Zengin Türkçesi ve şiirsel diliyle, fantastikten öyküye farklı türleri zekice kurgulaması, okurlara zengin hayal dünyasının kapılarını aralaması, çocuklar ve gençler için yazdığı eserlerde gelenekle olan bağlara güçlü vurgu yapması dolayısıyla Ayşe Sevim, bu seneki Necip Fazıl Çocuk Edebiyatı Ödülü'ne layık görüldü. AKŞAM Gazetesi Kültür Sanat Editörü Bedir Acar, Sevim ile ödülü ve Necip Fazıl'ın manevi ve kültürel mirası üzerine konuştu.
Necip Fazıl'da sizi en çok etkileyen husus nedir?
Öğrencilerimle yapmayı sevdiğim bir atölye var. Necip Fazıl'ın meşhur bir fotoğrafı vardır bilirsiniz, yüzünde yüzlerce çizgi olan. Alnı sürülmüş bir tarla gibi, gözaltı torbaları kocaman. Öğrencilerime "Bu fotoğrafın görsel olarak sizde uyandırdığı şey nedir" diye sorarım. İstisnasız herkes yıllar önce çekilen bu fotoğrafı "Gerçek ve güzel" bulur. Halbuki fotoğraftaki şair, güzellik kriterlerimize uygun değildir ve kendi zamansal gerçekliğimizden de uzaktır. Yıllar önce çekilmiştir sonuçta fotoğraf. Ama orada Necip Fazıl içimizi okuyor gibi bakar. Ömrü yüz hatlarına sinmiş, çilenin görseli olmuş. Yani bâtınını (içini) zahiriyle (dışıyla) birleştirmiş. Bu yüze uzun süre bakarak kişi kendi yaşamını sorgulayacak hale gelirse düşünün yazdıklarını okuduğunuzda ne olacak? Mesela Reis Bey'i okuduğunuz yahut izlediğinizde ne olacak? Bence şair gerçeği bulmuş ve bizi oradan yakalıyor.

HZ. ÖMER MEŞREPLİ BİR ŞAİR
Necip Fazıl'ın hayatında hangi kırılma anları olduğunu düşünüyorsunuz?
Bence Necip Fazıl'ın bu çileyi tercih etmemesi gibi bir durum olamazdı. Bohem hayatından o eninde sonunda vazgeçecekti. Bunu sağlayan önemli kişilerden birinin de annesi olduğunu düşünüyorum. Büyükannesi annesini hor görmüştür malum. Soylu ailelerine çok da yakışmayan bir gelin olduğu kanaati vardı babaannede. Necip Fazıl haksızlığı çok yakından gördü. Kız kardeşinin erken yaşta ölümü de onun ruhuna sonradan patlayacak bir tohum attı.
"Gerçek nedir, hayatın anlamı nedir, ölüm bize ne anlatır' sorularının peşine düştü. Bulduğu cevap yani İslam onu o kadar doyurdu ki artık şair bu doygunluk karşısında her şeyi fedaya hazır bir hale geldi. Hz. Ömer meşrepli bir şair. Hz. Ömer Peygamberi sav öldürmek için geldiği mecliste ona biat etti biliyorsunuz. Sonra da "Neden Kabe'ye gitmiyoruz hadi açıktan ibadet edelim, kafirlere meydan okuyalım" dedi. Yani şunu düşünmedi "Yahu ben de bir saat önce o kafirlerden biriydim" Hz. Ömer'e iman ona o kadar tesir etti ki, geçmişte şöyleydim diyemedi o an. Geçmişi sanki hiç yoktu. O an var olmuştu. Necip Fazıl'ın sürecinde de bunu görürüz. O Arvasi Hazretlerini tanıdıktan sonra imanla var oldu. O an doğmuş gibi çalıştı ve davasını savundu; öncesi bir rüya, hatta kâbus.
Ödül sizde hangi duyguların kapılarını araladı?
"Etrafta kim var acaba demeden ortaya atılacak gencin" hayalini kurmuş bir adam söz konusu. Bir cengâver adına ödülümüzü alıyoruz. Bir sistem kurucu adına... Hayal kuran, "Büyük Doğu" diye onu tanımlayan, inanan biri adına. Saygı duyulacak bir isim adına.
Ben yazılarımla gelenekle/ büyük davayla buluşmaya çalışan biriyim. Bu ödül bana gayretimin "görüldüğünü" söylüyor. Ve devam etme kuvveti veriyor. Bizim mücadelemiz mahkemelerde, sokaklarda, matbaa başında değil artık. Kötüyle mücadele çok daha yakın bir yerden başlıyor. Saflar karışık. İyi ve kötü karşı karşıya değil. İmkân olsa Necip Fazıl'a fikir danışmayı isterdim. Belki bu ödül de bir fikir danışmadır. Belki bu ödüle layık görülüşüm de bana bir fikir verilmesidir. Bilemiyorum.




