15 Haziran 2026 Pazartesi / 30 ZilHicce 1447

''Şule'' oyuncularına linç kampanyası! AK Partili Usta: Hala 50'lerin zihniyeti kenarda duruyor

24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını cevaplayan AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta, 'Dizi yayınlandığı andan itibaren, oyuncularla ilgili birtakım linç kampanyaları başlatıldı. Gala gecesinden sonra TABİİ de yayınlanmaya başlamasıyla bu linç kampanyası daha da büyüdü. Hal 50'lerin, 60'ların Türkiye'sindeki zihniyet bir kenarda duruyor. Fırsat bulunca hemen saldırmaya başlıyorlar.' dedi

HABER MERKEZİ15 Haziran 2026 Pazartesi 12:17 - Güncelleme:
''Şule'' oyuncularına linç kampanyası! AK Partili Usta: Hala 50'lerin zihniyeti kenarda duruyor

24 TV'nin her bölümü merakla beklenen programı Arafta Sorular'ın bu haftaki konuğu AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta oldu.

"Dizi yayınlandığı andan itibaren, oyuncularla ilgili birtakım linç kampanyaları başlatıldı. Gala gecesinden sonra TABİİ de yayınlanmaya başlamasıyla bu linç kampanyası daha da büyüdü. Hal 50'lerin, 60'ların Türkiye'sindeki zihniyet bir kenarda duruyor. Fırsat bulunca hemen saldırmaya başlıyorlar."

Şule, aslında uzun zamandır üzerinde konuştuğumuz ve tartıştığımız bir isim. Özellikle hayatının dizi ya da film olarak ekrana taşınması fikri yıllardır gündemimizdeydi. Biz, Şule Yüksel Şenler Vakfı olarak onun mirasını yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Bu doğrultuda yalnızca dizi çalışmaları değil, Şule ablayı anlatan ve tanıtan pek çok faaliyet yürütüyoruz. Ancak dizi fikri bizim için ayrı bir önem taşıyordu. Çünkü bu proje yalnızca Şule Yüksel Şenler'in hayatını ve mücadelesini değil, aynı zamanda 1950'li ve 1960'lı yılların Türkiye'sini de anlatma fırsatı sunuyordu. Çağın şartlarına uygun bir anlatım diliyle yeni nesillere ulaşmak adına bunu önemli bir fırsat olarak değerlendirdik.

Dizinin hayata geçirilmesi yönünde çalışmalar başladığında biz de doğal olarak sürecin bir parçası olduk. Çünkü Şule ablanın mirasının doğru ve hakkaniyetli bir şekilde anlatılmasını bir sorumluluk olarak görüyoruz. Ancak daha çekim aşamasında, dizinin yapılacağı ve oyuncuların belli olduğu duyurulduğunda bazı linç kampanyaları başladı. "Böyle bir dizide nasıl oynarlar?" şeklinde tepkiler ortaya çıktı. Daha sonra oldukça başarılı ve görkemli bir gala gecesi gerçekleştirildi. Ancak fragmanların yayınlanması ve dizinin ekranlara gelmesiyle birlikte bu linç kampanyalarının daha da büyüdüğünü gördük. Bu süreç bize şunu gösterdi: 1950'lerin ve 1960'ların Türkiye'sinde etkili olan bazı anlayışlar tamamen ortadan kalkmış değil. Belki geri planda bekliyorlar; fakat fırsat bulduklarında yeniden ortaya çıkıp saldırgan bir tutum sergileyebiliyorlar. Adeta dişlerini göstermeye hazır şekilde bekleyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Dizideki Özge karakteri de aslında günümüzü temsil ediyor. Dizi içerisinde bir dizi çekildiği için Özge, bu projede yer alma teklifi aldığında çeşitli baskılarla karşı karşıya kalıyor. Kendisine, "Bu projede oynarsan bir daha sektörde iş bulamazsın, bizimle bütün ilişkilerin kesilir" gibi sözler söyleniyor. İlginç olan ise şu: Dizide anlatılan bu durum yalnızca bir kurgu değil. Benzer olayları gerçek hayatta da yaşadık. Oyuncularımız çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldılar ve sonrasında aynı linç kampanyalarının hedefi oldular. Ben bunun temelinde hâlâ varlığını sürdüren, değişime direnen bir zihniyetin bulunduğunu düşünüyorum. Birilerine saldırarak kendisini görünür kılmaya çalışan bir anlayıştan söz ediyoruz. Ortaya somut bir üretim koymak yerine, çoğu zaman gerçeklerle bağdaşmayan iddialar üzerinden gündem oluşturmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki linç kültürünü bir yöntem olarak benimseyen bu yaklaşım, bugün de varlığını sürdürmeye devam ediyor.

