"Darbeler ülkesiyiz" diyoruz ama kaç darbeye muhatap olduğumuzu bile tam bilmiyoruz. Ayrıntıdan sıkıldığımız için en acımasız darbe olan 28 Şubat'a, darbecilerin oltasını yutarak "post-modern" diyoruz.
Hakeza 55 yıl önce, halkın iradesini temsil eden hükümeti zorla deviren bir "darbe" olan "12 Mart"a da "muhtıra" deyip geçiyoruz.
TSK, 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen sonra yoğun bir "darbe" yarışına sahne olmuştu. Zira 4 Ocak 1961'de kabul edilen "İç Hizmet Kanunu" (35. Madde), TSK'ya adeta "darbe görevi" vermişti.
Bırakın generalleri, albaylar bile askerliği bir kenara bırakmış, cunta yarışına girmişti.
TSK İÇİNDE "DARBECİLER BİRLİĞİ" KURDULAR
35. Madde ile iştahı kabaran daha askerler, Milli Birlik Komitesi'nin (MBK) bölünmesini de fırsat bilerek hemen "Silahlı Kuvvetler Birliği" (SKB), kurmuş ve resmen darbe hazırlığına başlamışlardı.
İstanbul'da Harp Akademileri'ni Ankara'da ise Harp Okulu'nu "karargâh" olarak kullanan cunta örgütleri, 18 Mart 1961 günü Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel'in başkanlığında birleşmiş; Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'ı da, "Onursal Başkan" yapmışlardı![1]
CUNTACILAR, DEVLET BAŞKANINI DİZE GETİRDİ!
SKB'nin, Hava Kuvvetleri Komutanı Tansel'in liderliğinde hızla güçlenmesi, iktidardaki darbecileri tedirgin etmişti. Darbeci Devlet Başkanı Cemal Gürsel, 3 Haziran 1961 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan kararname ile Tansel'i, Washington'a tayin (sürgün) etmişti. Ancak 6 Haziran 1961 günü Tansel'i ABD'ye götürmek için havalanan uçak, askerî jetler tarafından geri döndürülerek Mürted'e indirilmişti!
Cuntacıların, "Çankaya'yı bombalayacağız" tehditleri üzerine 19 Haziran günü Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na iade edilen İrfan Tansel'in başkanlığındaki SKB üyelerinin hazırladığı ültimatom, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e verilmek üzere Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'a teslim edilmişti.
Darbe yiyen Gürsel, bu ültimatomu kabul etmek zorunda kalmıştı. Taleplerden biri Cemal Madanoğlu'nun TSK'daki görevini bırakmasıydı ki, Madanoğlu MBK üyeliği ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı da dâhil olmak üzere TSK'dan istifa etmişti! TSK'nın yönetimini fiilen ele geçiren SKB, Genelkurmay Başkanı'ndan daha etkili hale gelmişti! Ordunun ruhu olan "hiyerarşi" kaybolmuştu!
BİR CUNTA DA "KOMÜNİST DARBE" HAZIRLIYORDU
Madanoğlu TSK'dan istifa etmişti ama "darbeciliğini" de yanında götürmüştü! Zira bu sefer de, Yön Dergisi başyazarı Doğan Avcıoğlu liderliğindeki Sovyetler Birliği yanlılarıyla "sol darbe" planı yürütüyordu. TSK'daki uzantıları ise Havacı Batur ile karacı Gürler idi.
"9 Mart Cuntası" denilen Madanoğlu-Avcıoğlu grubu, hazırladıkları "darbe dosyası"nı, 1971 Ocak ayı sonunda Muhsin Batur'a vermişlerdi. Dosya, "Devrim Anayasası, devrimci Bakanlar Kurulu listesi, darbe sonrası uygulanacak sosyalist devlet düzeni" gibi hıyanetlerle doluydu!
9 Mart sabahı Org. Batur'un talimatıyla Hava Kuvvetleri'nin belli birliklerine ve üslere alarm verilmiş ve öğle saatlerinde de, Gürler-Batur ikilisinin belirlediği isimlerle toplantı yapılmış; "darbe koordinatörü" generaller rapor sunmuştu!
Konuşmaları dinleyen Gürler "Hele yarın olsun. Genişletilmiş Komuta Konseyi'ndeki durum açığa kavuşsun. Ona göre yeniden tezekkür ederiz" diyerek toplantıyı bitirmişti. Gürler'in tavrı "erteleme" değil, "engelleme" idi! MİT Müsteşarı Fuat Doğu, cuntaya sızan elemanı Mahir Kaynak'ın raporlarını Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'a düzenli olarak aktarmıştı.[2]
"Yukarıdan" gelen bir emirle darbenin durdurulduğunu iddia eden Muhsin Batur da, "Rus yanlısı olmuyorsa ABD yanlısı olsun. Yeter ki darbe olsun" kabilinden, zaten paralel yürüttüğü "B Planı"nı devreye sokarak öbür cepheye dümen kırmıştı.
CHP, 27 Mayıs'ta da Başvekil Menderes'i tutuklayan bu "bütün zamanların darbecisi" Muhsin Batur'u, 1980 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde aday göstermişti.
