"Bak Necip Fazıl geçiyor" dedi berber Sabri Usta... "Ya nerde? Hangisi?" demiş, heyecanla bakmıştım işaret ettiği tarafa. "Adliye'ye doğru gidiyor", diyerek de pekiştirmişti sözlerini. Yıl 1965 gibi. İşte o büyük şair Necip Fazıl, Divan Yolu'ndan sağa sapmış yürüyordu. Evet, aşağıda, Adliye Sarayı'na giden yolda; kaldırımda yürüyordu. Onu hiç görmemiştim. Onu hiç aramamış, doğrusu görmek ziyaret etmek gibi bir arzuya da kapılmamıştım. Yalnızdım, kendi başıma dergiler, kitaplar okuyor, yakınımda çıkan dergilere mektupla şiir gönderiyordum. Çekingen, utangaç, sormaktan imtina eden, lâkin yeri geldiğinde de çok inat eden biriydim. Çevredekilerin, tanıdıkların çok azının şiir yazdığını bildikleri biriyim. Yanında çalıştığım ustanın, çocukluk arkadaşım Halit'in, üç beş üniversite öğrencisinin ve bankacı Cemal'in bildiği. Cemal'le aynı dergiye şiir gönderiyorduk. Ha, bir de bizim berber dükkânının olduğu hanın üst katında bürosu olan Avukat Edip Sezgin biliyordu şiir yazdığımı. Edip Bey Pos-tel adında bir dergi çıkarıyordu. Yanında çalışan kâtibi vasıtasıyla dergiye şiir vermiştim. O da büyük bir memnuniyetle yayınlamış ve beni daha sonradan bir arkadaşına örnek olsun diye takdim etmişti. Utanmıştım.
ADLİYE SARAYINA GİDİYORDU
Büyük Şair Necip Fazıl ağır ağır yürüyordu. Koyu renk bir elbise giymişti. Koltuğunda bir çanta vardı. Saçlarını tıpkı fotoğraflarındaki gibi taramıştı. Başını eğmişti sanki yürürken. Dalgındı. Adliye Sarayı'na gidiyordu. "Tepebaşı'nda çalışırken hep bizim dükkâna gelirdi" dedi berber Sabri Usta. "Çok tıraş ettim Necip Fazıl'ı. Çok titiz adam." Yüzü bir hoş olmuş, değişmiş gibi adeta, sonra da tebessüm etmiş, tekrar işine dönmüştü Sabri Usta.

Üstat Adliye'ye doğru, tikleri ve alnındaki kırışıkları ile yürüyordu. O dava adamı, o büyük şair, Çile'nin, Kaldırımlar'ın, Sakarya'nın şairi. Evet yürüyordu. Onu görmüştüm. Bu genç yaşımda, bu utangaç, çekingen yaşımda Necip Fazıl'ı Adliye Sarayı'na giderken görmüştüm. Yukardan, Işık Sokak'tan bakınca, o aradaki meyilli, çiçekli taraftan bakınca Necip Fazıl biraz dalgın, lâkin temkinli, sebatlı, azimli adımlar atarak yürüyordu Adliye Sarayı'na doğru. Öyle bakakalmıştım. Türk Şiiri'nin büyük şairi Necip Fazıl. İşte yürüyordu, evet yürüyordu. Profilden unutulmaz bir suret, bir fotoğraf olarak hep kalacaktı zihnimde. Bu yürüyüş unutulmayacaktı...




