında gözaltına alınan ve yargıdan kaçamayacaklarını anlayan şüpheliler yargı sürecini akamete uğratmak için akıl almaz yöntemlere başvuruyorlar.

Vekillik sıfatını kullanarak..

24 Temmuz günü şüphelilerin emniyet sorgusunun ardından gruplar halinde adliyeye sevk edilmeleri üzerine adliye binasına dışarıdan yüzlerce kişi geldi. İçeride ise avukatlar ile milletvekilleri Hakan Şükür ile İdris Bal savcı ve hakim odalarını kuşattı. Sorguda şüphelilere ait bir iki avukat olmasına rağmen her sorguya en az 15 avukat katıldı. Dar olan salonda avukatlar sürekli kargaşa ve tartışma çıkartarak sorgu sürecini uzatmaya çalıştı. Avukatlar bu şekilde mahkemeyi çalışamaz hale getirirken, milletvekilleri Hakan Şükür ile İdris Bal da kanunu ihlal ile sorgu odasına ve nezarethanelere girdi. Vekiller, şüphelilerle görüştü ve fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaştı. Hiç bir izin almadan şüphelileri topluca nezaretten çıkartıp sohbet eden Hakan Şükür hakim ve savcıları da baskı altına aldı. Hakan Şükür’ün hiç bir izne gerek görmeden sorgu sırasında adliyeyi basarcasına şüphelilerle görüşmesi ve görüntü çekerek yayınlaması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. CHP’li Mahmut Tanal da Şükür ve Bal’dan geri kalmadı. Adliyeden kaçmaya çalışan şüphelilerin engellenmesine kızan CHP’li Tanal, polise önce hakaret etti sonra darp etti. 

Müdahalesiz 9 kat indiler

Şüpheliler de onlardan geri durmadı. Önceki gün “gözaltı süresi” oyununu devreye sokan şüpheli polisler, Terörle Mücadele (TEM) polislerinin göz yumması ile adliyeden kaçmaya çalıştı. Gözaltı oyunu tutmayınca daha önce susma hakkını kullanan şüpheliler birden bire karar değiştirerek saatler süren ifadeler vermeye başladı. Öncek gün tüm polisler emniyet sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. 02:45’e kadar savcılığa ifade veren şüpheliler 02:45 sıralarında sorgu hakimliğine sevk edildi. Gözaltı süresine tabi olmayan hakimlik sorgusu devam ederken avukatlar şüphelilerin yanına gelerek, “Gözaltı süreniz bitti, hepiniz serbestsiniz” diyerek provokasyona imza attı. Şüpheli polisler hep birlikte ayağa kalkarak sorgu salonundan dışarı çıktı.

Yargıya açıkça baskı

 6. kattan -3’üncü kata hiçbir müdahale olmadan inen polisler İstihbarat Şube ve Şişli Emniyet Müdürleri’nin çabasıyla çıkış kapısına metreler kala durdurulabildi. TEM polisleri şüphelileri durdurmak için girişimde bulunmadı, foto-film şubesi görevlileri ise olayı kameraya kaydetmedi.  Aksine cebinde telefon olan bir şüpheli polisler kendilerini engelleyen çevik kuvvet polislerinin yüzlerini çekerek, “Hepiniz bittiniz” diyerek tehdit savurdu.

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cahit Özkan, “Avukat sıfatı olmayan kimse savcının odasına girerek milletvekili sıfatını kullanamaz, baskı oluşturamaz. Anayasanın 138. maddesince yasaklanan ve hiçbir yasal düzenlemede karşılığı olmayan Hakan Şükür’ün bu tavırları hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu bir baskı olarak telakki edilmelidir” dedi.

Eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek ise “Milletvekillerinin dokunulmazlığı yargısal işlemlere müdahale hakkı tanımaz. Hakan Şükür, İdris Bal ve Mahmut Tanal’ın nezarethaneyi denetleme ya da cumhuriyet savcısının odasına girmek gibi bir hak ve yetkisi yok”dedi.

KAÇ İSMAİL KAÇ EFSANESİ

Yargıya kurulan komplonun bir parçası da “Kaç İsmail” iddiası oldu. İddiaya göre şüpheli avukatları sorgu hakiminin odasına gittiğinde odada tanımadıkları bir şahısla karşılaştı. Avukatlar şahsın kim olduğunu sorması üzerine hakim şahsa “Kaç İsmail” dedi. Bunun üzerine şahıs koşarak uzaklaştı. Bu şahsın MİT ajanı olduğunu ileri süren örgüt yandaşları hakime baskı kurmak için odada olduğunu öne sürdü. Ancak gerçek çok geçmeden anlaşıldı. Avukat provokasyonuyla güvenliği kalmayan sorgunun güvenliğini sağlamak isteyen hakim bir evrak düzenlemişti. “İsmail” ismindeki polis memurunu da kendisi odasına çağırarak bu evrakı teslim etti. Şüpheli avukatları ve CHP’li Tanal ise şahsın kimliğini gizleyerek bir tutanak tuttu. Tutanak sosyal medyaya sızdırılarak hakimliğin itibarı zedelenmek istendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu da, MİT görevlisi olduğu iddia edilen “İsmail” isimli kişinin, Terörle Mücadele Şubesi’nde çalışan polis memuru olduğunu bildirdi.

Huzur için dinledik sayısını bilmiyorum

Paralel Yapı iddialarından sonra ortaya çıkan sözde Selam Tevhid soruşturmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, bakanlar, milletvekillileri ile bir çok önemli ismi dinlediği gerekçesiyle Casusluk soruşturması kapsamında gözaltına alınan şüpheliler mahkemede bir birinden ilginç hikayeler anlattı. Şüphelilerden Emniyet eski Amiri Hayati Başdağ, ifade vermek yerine beddua etmeyi tercih ederken, şüpheli İstanbul eski İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan dinlemelerin mahkeme kararıyla yapıldığını ve her şeyi İstanbul’un huzuru için yaptıklarını iddia etti. 

Savunma yerine beddua

Emniyet Amiri Hayati Başdağ mahkemede kendini savunmak yerine ‘Fethullah Gülen gibi’ beddua etmeyi tercih etti. Şüpheli İstanbul eski İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan da savunmasında suçlamaları kabul etmeyerek “İstihbarat dinlemesinde büro amirleri tarafından hazırlanan talepler şekil denetimi yapılarak kanuna uygun olup olmadığı denetlendikten sonra hakim kararı ile dinlemeler haline dönüşür. Bu görevimi ifa ederken İstanbul’un daha huzurlu ve güvenli bir şehir olmasını istedim. Başka hiçbir saik gütmedim. 100 küsur dinleme talebi tarafıma yöneltilmiş. Benim bunları hatırlamam mümkün değildir” dedi.

Memuriyetin gereği imiş

Şüphelilerden Hasan Hüseyin Danacı ise, “Tapeler ülkenin güvenliği açısından önleyici hizmet olarak ilgili alanlarla paylaşılır ve yasal süre sonunda kayıtlar yok edilir. Hiçbir arşiv kaydı tutulmaz. Örgüt suçlamasına gelince suçlamayı kabul etmiyorum. Emniyet teşkilatında astlık üstlük ilişkisi içerisinde mesleğimi yerine getirmek için çalıştım” dedi.