CIA, BAŞBAKAN'IN BİLMEDİĞİ AYRINTISLARI BİLİYORDU
TSK üst yönetiminden oluşan "Amerikancı" cephe çok daha derin ve güçlü bir hazırlık içindeydi! Bu gidişatı gören Genel Kurmay Başkanı Org. Tağmaç, bütün kuvvet ve ordu komutanlarını, 10 Mart günü Ankara'da toplanacak "Genişletilmiş Yüksek Komuta Konseyi"ne davet etmişti.
CIA'nın Washington'a gönderdiği 11 Mart 1971 tarihli raporda, Tağmaç'ın 32 general ve amiralle yaptığı, "Hükümeti devirelim mi; yoksa sertçe uyaralım mı" toplantısı hakkında şöyle deniyordu:
"Üst komuta kademesinin, kötüleşen siyasî duruma doğrudan ya da sivil yönetim görünümünde, 24 saat içinde müdahale edeceğine dair artık soru işareti bulunmuyor!"[3]
AMERİKANCILAR MUHTIRA DEĞİL, DARBE İSTİYORDU
Gerçekten TSK müdahale biçimine karar vermişti. "Muhtıra" ile kurtarma çabasında olan Genelkurmay Başkanı Tağmaç, ertesi gün 17.30'da, Kara Kuvvetleri Komutanı Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Eyiceoğlu ile tekrar bir araya gelmişti.
Tağmaç, büyük çabalarla komutanları razı ettiği "muhtıra metni"ni, Cumhurbaşkanı Sunay'a arz etmek için Çankaya Köşkü'ne götürmüştü.
Ancak komutanlar, hükümetin istifasında yani "darbe"de kararlıydı! Akşam Batur'un evine tekrar toplanmış ve Köşk dönüşü Tağmaç'ı da çağırmışlardı!
3 saat dil dökmesine rağmen komutanları ikna edemeyen Org. Tağmaç, MİT Müsteşarı Fuat Doğu'yu geç saatte Çankaya'ya göndererek Cumhurbaşkanı Sunay'ın fikrini almaya karar vermişti.
Doğu, Sunay'a "Sayın Cumhurbaşkanım, Beni Genelkurmay Başkanı gönderdi. Toplantı halindeler, yarın darbe yapacaklar. Size bildirmemi emretti" demiş, Sunay ise "Peki Fuat Paşa" demekle yetinmişti! Köşk'ten gelen "Peki" üzerine Tağmaç'ın da direnci kırılmış, "Yeni bildiriyi yarın getirin, imzalayayım" demişti![4]
Genelkurmay Başkanı Tağmaç o imzayı nasıl attığını yıllar sonra şöyle anlatmıştı:
"Evet, 'muhtıra'yı imzalarken ağladım. 27 Mayıs'tan sonra Silahlı Kuvvetler'i kışlasına iade için büyük gayretler içinde bulundum. Ama ah cuntacılık! Bunların iliğine işlemiş."[5]
"ASKERE MANİ OLAMIYORUM SÜLEYMAN BEY, İSTİFA ET!"
Ve 12 Mart 1971 Cuma...
Tağmaç'a rağmen "şahinler"in dediği olmuştu! Saat 09.30'da Genelkurmay Başkanı'nın makamında toplanan komutanlar son defa durum değerlendirmesi yapmış ve düğmeye basmıştı!
Başbakan'a bağlı olan MİT Müsteşarı Korgeneral Fuat Doğu, saat 11.00'de Başbakan Demirel'i arayarak, "Cumhurbaşkanımız, 'Süleyman bey istifasını versin' buyurdular" demişti! Çok şaşıran Demirel, "kırmızı hat"tan Köşk'ü aramış; ama ulaşamamıştı!
Tağmaç ise, 4 generalin son şeklini verdiği "Muhtıra Görünümlü Darbe" bildirisini "mecburen" imzalatmıştı! Ve, "12 Mart Muhtırası", saat 13.00'te ilân edilmesi için TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu'na gönderilmişti!
Demirel'in ısrarlı telefonlarına saat 12.45'te cevap veren Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, "Ne yapayım? Beni de aştılar, mani olamıyorum. Sağlık sebebiyle istifa etseniz iyi olur" demişti!
Demirel turp gibiydi ama bu hiç önemli değildi! Çetin Çeki'nin okumaya başladığı "12 Mart Muhtırası"nda, "Hükümet istifa etmezse yönetime el koyacağız" deniyor ve inkılâp kanunlarını uygulayacak "Atatürkçü" bir hükümet kurulması isteniyordu!
"Darbe muhtırası" TRT'den sonra Meclis'te de okunmuştu.
TSK, güçlü halk desteğine sahip iktidarı, bu sefer de "muhtıra" ile indirmişti! Başbakan Demirel, şapkasını alıp gitmişti! CHP'nin ağır toplarından Nihat Erim, "tarafsız(!) başbakan" tayin edilmişti.
Sahi "darbe" nasıl oluyordu?
[1] Osman Deniz, Parola: Harbiyeli Aldanmaz, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2018, s. 21.
[2] Muhsin Batur, Anılar ve Görüşler, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s. 275-276.
[3] 2017 yılında açıklanan ABD Dışişleri Bakanlığı Belgeleri.
[4] Soner Yalçın, Bay Pipo, Doğan Kitapçılık, İstanbul 2005, s. 170.
[5] Hamit Emrah Beriş, Adı Konulmayan Darbe 12 Mart Muhtırası, TBMM Prestij Dizisi, Ankara 2023, s. 159.