18 Temmuz 2024 Perşembe / 12 Muharrem 1446

Topkapı Sarayı sadece haremden ibaret değil!

“Osmanlı tarihi savaşlar ve İstanbul’dan, İstanbul da Saray ve Harem’den ibaret değil” diyen Doç. Dursun, saraydaki her mekanın değerlendirilmesi ve kültür tarihinin yaşatılması gerektiğini söylüyor.

GÜLCAN TEZCAN/[email protected]14 Ocak 2013 Pazartesi 07:00 - Güncelleme:
Topkapı Sarayı sadece haremden ibaret değil!
TOPKAPI SARAYI MÜZESİ BAŞKANI HALUK DURSUN:

Topkapı Sarayı’nda geçen yıl Prof. İlber Ortaylı’nın yaş haddinden emekliye ayrılmasının ardından yerine Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun getirildi. Bir akademisyen ve kültür tarihçisi olan Doç. Dursun, Topkapı Sarayı’nı teşhir salonlarından ibaret bir müze olmaktan çıkarıp bütün kurumları ve işleyişiyle yaşayan bir müzeye dönüştürmeyi hedefliyor. Doç. Dursun’a yeni dönemde Topkapı Sarayı ile ilgili projelerini ve saray müzeciliğine bakışını sorduk.

-Tarihi özellikleri dışında müzecilik anlamında Topkapı Sarayı’na yaklaşımınız nasıl? 

Topkapı Sarayı’nın bir müze olarak teşhir ve tanziminin önemli olması kadar, sarayın bina ve mimari özelliklerini, tarihi yaşanmışlıklarını da önemsiyorum. Sadece binaları değil has bahçeleri, bahçelerdeki çiçekleri, çiçeklerin geçmişini ve seçimini de müze işi olarak görüyorum. Yüzyıllar önce yapılmış ve akmış, her nedense şimdi akmayan havuzların sularının akıtılmasını da önemsiyorum, kurumalarına üzülüyorum ve akıtılmasını önemli bir iş olarak görüyorum. Saraydaki her mekânı, geçmiş, yaşanmış zamanıyla ve yaşamış insanlarıyla anlatımlar ve anma günleriyle, etkinliklerle gündeme getirmeyi düşünüyorum.

İstekli olmak ve iyi niyet şart!

-Bu anlamda ne tür düşünceleriniz, planlarınız var?

Bazı binalar vakıfnameleriyle kullanma şartına bağlanmış. Mesela III. Ahmed, kütüphanesini kitap okunsun, hatta belli günlerde Hadis ve Tefsir dersi verilsin şartıyla yaptırmış ve bağışlamış. Fatih döneminde yapılan Ak ağalar Mescidi ise çift kıbleli, hünkar mahfilli bir özel ibadetgah iken şimdi kütüphane olmuş, kütüphane ise boş kalmış! Bunun gibi konular var. Ayrıca Osmanlı tarihi sadece savaşlardan ve İstanbul’dan, İstanbul Saray’dan, Saray Harem’den, Harem de cariyelerden ibaret değil. Onun için Enderun Avlusu’nda II. Bayezid’in saz eserlerinin icra edilmesi, Harem’de III. Selim Odası’nda padişahın suz-i dilara bestesinin zaman zaman da olsa çalınmasını, hatırlatılmasını kendime iş ediniyorum. Sonuçta ben bir kültür tarihçisi, akademisyenim. Uzmanlık alanım da Osmanlı Kurumları ve Medeniyeti...

-Peki çabalarınıza destek buluyor musunuz?

Bazı çevrelerin de en azından bizim kadar istekli ve hiç olmazsa iyi niyetli olması lazım. 25 Aralık 2012 tarihinde Topkapı Sarayı Müzesi Haremi III. Selim Odası’nda gerçekleştirilen etkinlikte Padişah III. Selim’in 1807’den itibaren hiç icra edilmeyen bestelerinin çalınması büyük bir sanat olayı iken, orada kullanılan bir elektrik sobası bir yayın organında haber ve fotoğraf oldu. Bunun görülebilmesi için gönül gözünün açık olması şart değil, niyet iyi olduktan sonra dünya gözüyle de görülebilir!.. Şu anda Topkapı Sarayı Müzesi’nde II. Bayezid ve Çin sergileri var. Daha sonra Güney Kore sergisi açılacak. Ama bu sarayda; bu kültürün ve bu mekanın kendi eserlerinin sergilenmesinin çok daha doğru olacağını düşüyorum. Mesela III. Ahmed ve I. Mahmud gibi İstanbul’a sayısız su eseri ve kütüphane kazandıran bu iki padişahın gerektiği gibi tanıtılmadığı ve eserlerinin sergilenmediğini düşünmekteyim. O konuda da çalışmalar içindeyiz.