Suriye devriminin üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçti. Suriyeliler devrim değil fetih diyor. 27 Kasım'da Halep'in alınmasıyla başlayan ilerleme, 7 Aralık'ta Şam'ın ele geçirilmesiyle nihayete erdi. Şimdi Şam'da yepyeni bir hükümet ve yepyeni bir rejim var.
Uzun süredir yapmak istediğim Suriye gezisi nihayet nasip oldu. Bir analiz için yeterince görüşme ve gözlem yapabildiğimi söyleyemem fakat en azından bu kısa seyahatin notlarını paylaşmak istiyorum.

Gaziantep'ten araçla yola çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra Çobanbey Sınır Kapısı'ndan Suriye'ye adım attık. Bu kadar kolay olabilmesi bile "Hayaldi, gerçek oldu" dedirtmeye yetiyor. Kuzeyden başlayan yolculuğumuzda ilk duraklarımız, Türkiye kontrolündeki Azez ve Çobanbey bölgesinde bulunan Türkiye Maarif okulları ve yurtlarıydı. Maarif Vakfı, yaklaşık 10 senedir Azez, Çobanbey ve El-Bab'daki okullarıyla bölgedeki eğitim faaliyetlerinin en önemli ayaklarından birini oluşturdu. Savaşın yaralarının sarılmasında ve nesil kaybının önüne geçilmesinde Maarif'in Suriye'de üstlendiği misyon ayrıca takdire şayan.

Havasıyla, insanıyla, toprağının rengiyle Anadolu'nun devamı olan bu yolda biraz daha ilerleyince Halep'in bombalanmış mahallelerine vardık. Sert bir karşılaşma anı!. Televizyonda izlediğimiz yıkıntıların arasından, yeşil otobüslere doldurulup tahliye edilen insanların geride bıraktıkları sokaklardan geçerek Halep'e giriyoruz. Tekrar Anadolu'dayız!
Halep benim için hiç tanışmadığım ama hep özlediğim eski bir yakın gibi. Savaştan önce de defalarca niyet edip gidememiştim. Sonrası malum.

Yıkım Halep'in sınırlarında kalmamış, yapımı Roma'ya tarihlenen, Halep'i yöneten bütün İslam emirlerinin bir nişan bıraktığı Halep Kalesi bile Rus bombardımanlarından nasibini almış. İnsanı içine çeken, her sokağı için hayaller kurabileceğiniz, kırığını söküğünü tamir edip üzerindeki tozu silerek bir an evvel kullanmak isteyeceğiniz nadide bir antika gibi Halep. Değerinden kaybetmeden yenilenmesi çok pahalı, böyle kalsa gönül razı değil.
Bombardıman yapılan bölgeleri yeniden ayağa kaldırmak çok zor. Zaten hayat başka yerden filiz vermeye başlamış bile. Halep'te de Humus'ta da Şam'da da insanlar yıkıntılar arasına dönemedikleri için şehrin çeperlerinde yeni mahalleler oluşmaya başlamış.

Halep ve Şam'da geri dönüşlerin etkisiyle iki şey çok hissediliyor: Trafik ve kiralar. Türkiye'den dönenlerden biri, "Türkiye'de de kiralar bizim yüzümüzden yükseldi. Şimdi dönüyoruz, burada da kiralar bizim yüzümüzden yükseliyor" diye espri yaptı.
Halep belki eski canlılığına henüz kavuşmuş değil ama konuştuğumuz herkes 1,5 yılda çok şey değiştiğini söylüyor. Ticaretin, zanaatın ve nezaketin şehri Halep, işini şansa bırakmıyor.

Kontrolü kimdeyse üstünlük ona geçen meşhur M5 otobanı üzerinden Şam'a doğru yola çıkıyoruz. Tabii ki önce Hama. Roma döneminde Jüpiter Tapınağı olarak inşa edilen, Bizans döneminde kiliseye, İslam'dan sonra da Hama Ulu Camii'ne dönüştürülen bu kadim mabedi ziyaret etmeden geçip gitmek olmaz. Hama, 1982'deki katliamla sırasını savmış gibi iç savaşta yıkılmayan az sayıda yerden biri.
Esed'e karşı silahsız protestoların en büyüğü de Hama'da gerçekleşmişti. Ancak muhalifler, Hama'nın ikinci kez yıkılmasına mâni olmak adına çok erken bir dönemde direnişi şehrin dışına taşıdıkları için şehirde harap olmamış. Yine de savaşın yorgunluğu üzerinde.

