Nerede bir fitne, nerede bir fesat varsa, nerede bir yıkım varsa İsrail'le birlikte o da vardı.
Son yıllarda o kadar ocaklar söndürdü, o kadar kanlar akıttı ki!
Girdiği her bölgede düzen bozuluyor, kaos derinleşiyor.
Finansın ve sermayenin kirli ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri'nden bahsediyorum.
Sömürge artığı bu ülke, bugün küresel sistemin aktif bir yıkım aktörüdür. Kendini yatırımcı, arabulucu ya da istikrar sağlayıcı olarak pazarlasa da, sahada çatışma üreten, devlet yapılarını çözen ve kalıcı istikrarsızlık inşa eden bir hat izlemektedir. Sudan'dan Yemen'e, Libya'dan Çad ve Afrika Boynuzu'na uzanan coğrafyada savaşları derinleştiren, kurumları felç eden ve egemenliği aşındıran ana dış fail Birleşik Arap Emirlikleri'dir.
Bu bir niyet okuması değil. BAE'nin kurduğu finansal ve siyasal mekanizmanın işleyişidir.
James Rickards'ın Kur Savaşları kitabında ne diyor bakın: "Dubai, uluslararası entrikalara uygun bir yerdir." Dubai, küresel sermaye kaçışlarını yöneten bir merkezdir. Para burada park etmez; BAE sistemi parayı yönlendirir, kimliğini değiştirir ve yeniden dolaşıma sokar. Kayıt dışı fonları sisteme entegre eder, şirketleştirir ve başka coğrafyalara aktarır. Aynı mekanizma ile devletler arası yaptırımları fiilen etkisizleştirir. Hukukî görünüm korunur; yaptırım sahada BAE eliyle delinmiş olur.
BAE bu yolla askerî olmayan ama son derece saldırgan bir güç üretir. Bu, yatırım finansı değil; yırtıcı ve yıkıcı finanstır. BAE, devletlerin kırılganlıklarını sermaye fırsatına çevirir, çatışma alanlarını kendi finans döngüsüne bağlar.
Sudan'da Birleşik Arap Emirlikleri iç savaşı finanse etti, paramiliter yapıları besledi ve altın ticareti üzerinden çatışmayı sürdürülebilir hâle getirdi. Silah akışı, nakit transferi ve siyasi koruma BAE tarafından eş zamanlı yürütüldü. Devlet zayıfladıkça BAE, silahlı yapıları bilinçli biçimde güçlendirdi. Ortaya çıkan yıkım bir iç çözülme değil, BAE'nin yönettiği bir istikrarsızlaştırma operasyonudur.
Yemen'de Birleşik Arap Emirlikleri, limanları kontrol etti, ticaret yollarını şekillendirdi ve vekil yapıları doğrudan finanse etti. BAE, askerî varlık göstermekten çok para ve vekil güçler üzerinden savaş yürüttü. Bu tercih, Yemen'in toparlanmasını engelledi; ülkeyi bilinçli biçimde parçalı ve yönetilemez hâle getirdi.
Türkiye'nin düzen kurmaya çalıştığı Libya'da da kaos kanadını Birleşik Arap Emirlikleri inşa etti. BAE, siyasi süreci sabote etti, seçimleri engelledi, Hafter'i finanse ederek sahada tuttu. Devletin kurumsallaşmasını değil, sürekli bir geçiş rejimini dayattı. Libya'da ortaya çıkan kilitlenme, bir yönetememe sorunu değil; BAE'nin bilinçli biçimde ürettiği kaos rejimidir.
Çad ve Afrika Boynuzu'nda da BAE, zayıf devletleri çatışma alanına çevirdi, yerel aktörleri finansla hizaladı ve belirsizliği kalıcılaştırdı. Bu coğrafyada istikrar değil, kontrol edilebilir kaos üretti.
Bu nedenle darbe kavramını dar anlamda ele alamayız. Birleşik Arap Emirlikleri darbeleri parayla yapıyor, silah akışıyla derinleştiriyor, ekonomik damarları keserek jeopolitik yıkıma devam ediyor. Sonuç her yerde aynı: egemenlikler aşınıyor, devletler çöküyor.
Peki... Birleşik Arap Emirlikleri'nin Sudan'dan Yemen'e, Libya'dan, Çad'a Afrika Boynuzu'na kadar bilinçli biçimde ürettiği bu kalıcı kaos, en çok kimin işine yarıyor?
Cevap açık değil mi?