'Toplum için bir şey yapıyorsanız, toplumun önündeyseniz eleştirilere açık olmanız lazım. Ama iş eleştiriden çıkıp hakarete, iftiraya varıyorsa eğer o noktada elbette ki doğruyu söylemekle yükümlüyüz.'

Tam tersine, insanın kendisi gibi olması ve bunu yansıtması en doğru, en doğal olandır.

Ancak siyaset söz konusu olduğunda farklı bir durum da ortaya çıkıyor. Çünkü toplumun önündesiniz. Aslında bu yalnızca siyasetle ilgili bir mesele de değil. Siz de tanınan bir isimsiniz; program yapıyor, yazılar yazıyor ve özellikle sosyal medyadaki yorumlarınızla geniş kitlelere ulaşıyorsunuz. Dolayısıyla insan, kendi evindeki ya da en yakın çevresindeki haliyle kamusal alandaki duruşunu birebir aynı şekilde sürdüremez. Bu herkes için geçerlidir. Bunun bir edebi, bir ölçüsü ve bir sınırı vardır. Siyasetin özünde de biraz bu anlayış bulunur.

Elbette toplum için bir şey yapıyorsanız ve toplumun önündeyseniz eleştirilere açık olmanız gerekir. Bu son derece doğal ve sağlıklı bir durumdur. Ancak mesele eleştirinin sınırlarını aşıp hakarete, iftiraya ve kişilik haklarına saldırıya dönüştüğünde, o noktada sessiz kalmak doğru değildir. Eğer ortada bir yanlışlık, bir iftira ya da bir hakaret varsa, buna karşı doğrunun söylenmesinden yanayım. Belki insanlar beni bu nedenle daha cesur buluyorlar. Fakat açıkçası bu benim sonradan edindiğim bir özellik değil; karakterimin bir parçası. Üniversiteden atıldığım dönemde de aynı tavrı gösteriyordum. Haksızlık karşısında susmamak ve doğru bildiğini söylemek benim hayatım boyunca benimsediğim bir duruş oldu.

'CHP'yi görüyorsunuz, kendi içinde de büyük bir kavga var. Kendi içlerindeki bu kavganın da üstünü örtmek, kendi hatalarını ve ayıplarını gizlemek için insanlar bağırıp çağırıp birilerine saldırma ihtiyacı duyabiliyor'

Maalesef toplumun beklentilerinin farklı olduğunun da farkındayız. Bir yandan insanlar, siyasetteki bu yüksek tansiyonun, sürekli bağrışma ve tartışma ortamının rahatsız edici olduğunu dile getiriyorlar. Açıkçası bu eleştirilerde haklı olduklarını düşünüyorum. Çünkü siyaset, özünde kavga etmek ya da sürekli çatışma üretmek değildir. Ancak bugün geldiğimiz noktada mesele yalnızca siyasi rakiplerle yaşanan tartışmalarla sınırlı değil. Örneğin CHP'ye baktığınızda, zaman zaman kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları ve tartışmalar yaşandığını görüyoruz. Bazen bu tür iç çekişmelerin, yapılan hataların ya da kamuoyunda tartışılmasını istemedikleri bazı konuların üzerini örtmek için daha sert ve gürültülü bir siyaset dili tercih edilebiliyor. Oysa toplumun beklentisi çok daha farklı. İnsanlar bağıran, suçlayan ve gerilimi artıran bir siyaset yerine; sorunlara çözüm üreten, sağduyulu ve yapıcı bir siyaset anlayışı görmek istiyor. Siyasetin de esasen bu zeminde yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.

  • linç kampanyaları
  • oyuncular
  • şule

ÖNERİLEN VİDEO

Gece yarısı korkutan deprem! O anlar kameraya yansıdı

Kapat
Video yükleniyor...