21 Ocak 2021 Perşembe / 7 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

Muhit dergisi, ocak sayısını Usta Gazeteci Ahmet Kekeç'e ayırdı

Önceki yıl ocak ayında yayın hayatına başlayan aylık edebiyat ve fikir dergisi 'Muhit', yeni sayısını merhum gazeteci, yazar Ahmet Kekeç'e ayırdı. Dosyaya katkı sağlayan isimler arasında, Necip Tosun, Hasan Aycın, Hüseyin Atlansoy, Sibel Eraslan, Ekrem Kızıltaş, Hüseyin Akın, İbrahim Tenekeci, Mustafa Şen, Mehmet Şeker, Mustafa Akar, Saadettin Acar, Mehmet Hakan Kekeç ve Ervanur Erdoğan yer aldı.

AA04 Ocak 2021 Pazartesi 13:27 - Güncelleme: 04 Ocak 2021 Pazartesi 13:27

İlk sayısında Ahmet Kekeç'le gerçekleştirdikleri özel bir söyleşiye yer veren dergide, 2021 yılının ilk sayısında da yazar için, özel bir dosya hazırlandı.

Dosyaya katkı sağlayan isimler arasında, Necip Tosun, Hasan Aycın, Hüseyin Atlansoy, Sibel Eraslan, Ekrem Kızıltaş, Hüseyin Akın, İbrahim Tenekeci, Mustafa Şen, Mehmet Şeker, Mustafa Akar, Saadettin Acar, Mehmet Hakan Kekeç ve Ervanur Erdoğan yer aldı.

Editörlüğünü Soner Karakuş'un üstlendiği dergide, sunuş yazısını kaleme alan İbrahim Tenekeci, Kekeç'in 14 Kasım 2020'de hayata veda ettiğini belirterek, "Yeni ve sonsuz bir hayata başladı. Kendisini iyi bir insan olarak tanıdık, bildik. Şahidiz. Bu sayımızı Ahmet Kekeç Ağabeyimize ayırmaya, onunla ilgili dosya yapmaya karar verdik. Bir insanın arkasında bu kadar güzel şahitlik bırakması, kazançların en kıymetlisidir." ifadelerini kullandı.

- "KANAMALI HAYDUT, BİR KUŞAĞIN SERENCAMINI ANLATAN EDEBİ BİR METİN"

Başarılı yazarı, kaleme aldığı "Son İyi Şeyler" (öykü, 1985), "Yağmurdan Sonra" (roman, 1999), "Kanamalı Haydut" (günlük, 2005) ve "Ulufer" (roman, 2019) kitapları üzerinden değerlendiren yazar Necip Tosun, "Öyküye, romana en üst basamaktan başlayan Ahmet Kekeç, hep edebiyatın içinde kalmasına karşın kitap yayını konusunda ısrar etmeyen yazarlardandı." değerlendirmesinde bulundu.

Tosun, edebiyatçı yönünün ihmal edilip daha çok "gazeteci" olarak anıldığı için Kekeç'in bundan hep rahatsız olduğunu kaydederek, "Bir kez bana şöyle yazmıştı, 'Hala ne yaparsam yapayım ne yazarsam yazayım, birçok kişinin gözünde bir gazeteciyim. Oysa hiçbir zaman bir gazeteci gibi görmedim kendimi. Sadece bir gazetede yazıyorum. Tıpkı bir kurumda çalışan insanlar gibi. Bir bankacı da olabilirdim. O zaman bana bankacı demeyecek, 'öykücü' demeye devam edeceklerdi." şeklindeki düşüncelerini aktardı.

Kekeç'in edebi kitap yayınına uzun ara vermesine rağmen "Kanamalı Haydut" adlı günlüklerinde, dünyayı tam bir öykücü ve romancı gibi algıladığını, zihninin de hep sanat ve edebiyatın sorunlarıyla meşgul olduğunu belirten Necip Tosun, şunları kaydetti:

"Kanamalı Haydut'ta Kekeç'in sıkıştırılmış bir hayatı, derin gözlem gücü, gelişmiş, incelmiş bir duyarlıkla yaşadığı açıktır. Kanamalı Haydut, ayrıca bir kuşağın serencamını anlatan bir edebi metin. Kimileri öykü kimileri dokunaklı mektup kimileri bir duygu sağanağı. Kitap, Ahmet Kekeç'in en güzel metinlerinden biri. Günlükler Kekeç'in yaşanmışlıklara bakışını yansıtır. Ahmet Kekeç, güncelerinde 20 yıldır öykü yayınlamamasının kimi ipuçlarını da verir. 'Kuşağımın ağlak yazarları, lirizmden, içi boş varoluş bunalımlarından, trendy mutsuzluklardan hoşlanıyor. Ben bu fırsatı teptiğim için edebiyatta başarısız oldum.' Bir başka yerde de şöyle der, 'Yazarlar sinik insanlardır. Onları, sürekli yakınmak ve acıdan gebermek hoşnut eder. Benim sorunum, çözümün başkalarında olması. Elimden başka bir şey gelmediği için yazıyorum. Dilekçeme yanıt alsaydım, bu labirente girmezdim. Çünkü bir öyküyle, 'Umum Vekalete' yazılmış dilekçe arasında hiçbir fark yoktur'."

