2 Nisan 2026 Perşembe / 15 Sevval 1447

Hafıza kaybıyla ustaca oynayan bir polisiye

Paula Hawkins İthaki Yayınları’ndan çıkan Trendeki Kız’da kusurlu bir kadını ana karakter haline getiriyor

Tuğçe Aysu12 Mart 2015 Perşembe 07:00 - Güncelleme:
Hafıza kaybıyla ustaca oynayan bir polisiye

Güneşin altında -ya da çoksatar ticari kurgu dünyasında- yeni bir şey yok ama Paula Hawkins bu aralar çok revaçta olan hafıza kayıplarına dayanan polisiyelere dâhice bir yön veriyor. Trendeki Kız’ın ana karakteri Rachel genç bir kadın, eski evinin yakınlarında başka bir genç kadının kaybolduğu geceye dair hiçbir şey hatırlayamıyor: Aklında dönüp duran kan, alt geçit, mavi elbise ve kızıl saçlı bir adam dışında. Anlatılar hayatları trajik bir biçimde birbirine bağlanan üç kadın arasında büyük bir beceriyle bölünmüş: Rachel, Megan ve Anna.

İlk olarak Rachel’la Londra’dan eve dönüş yolculuğunda karşılaşıyoruz, banliyödeki evine dönen bir başka yorgun çalışan gibi görünüyor ama çantasında dört kutu hazır cintonik var ve bunlar sadece başlangıç niyetine. “Bugün cuma, o yüzden trende içtiğim için suçlu hissetmek zorunda değilim. Teşekkürler Tanrım bugün cuma! Eğlence burada başlıyor.”

ŞAŞIRTICI KAHRAMAN

Tren Rachel’i önceden yaşadığı caddedeki evlerin önünden geçiriyor. Eski kocası Tom’un yeni eşi Anna ile yaşadığı –Rachel’ın eski evi de olan–  yirmi üç numaraya bakmaya dayanamadığı için on beş numaraya odaklanıyor. Orada yaşayan genç ve güzel çifti saplantı haline getirip onlara kendi kendine Jess ve Jason isimlerini veriyor. Rachel evlerinin önünden geçerken her gün gözleriyle bu çifti arıyor, göremezse de neler yaptıklarına dair hayal kuruyor. Ta ki bir gün bahçelerinde onu şoke edecek bir şey görüp,–aslında adı Megan olan–“Jess”in kaybolduğunu öğrenip polise yardım etmeye karar verene kadar. Baş şüpheli olan –ve aslında adı Scott olan– “Jason”ın çok sevdiği karısına asla zarar vermeyeceğinden emin. Fakat Rachel hafıza kayıplarına, mantıksız davranışlara ve sarhoşken telefon etmeye eğilimi olan biri ve bu nedenle polis onun yalnızca zavallı bir meraklı olduğuna karar verip ciddiye almıyor. Rachel bunların yanında Tom ve Anna’ya da sürekli hakaret içeren mesajlar bıkarak işkence ediyor. Böylesi kusurlu bir kadından ana karakter yaratmak cesur bir hamle.

Rachel yalnızca zayıf olmakla kalmıyor, zaman zaman kindar ve kendine acıyan bir insan da oluyor. Ayrıca kilolu ve görece daha az çekici; canlı ve enerji dolu Megan’la ve parlak, seksi ve kendinden önceki kadına karşı kazandığı zaferle övünen Anna’yla kıyaslandığında acınası biri gibi görünüyor. Fakat Hawkins, muhteşem bir yetenekle bakış açıları ve zaman ekseniyle oynuyor ve okurun kendisini ilk anda yakalayamayan ana karaktere karşı bir empati ve anlaşılabilir bir miktar da şüphe geliştirmesini sağlıyor. Dahice yapılan şaşırtmalar ise psikolojik akla yatkınlığı zorluyor. Hawkins’in Trendeki Kız’ı az gösterişli olsa da bütüne baktığımızda çok sağlam yaratılmış bir roman.

Trendeki Kız

Paula Hawkins

İthaki Yayınları