02 Mart 2021 Salı / 18 Recep 1442
Gece modu

Yılların İzi'nde Mahir İz'i hatırlamak

Türkiye’nin yetiştirdiği önemli aydınlardan biri olan Mahir İz hoca bundan 40 yıl önce aramızdan ayrılmıştı. ‘Yılların İzi’ adlı hatırat kitabıyla Mahir İz’i bir kez daha hatırlamak vaktidir.

Mehmet Nuri Yardım24 Temmuz 2014 Perşembe 07:00 - Güncelleme: 24 Temmuz 2014 Perşembe 11:47

Cumhuriyet dönemi Türkiyesi’nin soyadına uygun olarak ‘iz’ bırakmış seçkin ilim, fikir ve gönül adamlarından biriydi Mahir İz. Kültür dünyamızın unutulmayan şahsiyeti bundan 40 yıl önce Hakka yürümüştü. Âkif'in en yakın dostlarındandı. Ömrü boyunca hocalık yapmış, binlerce öğrenci yetiştirmişti.

Milli Mücadele yıllarında muallimlik, Büyük Millet Meclisi’nin Zabıt Kalemi’nde memuriyet yapan İz, Milli Mücadelenin gerçek tarihini yaşadığı gibi Meclis’in gizli celse zabıtlarını da tutarak ayrıntılara vâkıf oldu. Çok değerli hâtıralarından bir kısmını yıllar önce Kubbealtı’nda anlatmıştı.

Cesur, haksızlıklar karşısında susmayıp tavır koyan ve hürriyetine düşkün bir kişiliğe sahip olan Mahir İz, bu yönleriyle karakter ikizi diyebileceğimiz Mehmed Âkif’in de en yakın dostlarından biri olmuştur. İyi bir ailede büyüyen, hususi dersler alarak kendisini yetiştiren Mahir İz, ömrü boyunca öğrenmeye ve öğretmeye devam etmiştir. Meclisteki görevinden ayrıldıktan sonra İstanbul’a dönen Hoca, Edebiyat Fakültesi Türkiyât Şubesi’nden mezun olmuş, Âkif ve müşterek dostları Ömer Ferid Kam’la uzun yıllar aynı gönül dünyasının havasını teneffüs etmiştir. Âkif’in Mısır’a gittikten sonra devamlı olarak mektuplaştığı ve kendisine itimat ettiği şahsiyetlerden biri de Mahir İz’dir.

Coşkun bir ruha ve selim bir zevke sahip olan Mahir İz, yakın dostlarının ve talebelerinin beyanına göre tam bir ‘İstanbul Beyefendisi’ olarak ömrünü tamamlamıştır. İslâmî ilimler ve tasavvuf alanında döneminin en çok itibar edilen âlimlerinden sayılmıştır. Geniş bir aydın çevrenin takip ettiği sohbetlerinde, binlerce şiiri coşkuyla ve hissederek ezbere okuduğu ifade ediliyor ki, bu kabiliyet her fani kula nasip olmaz. Sadece heyecan ve istek değil, aynı zamanda çok canlı, kuvvetli ve pürüzsüz bir hâfızaya da ihtiyaç gösterir.

Onun hâtıralarının çok etkili olması, samimi bir duruştan kaynaklanmaktadır. Hoca, yaşadıklarını anlatırken âdeta okuyucusuna da yaşatmak ister. Bu bakımdan büyülü bir üslûp, zevkli bir anlatım ve cazip bir ifade tarzı, okuru kendi dünyasına alıp çeker. Çünkü o bir gönül ve sohbet ehli olduğu için hâtıratında da her şeyden önce samimi bir dil ön plândadır. Kitabevi’nden çıkan ve hâtıralarından meydana gelen Yılların İzi, okunması gereken çok kıymetli bir eserdir. Bu kitapta yakından tanıdığı bir çok şair, âlim, edib ve sanatkâr hakkında mühim hâtıralar nakletmektedir. Eseri 1975 yılında İrfan Yayınları neşretmişti. Bugün, eserin Kitabevi tarafından yapılan 5’nci baskısı elimizde bulunuyor.   