- "HER ZAMAN HAYATA BAKAN, HAYATI ÖNCELEYEN TAVRI MÜTHİŞTİ"

"Fotoğrafta Görülmeyen" başlıklı yazısıyla dosyada yer alan şair Hüseyin Atlansoy da Ahmet Kekeç'le 1982 yılının son günlerinde tanıştığına işaret ederek, "Ahmet Kekeç, kardeşlik hukuku içinde sözünü söyleyebilenlerdendi. Trajedisizlikten dolayı ustaca ve kurnazca ironiye yönelmiş kimi yazar ve şairlere ne kadar uzak ise 'ağlak'lara da o kadar uzaktı. Her zaman hayata bakan, hayatı önceleyen tavrı müthişti." ifadelerine yer verdi.

Usta çizer Hasan Aycın, "İnna Lillah" başlıklı yazısında, Ahmet Kekeç ile ağabey-kardeş gibi olduklarının altını çizerek, birlikte yaşadıkları çeşitli anıları aktardı.

Yazar Sibel Ersaslan, "Yağmurdan Sonra Melekler Geçermiş Şehirden" başlıklı denemesinde "Ahmet ağabeyin, zor zamanların bıçkınlaştırdığı polemikçi dilinin altında, pırlanta gibi parlayan bir duygusallık vardı. Ama gece-gündüz mücadeleden, sürekli gardını alarak veya savunma kalkanıyla yazmak zorunda kalıştan olsa gerek, çoğu kişi onun duygusal dünyasını fark edemedi. 2002'den sonraki süreçte, daha liberal bir tarzda ve kazanılmış özgürlüklerin kaybedilmesine gönlü razı gelmeyen bir başka savunma biçimiyle tanıdık onu..." değerlendirmesinde bulundu.

"Bizim Ahmet Kekeç" başlıklı yazıyı kaleme alan gazeteci yazar Ekrem Kızıltaş, usta yazarı 1980'lerin sonlarında "İmza" dergisindeki yazıları vasıtasıyla tanıdığını belirterek, şu bilgileri verdi:

"28 Şubat döneminin ağır atmosferinden en çok etkilenenlerden birisi oldu, Ahmet Kekeç. Mahkeme üstüne mahkeme, mahkumiyetler, müstear isimle yazılan yazılar... Ama inancı doğrultusunda her daim dik durdu ve bu uğurda ödemek zorunda kaldığı bedellerden de hiç şikayetçi olmadı. İnandığı gibi yaşadı Ahmet Kekeç. Doğru olduğunu düşündüğü her şeyi büyük bir ciddiyetle yerine getirdi ve ödemek mecburiyetinde bırakıldığı bedellerden de kaçınmadı."

- "AHMET AĞABEY, SAVAŞ MEYDANINDAKİ BİR KAHRAMAN GİBİ DESTANSI BİR MÜCADELE VERİYORDU"

Şair ve yazar Hüseyin Akın, "Ahmet Kekeç'in kaleminden Kalanlar" başlıklı yazısında "Ahmet Kekeç'in tarihe, bugüne ve geleceğe bakışı komplekslerden uzak, hesapçı değil, hasbi, yeri geldiğinde de hesaplaşmacı olmuştur." derken, şair İbrahim Tenekeci ile yazar Mehmet Şeker, Kekeç'in "Kalanlar" kitabının hikayesini okurla paylaştı.

"Ustam ve Ağabeyim Ahmet Kekeç" başlıklı yazıyı kaleme alan yazar Saadettin Acar, Kekeç'i 28 Şubat döneminde tanıdığına vurgu yaparak, şu bilgilere yer verdi:

"Halka ve onun değerlerine savaş açıldığı, 'tek parti devr-i saadeti'nin tekrar hortlatılmak istendiği o meşum 28 Şubat ara döneminde, Ahmet ağabeyin yazıları vesika niyetine okunabilecek kıymetli birer belge hüviyetindedir. Vatanseverlik, halkçılık, insan hakları denildiğinde mangalda kül bırakmayan 'aydınlanmasını tamamlayamamış intelijansiyasımız'ın sus pus olduğu hatta ortamı daha çok germek için cuntacıları tahrik ve teşvik ettiği, inançlı insanlara baskının had safhaya ulaştığı, fişlemenin kebapçı ve limonatacılara kadar uzandığı o uğursuz günlerde Ahmet ağabey, savaş meydanındaki bir kahraman gibi destansı bir mücadele veriyordu."