Beni en çok etkileyen yerlerden biri de Hama-Humus arasındaki Rastan kasabası oldu. Adeta doğal bir kale. 7-8 yıl boyunca kuşatma altında kalıp hava bombardımanına direnmiş. Karadan zaten kimsenin zapt edemeyeceği bir konumda. M5'i ortadan kesen bu kasabada yaşanabilecek neredeyse hiçbir ev kalmamış durumda.
Rastan'dan sonra Humus'tayız. Taş üstünde taş kalmamış denilecek türden bombalanmış bir şehir Humus. Halid bin Velid Camii'nin etrafında bir tane yıkılmadık bina yok. Yıkık binaların giriş katlarında açılan dükkânlarda hayatı yeşertmeye çalışan bir halk var. İnsan hayret ediyor, sonra da hayret ettiği için kendine kızıyor. Enkazların arasında satılan meyve suları, çocuk oyuncakları, plastik mutfak gereçleri... Mısırcılar, dondurmacılar... "Madem ölmedik, mecbur yaşayacağız" dedirten türden.

Ve Şam kırsalı, Şam'ın kenar mahalleleri... Doğu Guta fotoğraflarını hatırlayın. Oralar işte... Şam'a varmadan önce bu hayalet şehirde biraz dolaşıyoruz. Gazze görüntüleri bizde daha taze. Buralar da tıpkı Gazze. 7-8 yıl kuşatma altında tutulan, bombardımanla on binlerce sivilin katledildiği yerler. Ne yıkılan binalar yenilenecek ne de bunları yaşatanlara karşı gönüller teskin olacak gibi...
Yine de hayat yine en iyi ilaç, dedirtiyor Şam'ın keşmekeşi. Bir tarafta devam eden gece hayatı, bir tarafta herkesi kucaklayan muhteşem Emevi Camii.
Bir de her an kulağınıza Türkçe kelimeler çarpıyor. Türkçe artık Suriye'nin ikinci dili.

Birkaç kelam daha edip tamamlayayım yazıyı.
-Beni şaşırtan şeylerden biri, ortalıkta bir tane bile El Şara posterine rastlamamış olmam. Ne resmi binalarda ne sokakta.
-Yeni gelenler rüşveti kesmiş, çok güzel. Ama eski kanunlar, işler rüşvet almadan yürütülemesin diye yapılmış. Adamlar devrim yaptılar devleti tam olarak çalışır hale henüz getirmediler.
-İsrail ile bir çatışmanın şimdilik ötelendiğini ama er ya da geç yaşanacağını düşünen insanlarla karşılaştık.

-Görüştüğümüz bir düşünce kuruluşu temsilcisi, "Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle Suriye'nin güçlü ittifakının hayati önemde olduğu" söyledi. İsrail saldırganlığına karşı bu ittifakın önemi çok büyük gerçekten de. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bölgesel ittifak vurgusuyla da birebir örtüşüyor. Yeni Suriye yönetiminin yaklaşımını da yansıttığını ifade ederek şu görüşü paylaştı bizimle: "ABD'nin şu an Suriye için önemi muhakkak; ama ABD'nin battaniyesine sarılamayız. Gerçek komşularımızla güçlü ittifaklar içinde olmalıyız. Sadece askeri ve dış politika alanında değil içerideki siyasi meşruiyet anlamında da Suriye'nin Türkiye'den öğrenecek çok şeyi var."
-Türkiye İçişleri Bakanı'nın Şam ziyaretine denk gelmiş olmak da ilginçti. Bakan'ın Emevi Camii'nde bulunduğu süre boyunca etrafta çok yoğun bir halk kalabalığı birikti. Türkiye'ye sevgi ifadesi için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar.
-Bu arada Şam'daki en popüler kişilerden biri de Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz. Büyükelçi, savaş yıllarında da Suriye sahasını iyi çalıştığı için konulara ziyadesiyle hâkim. Bunun da verdiği imkânla Türkiye-Suriye ilişkilerini her düzeyde geliştirilmesi adına çok büyük bir görev üstlenmiş durumda.