22 Eylül 2020 Salı / 4 Safer 1442
Gece modu

Türkiye Libya'da barış sürecine 'taş koyan' tarafı gözler önüne seriyor: Hafter'in işlediği suçlar kayıt altında

Türkiye, Berlin Konferansı'ndaki çağrılara rağmen henüz tam anlamıyla sağlanamayan ateşkesin sürmesi şartıyla, Libya'ya asker göndermeyeceğini taahhüt ederken, barış sürecine 'taş koyan' tarafı, Birleşmiş Milletler (BM) ile birlikte, gözler önüne seriyor.

AA28 Ocak 2020 Salı 14:26 - Güncelleme: 28 Ocak 2020 Salı 14:28

Ülkenin doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter, Almanya'nın başkenti Berlin'de 19 Ocak'ta düzenlenen Libya konulu konferansta yapılan ateşkes çağrısını umursamıyor gibi görünüyor.

Anlaşmanın ardından birkaç kez Libya'nın başkenti Trablus'taki Mitiga Uluslararası Havalimanı'nı bombalayan Hafter milisleri, Trablus ve çevresini "uçuşa yasak bölge" ilan ederek bölgeye yaklaşan sivil uçakları vurma tehdidinde bulundu.

Milisler, Halatat, Salahaddin, Ayn Zara, Er-Remle ve Trablus'un güneyi gibi çeşitli cepheleri kontrol etmek için şiddetli hücumlar gerçekleştirdi.

Berlin Konferansı öncesinde Türkiye ve Rusya'nın girişimiyle 12 Ocak'ta yapılan ateşkesten bu yana Trablus semalarında, özellikle insansız hava aracıyla düzenlenen saldırılar kesilmişti.

Ancak Hafter milislerinin kara saldırılarını sürdürmesi, ateşkesin açıkça ihlali anlamına geldi.

Bu ihlalleri Berlin Konferansı'na katılan devletler ve uluslararası örgütler güçlü ve açık bir şekilde kınamazken, BM Güvenlik Konseyi de Hafter ve milislerine herhangi bir yaptırım uygulamadı.

Sadece Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, BM Güvenlik Konseyi'ne ateşkesi ihlal eden taraflara yaptırım uygulama çağrısında bulundu.

Özellikle Berlin Konferansı'nın sonuç bildirgesini imzalayan ve Hafter'e diplomatik, askeri destek sağlayan ülkeler olmaları itibariyle Rusya, Fransa, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bu ihlalleri kınayan güçlü bir duruş sergilemedi.

Türkiye'nin Libya'daki meşru hükümeti desteklemek için asker gönderme kararı tepkiyle karşılanırken, Hafter saflarında savaşan Rus ve Afrikalı paralı askerlere, uyuşturucu çeteleri ve insan tacirleri konusunda ise tam bir sessizlik hakim. Uluslararası toplum, bu konulara yeterince ışık tutmuyor.

- HAFTER, MOSKOVA VE BERLİN ANLAŞMALARINA SADIK KALMADI

Uluslararası ateşkes anlaşmalarına rağmen Hafter'in, Moskova, hatta Berlin'de varılan anlaşmaları imzalamaması, Hafter yanlılarının Libya'daki petrol ihracatını durdurması, uluslararası toplumun, "savaş baronunu" barışa yönlendirmek için yaptırım uygulanmasını zorunlu kılıyor.

Aksi takdirde işlediği suçlara göz yumulması, Hafter'in durumunu daha da kötüye sürükleyecek ve BM nezdinde meşru Uluslararası Mutabakat Hükümeti (UMH) karşısında bir "oldu bitti" dayatması anlamına gelecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Ocak'ta yaptığı açıklamada, bu duruma işaret ederek, "Hafter ne Moskova'da, ne Berlin'de bu sürece uymuştur." demişti.

Erdoğan ayrıca, 24 Ocak'ta Almanya Başbakanı Angela Merkel ile İstanbul'da gerçekleştirdiği basın toplantısında, BAE ve Mısır'ın Hafter'e silah desteği sağladığına dikkati çekerek, UMH Başbakanı Fayiz es-Serrac'ı yalnız bırakmayacaklarını vurguladı.

- TÜRKİYE KARARLARA BAĞLI

Tüm bunlara rağmen Türkiye, Berlin Konferansı kararlarına bağlı kalmaya devam ediyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Rus RİA haber ajansına verdiği röportajda ateşkese uyulduğu sürece Libya'ya ilave asker gönderilmeyeceği açıklaması da bu durumu teyit ediyor.

Böylece Türkiye, delilleri tümüyle herkesin gözleri önüne seriyor ve Libya'daki barış sürecine kimin taş koyduğunu, Trablus ve çevresi ile Sirte kentindeki siviller aleyhinde suç işlendiğini dünya kamuoyu için netleştiriyor.

- BM, HAFTER'İN SUÇLARINI BELGELİYOR

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Ocak'ta yayımladığı raporda Hafter'in işlediği suçların bazılarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Guterres'in işaret ettiği suçlardan en tehlikelisi ise Terhune katliamı.

Söz konusu raporda, Terhune'deki Hafter yanlısı 9. Tugayın (El-Kaniyat) komutanlarından Albay Abdulvahhab el-Makri'nin, destek güçleri komutanlarından Yüzbaşı Muhsin el-Kani ile asker Abdulazim el-Kani'nin öldürülmesinin ardından UMH'nın yanında yer alanlara karşı yoğun saldırılarına yer veriliyor.

UMH hükümeti başkentin yaklaşık 90 kilometre güneydoğusundaki Terhune'de olayların yaşandığı zaman onlarca kişinin öldürülmesini kınamasına rağmen, Kaniyat milislerinin denetimi altında bulunan kentteki katliam kurbanlarına ilişkin ne görüntü ne de bilgi sızdırıldı.

Bu rapor, "sessizce" gerçekleşen Terhune katliamına ışık tutan ilk belge olarak öne çıkıyor.

Raporda, 26 Ağustos-1 Eylül döneminde yaşanan çatışmalarda, aralarında sivillerin de yer aldığı 39 kişinin yaşamını yitirdiği, onlarca sivilin yaralandığı kaydedildi.

Ayrıca raporda, 4 Ocak'ta Trablus'taki askeri okula düzenlenen ve 30'dan fazla öğrencinin ölümüyle sonuçlanan saldırının sorumluluğu da Hafter'e ait uçaklara yükleniyor.

Guterres, ayrıca Trablus'taki El-Fernac, Canzur, Es-Sevani, Tacura mahallelerindeki sivil yerleşim birimlerinin vurulması, sivillerin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan (Trablus'un 50 kilometre batısındaki) Ez-Zaviye kentine yönelik birkaç saldırının arkasında Hafter'e ait uçakların olduğunu bildirmişti.

Berlin Konferansı sonuç bildirgesine göre, UMH ve Hafter tarafından 5'er temsilcinin katılacağı askeri komitenin BM himayesinde bu hafta Cenevre'de toplanması bekleniyor.