Mahir İz, eserin başında “Niçin yazdım?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Hâtıralarımı yazmama talebem, dostlarım ve yakınlarım sebep oldu. Sınıfta, yâhut herhangi bir mecliste sırası gelip, yaşadığım bir vak’ayı anlatacak olsam, orada bulunanlar bunları muhakkak tesbit etmemi isterlerdi. Başladım, sekiz sene ara verdim. Tekrar başladım, yine iki sene aralandı. Kardeşim Prof. Fâhir İz, bunu çok sıkı bir şekilde tâkibe başladı. Avrupa’dan örnekler gösterdi, gittiği yerlerden mektupla nereye geldiğimi sordu; hâsılı beni çalışmaya mecbur etti.”

Takdim yazısında hâtıralarını “şahsi”, “edebî”, “içtimâî” ve “meslekî” olmak üzere dört bölüme ayıran İz, “Düşündüm, yazılsa abesle iştigal sayılmaz; belki târihe küçücük bir ışık olur. Edebiyat târihimize faydası dokunur. Bazı karakter numûnelerini tanıtmakla gençliğe hizmet etmiş olurum. Meslektaşlarımın ve talebelerimin de nasip alacakları paragraflar bulunabilir. İşte bu mülâhazalarla hâtıralarımı tesbite devam ettim.” İyi ki bu teşvikler olmuş ve Hoca hâtıralarını kaleme almış. Çünkü hakikaten Yılların İzi’ni okuduğumuzda edebiyat, kültür ve yakın tarih konusunda bilmediğimiz bir konuyu öğreniyor, bildiklerimizi tashih ediyor ve adamakıllı aydınlanıyoruz.

Hoca eserin başında ailesini anlatıyor. Terbiyelerini aldığı, kendilerinden istifade ettiği ve bir bakıma ilk mektebi ‘ev’in hocaları sayılan aile büyüklerini bize tanıtıyor. Bu arada ‘kadı’ olan baba ile yapılan yolculuklar da dile geliyor. “Medine Yolculuğu” ise başlı başına muazzam tablolardan oluşuyor. Okuduğu mektepleri ve buradaki arkadaşlarını yakından tanıyıp seviyoruz. Ve ‘Hocalık hayatı’. Son nefesine kadar devam edecek olan mukaddes görev. Hocalıkla birlikte şiir yazma hevesinin başlaması. Mahir İz’in hâtıralarında sadece edebiyat yok, bir bakıma siyasî gelişmelere de yakından ve birinci ağızdan tanık oluyoruz. Devlet ve siyaset adamları, komutanlar, hatipler, edibler, Milli Mücadele’nin bilinmeyen yönleri. Ve bir dönüm noktası: Âkif’le tanışma… Yatağını arayan iki coşkun ırmağın aynı denizde buluşması… “İstiklâl Marşı”nın yazılış hikâyesi… Âkif, Ömer Ferid Kam, Rıza Tevfik, Abdülaziz Mecdî, Midhat Cemal Kuntay, Ali Ekrem Bolayır, İbnülemin Mahmud Kemal, Hayret Efendi, Şair Eşref, Ali Emirî, Muhyiddin Râif, Hacı Ârif Efendi, Tâhirü’l Mevlevî, Fuad Şemsi, Mustafa Seyyid Sutüven, Hâfız Yusuf Cemil, İsmâil Sâib Sencer, Kemal Edib Kürkçüoğlu, Süheyl Ünver… Fikir, tasavvuf, ilim ve edebiyat dünyamızın meşhurları ve meçhulları. Arada gazeller, şiirler. 572 sayfalık kitap bir hâtıralar demeti olduğu kadar bir edebiyat metni gibi rahat okunuyor. Son kısımda Mâhir Hocanın vefatı üzerine kaleme alınan mersiye ve târihler ile basında çıkan yazılar var. Kitap indeks ve albümle tamamlanıyor.

Yazı ve şiirleri bir çok gazete ve dergide yayımlanan Mahir Hoca, son yıllarında Ahmed Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa’sını sadeleştirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırlattığı Kur’an-ı Kerim Meali’nin redaksiyon kuruluna başkanlık etti. Din ve Cemiyet (1973) ile Tasavvuf (1969) isimli iki eseri daha bulunuyor. Biyografisini 1995 yılında Mustafa Özdamar’ın yazdığı Mahir İz’i rahmetle, mağfiret ve şükranla anıyorum. Kabri nur, akibeti güzel, mekânı cennet olsun.