Ahmet Kekeç'in aynı zamanda bir hiciv ve polemik ustası olduğuna işaret eden Acar, "Yazdığı türün en iyi ve dikkat çekici isimlerinin başında geliyordu. Onunla polemiğe girenlere sivri kalemiyle az çektirmiyordu. Doğrusu o da kaleminden az çekmiyordu. Hiciv ve hakaret arasındaki ince çizgide durmasını da biliyordu. Yazdıkları, özellikle 28 Şubat dönemindeki metinleri, köşe yazarlığının nasıl yapılması gerektiğine dair çok başarılı bir örnektir kanaatimce. Bu sebeple, ince bir mizah duygusunun eşliğinde ve tertemiz bir Türkçeyle yazdığı o yazılar, üzerinden yıllar geçse de aynı tadı vermeye devam ediyor." ifadelerini kullandı.

- "BABAM KİMSEYE YÜK OLMADAN YAŞADI"

"Bir Dağım Kalmadı" başlıklı yazıyı kaleme alan usta yazarın oğlu Mehmet Hakan Kekeç ise babasını şu sözlerle anlattı:

"Babam kimseye yük olmadan yaşadı. Müdanasızdı. Gereğinden fazlasını istemedi. Hastalık teşhisi için sürekli hastaneye gidip geldiğimiz bir gün, 'Seni de meşgul ediyorum, işe gidemiyorsun.' demişti. Sadece hastalığında değil, hep böyleydi. Nazik bir bulut gibi yaşadı babam. Sessiz ve zahmetsizce...

Bir ödevden bahsetmek istiyorum şimdi. Beyoğlu'nda yürüyorduk babamla. Kitapçıya girdik. İki katlı bir dükkandı. Üst kata çıktık, kimseler yok. Kitaplara bakarken 'Geçim derdi yüzünden.' dedi. Gazetecilik zorunluluğundan bahsediyordu. Cevap veremedim bir süre. Bir şeyler söylemiş olmalıyım sonra. Ama asla gerçek bir cevap değildi. Yıllar geçti, kimse de ikna edemedi. Edebiyatı kendi dünyasında önceliyordu babam ama şu geçim derdi denen illet yok mu, kendi dünyasını yaşayamıyordu. Yazdı gene de. İki roman. Biri öykü, biri de günce. Bilgisayarında bitmiş birçok dosya duruyor. Ödevim olarak duruyor."

Dergide ayrıca son romanı "Kalbin Arka Odası" Muhit Kitap'tan çıkan yazar Ayşegül Genç ile yapılan söyleşi, Hüsrev Hatemi'nin "Arz Ederim", Dursun Çiçek'in "Hikmet Dağı Rey ve Ru'yet", Selim Cerrah'ın "İstikamet Üzere Yaşamak", Kamil Yeşil'in "Bir Öteki Olarak Yazar", Erol Göka'nın "Ne İçindeyiz Zamanın...", Zeynep Merdan'ın "Ruh Müzesi" ve Hatice Ebrar Akbulut'un "İnsan Yürüdükçe Tamamlanır" başlıklı yazıları yer alıyor.

Mustafa Muharrem'in "Sesin Matematiği", Ahmet Karaca'nın "Rasim Özdenören Öyküleri Bize Ne Söyler?", Suavi Kemal Yazgıç'ın "Mustafa Akar Şiiri İçin Bir Tünek", Mustafa Özel'in "Çizginin Yazgısı", Celal Fedai'nin "Küçük Şiirler Şiir Nasıl Okunmalı? Pingpong Masası: Bir ironist olarak Sezai Karakoç" ile Ayşe Çelikkaya'nın "Sahiplenilmiş Bir Anlam Olarak Sanat" adlı değerlendirme yazılarıyla Haşim Şahin'in "Ahlat, İslam'ın Kubbesi" ile Münire Rumeysa Çakan'ın "Bursa'nın Ulusu" başlıklı araştırmaları, Münire Daniş'in "Kararı Kim Verecek", Betül Nurata'nın "Orda Kal", Doğukan İşler'in "Dilrüba" ve Özlem Göktaş'ın "Çiçekli Elbise" başlıklı öyküleri de okurların beğenisine sunuldu.

Zeynep Kot Tan, Ahmet Murat, Büşra Yavuz, Aynur Dilber, Dilara Ayşe Akdeniz, Zülal Sema, Emel Özkan, Murat Küçükçiftçi, Elyesa Koytak, Soner Karakuş, Süleyman Unutmaz, Murat Güzel, Arif Ay, Mehmet Narlı, Nurullah Genç, Mustafa Özçelik, Ali Doğru, Adem Yazıcı, Ömer Fatih Andı, Harun Yakarer ve Said Yavuz'un şiirlerinin de yer aldığı dergi, 128 sayfadan oluşuyor.