'Biz gayretimizden mesulüz, sonucu Allah belirler. Ancak gayretimizi ne kadar gösterdiğimize karar verecek olan yine bizleriz.'
'Söylemlerimizi eylemlerimizle beslemediğimizde sadece 'Kahrolsun İsrail' dediğimiz bir noktaya geliriz. Ama eylemlerimizle beslediğimizde İsrail'i gerçekten kahredecek işler yapmış oluruz. 'Kahrolsun İsrail' demek değil, İsrail'i kahredecek işler yapmak istiyorsak mutlaka eyleme geçmemiz lazım. Aktivizm de budur aslında. Küreden zerreye her şey hep hareket hâlinde. Hareketsiz olan ölüdür. Vicdanların hareketi de eylemler iledir. Yoksa hareketsiz, sadece söylemle kınadığımız bir düzlem içerisinde vicdanlarımızı çürütmüş ve öldürmüş oluruz. Bu yüzden mutlaka harekete geçmemiz lazım. İşte Sumud'da bunlardan bir tanesi. Gemiler bir menzile doğru hareket edecekler ama sadece hareket eden gemiler olmayacak, halklar olacak. Meydanları dolduracaklar. Tam bir ateşkes sağlanamadı diyoruz ama meydanlar boş. Neden boş? Zulüm mü bitti? Orta Doğu çok daha büyük bir zulümle karşı karşıya. Gazze ile başlamıştı, şu an Lübnan'da bombalanıyor, mütemadiyen Suriye'de devam ediyor. Farklı şehirlere sıçrayan durumlar var. Bizim eylemlerimizi artırmamız gerekmiyor muydu? Yani Sumud Filosu yoldayken meydanları dolduran kalabalıkların, bu meydanları hiç boşaltmadan devam etmesi gerekiyordu. Umuyorum ki ikinci Sumud Filosu yola çıktığında, doldurduğumuz meydanları bu zulümler bitene kadar boş bırakmayacak şekilde orada tutmayı başarabiliriz. Bu çok önemli. Biz gayretimizden mesulüz, sonucu Allah belirler. Ancak gayretimizi ne kadar gösterdiğimize karar verecek olan yine bizleriz.
'7 yaşındaki bir çocuk, 10 yaşındaki bir çocuk babası şehit olmuş ve babasının başında "Allah sana rahmet eylesin, ey babacığım. Biz senden razıydık." diyebilecek olgunluğa, idrake, şuura sahip.'
'Sürekli olarak Filistinli kadınlara sorduğum şey : "Bu nesli nasıl yetiştirdiniz?" 7 yaşında, babası şehit olmuş ve babasının başında "Allah sana rahmet eylesin, ey babacığım biz senden razıydık" diyebilecek olgunluğa, idraki, şuura sahip. Bu belki birkaç tane olsa çok mümeyyiz, çok farklı yetiştirilmiş bir çocuk diyebiliriz. Ama Gazze'nin ve Filistin'in genelinde buna şahit olduğumuzda bu soruyu sordurttular bize ve onun cevabını da çok güzel bir şekilde bütün dünyaya haykırdılar. Bunun gördüm ki iki yolu var. Birincisi. Bir hatipten çok daha güzel bir şekilde insanlara hitap edebilmelerinin en önemli yolu Kur'an-ı Kerim'dir evlatlarını bu ayetler üzerinde yetiştirmişler. Kerim'i kendi hayatlarında yaşıyor, anlıyor ve başkalarına gösteriyorlar.'
"55 yılın günahı sırtımda. Elbette bu yükü tek başıma taşımayacağım. Birilerinin bu yükü azaltması lazım."
'Aktivistler üzerinden Sumud eleştirildi ve hâlâ eleştirilmeye devam ediyor. 'Neden uçaktan inerken böyle davrandınız, neden şöyle yürüdünüz, neden böyle oturdunuz?' gibi pek çok detay üzerinden değerlendirmeler yapıldı. Neredeyse eleştirilmeyen hiçbir yön kalmadı. İnsanlar ayrıntılara takılıp asıl özü kaçırdı. Sumud yolculuğu başlı başına büyük bir titizlikle planlanmış bir süreçti. 47 ülkeden yüzlerce aktivist, farklı karakterlere sahip insanlar, çoğu böyle bir tecrübeye sahip olmadan bir araya geldi ve tek bir hedef için yola çıktı. Deniz yolculuğu zaten başlı başına zorlu bir süreçti, ardından esir alınma yaşandı. Herkesin bu sürece verdiği tepki, duygularını ifade ediş biçimi farklıydı. Ama değişmeyen tek şey amaçtı. Biz döndükten sonra, ilk tepkiler üzerinden Sumud'un itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunu bir operasyon gibi değerlendirenler de oldu. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir: Samimi şekilde tabloyu sorgulamak başka bir şeydir, bunu Sumud'u gölgede bırakma fırsatına çevirmek başka bir şey. Bu eleştiri kime yarıyor? Eğer yapılan eleştiriler İsrail'in işine yarıyorsa ve Sumud Filosu yalnızca ilk anların görüntüleri üzerinden değerlendiriliyorsa, bu çok dar bir bakış olur. Oysa bu filo çok büyük bir amaç için yola çıktı. Aktivistler açısından bakarsak; günlerce esir kaldılar, çeşitli zorluklara maruz kaldılar. İndiklerinde ise karşılarında coşkulu bir kalabalık vardı ve 'Siz ablukayı deldiniz" deniliyordu. Çünkü esir alındıktan sonra ne olduğunu, ne kadar yaklaşıldığını, ablukanın delinip delinmediğini bilmiyorlardı. Bu nedenle o an yaşanan coşku son derece doğaldı. Kimi bunu daha yoğun yaşadı, kimi daha sakin karşıladı.Böylesine ağır bir süreci göze almış insanların, sadece o anki tepkileri üzerinden bu kadar sert eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Ayşin Kantoğlu'nun şu sözüyle ifade etmek isterim: '55 yılın günahı sırtımda. Elbette bu yükü tek başıma taşımayacağım. Birilerinin bu yükü azaltması lazım.' Bu nedenle niyet okumak, gerçekten Filistin meselesini dert edinmiş insanlara yakışmaz. Bu insanlar canları pahasına yola çıktılar ve ciddi bedeller ödediler. Sonuç olarak, aktivistler üzerinden Sumud Filosu'nun gölgede bırakılmaya çalışılmasını planlı ve organize bulanlar olduğu gibi, bazı insanların da bunu fark etmeyerek, gördükleri ve duyduklarıyla hareket edip yanlışa düştüğünü düşünüyorum.'




