10 Ağustos 2020 Pazartesi / 20 ZilHicce 1441
Gece modu

Çoktandır ümitler sende ölüm

Murat Ünver’in Siyah Kedi isimli romanında, tıpkı ölüm gibi her şey birlikten çokluğa sonra tekrar birliğe rücu ediyor.

TANSU GÖÇEN08 Ağustos 2019 Perşembe 01:44 - Güncelleme: 08 Ağustos 2019 Perşembe 01:44

Ölüm insanın var olduğu ilk günden bu yana gerçeği olarak yanında taşıdığı bir yapı taşı. İnsan evladı ölüm hakkında birçok soru sordu, yeri geldi hayatı ölüm üzerinden anlamlandırdı. Zaman gibi temel bir mefhumu dahi ölüm temelli algıladı ve sonlu-sonsuz zamanlar yarattı kendine. Tabii bu sırada ölümü de son kabul etti. Bu sonun sonsuzluğuna inandı kimileri, kimileri sonun dibini işaret etti ve “an” dedi. Kendini ölümle inşa etti, ölümün çizdiği sınırlarda yaşadı. İyiyi ve kötünün varlığını bile ölüme bağladı, çünkü dedi ölümlüyüz ve iyiyi anlamak için burada kötü gerekli. Sanat ve bilimin de temel sorusu oldu. Doğa bilimleri ve sosyal bilimler kavramsallaştırmaya ve ifade etmeye çalıştı ölümü. Ancak beyan edersek anlarız, biliyoruz bunu.  Ölümlü olmaklık hali üzerinden okunmaya çalışıldı ahvâl. Çünkü o aslında ömür içre kazanılmaya çalışılan yegâne arzu olan hakikatti. 

“Ölüm cennetten önce bizi ele geçirecek. Yaşarken özlem, acı ve ıstırap çekmemize neden olan, her çeşit bulantıya katlanmamızı sağlayan şey, muhtemelen ana rahminde yaşadığımız ve kabul etmeye yanaşmasak da ancak ölümde tekrarlanabilecek olan birtakım kayıp mutlulukların hatırlanmasıdır.” diyordu Jack Kerouac. 

Camus ise; “Ölümün bir başka yaşama açıldığına inanmak hoşuma gitmiyor. Ölüm benim için kapalı bir kapı. Bunun atılması gereken bir adım olduğunu söylemiyorum; korkunç ve pis bir serüven olduğunu söylüyorum. Bana önerilen her şey, insanın sırtından yaşamın yükünü almaya çabalıyor.” diyordu.

TANIMLAMAK OLANAKSIZ

Ahmet Cemal de Dokunmak romanında yarattığı karakter üzerinden şöyle göstermişti bize ölümü; “Raif Ergüç, yaşamayı yeterli bulduğunu söylüyordu. Neden daha çok yaşamayı seçmediği konusunda ise herhangi bir ipucu vermiyordu. Ama bu sorunun, yani acaba neden daha çok yaşamak istemediği sorusunun ölümünün ardından sorulacağından emindi. Mektubunda bunu da belirtmişti. Ve eklemişti: “ Daha çok yaşamanın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlamayı, siz yaşayanlara bırakıyorum...” Raif Ergüç, bu noktada oynamamıştı. Çünkü gerçekten ölmüştü.”

“Ölümü tanımlamak olanaksızdır; çünkü ölüm, tuhaf bir biçimde, bütün varlıkları var eden o nihai boşluğu, o varolmayışı temsil eder.” Baumann bunları kaydetmişti ölüm için. 

“Hangi pencereye koşsam gece; / Gitmiyor bu can bu tende ölüm. / Ne vefasız geçmişten hayır var,/ Ne gelecekler imdada koşar,/ Çoktandır tekneyi aldı sular;/ Çoktandır ümitler sende ölüm” Cahit Sıtkı ise böyle dizelere dökmüştü ölüme karşı olan hislerini. 

Örneklerin ucu bucağı yok, herkes bir yerinden tutmaya çalışmış ölümü.  Murat Ünver’in Siyah Kedi romanında hayat verdiği Jeffrey karakteri de ölüm karşısında sorgulayan ve sevdiği için hem varlığını ortaya koyan hem de düşünsel arka planını oluşturan bir karakter. Amerika’dan başlayıp Peru, İspanya, İngiltere ve İstanbul’a değin uzanan bir sorgulama, soruşturma ve aşk dolu sırlarla kuşatılmış bir seyahat Siyah Kedi. Yazarın uzun bir araştırma safhasından geçerek kaleme aldığı romanda, tıpkı ölüm gibi her şey birlikten çokluğa sonra tekrar birliğe rücu ediyor.