27 Şubat 2021 Cumartesi / 15 Recep 1442
Gece modu

Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü sahibi Prof. Dr. Taha Abdurrahman: Ödülün edebi ve fikri değeri var

Necip Fazıl Ödülü'ne layık görülen Prof. Dr. Taha Abdurrahman, “Büyük şairler sözü aslına döndürme görevi üstlenir. Necip Fazıl da bu şairlerden biridir. O şiirle uğraşmayı şiir yazmak için değil, üzerine kurulduğu temele ulaşmak için istemiştir.” dedi.

29 Aralık 2020 Salı 08:22 - Güncelleme: 29 Aralık 2020 Salı 08:23

İslam dünyasının çağımızda yetiştirdiği en önemli filozoflardan biri Prof. Dr. Taha Abdurrahman. İslam düşüncesinin ihyasına yönelik yüksek felsefi çabası, disiplinler arası yaklaşımın yanı sıra geleneksel birikimi dikkate alan kuşatıcı yöntemiyle Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü’ne layık görüldü Faslı alim… Akşam Gazetesi'nden Bedir Acar, Prof. Dr. Taha Abdurrahman ile İslam dünyasını  Türkiye’yi ve Necip Fazıl Ödülü’nü konuştu.

Türkiye’nin önemli şair ve fikir adamlarından biri olan Necip Fazıl Kısakürek anısına verilen Uluslar arası Kültür Sanat Ödülü’ne layık bulundunuz. Neler söylersiniz?

Çok mutlu oldum. Çünkü bu ödülün edebi ve fikri bir mirasın korunması amacıyla verildiğini düşünüyorum. Necip Fazıl şiirle uğraşmayı şiir yazmak için değil, üzerine kurulduğu temele ulaşmak için istemiştir. Şiirin aslı, varoluşun kendi içinde konuşmasıdır. Şair sadece bu varoluşu açığa çıkaran insandır. Bu nedenle, insanın ilk sözünün düz yazı değil, şiir olduğuna inanıyorum. O bir şairdi. Ancak sözü varoluşa değil, kendine atfetmek uğraşı içinde olduğundan şiirden düzyazıya geçti. “Büyük şairler” sözü aslına döndürme görevini üstlenirler. Necip Fazıl bu şairlerden biridir. O, şiirin içinde asaletle konuşan bu varoluşu anımsatan bir şairdi. Necip Fazıl’ın tasavvufla olan ilişkisine de değinmek isterim… Necip Fazıl tövbeyi tövbe etmiş olmak için değil, ona sağlayacağı bilgiye ulaşmak için istiyordu. Bu bilgi, ruhun manalarını keşfetmektir. Hissiyat ise bu manalar insan için tamamen görünmez olana kadar onların üstünü örter. Bu nedenle Necip Fazıl’ın tövbesi sadece günahtan tövbe değil, hissiyattan da tövbeydi.

TÜRKÇE BİLSEYDİM TASAVVUF OKURDUM

Türk edebiyatından okuduğunuz isimler var mı?

Türkçe bilmediğim için üzgünüm. Eğer bilseydim Türk edebi üretiminin hakikatını mutlaka incelerdim. Bu edebiyatın azametini bilseydim ilk ilgileneceğim gerek eskilerden gerek yenilerden büyük Türk bilginlerinin evrensel düşünceye etki eden, tercüme edilen tasavvufla ilgili eserleri olurdu. Bu edebiyatı az incelemiş olmama rağmen Türk edebiyatçıların insanı ifade etme ve kıymetli yol göstericilik rütbesine erişmedeki güçlerini fark ettim.

Türkiye’nin bölgesel, politik ve kültürel profili hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu ilişkilerin geleceklerini inşa etmek geçmişlerini düşünmeye bağlıdır. Türkiye ile İslam ülkeleri arasındaki kültürel ilişkilerin geçmişi çok kapsamlıdır. Osmanlı İmparatorluğu, daha önceden Emevi hanedanı, Abbasi devleti ve Fatımi devletinin egemenliği altında olan birçok İslam ülkesinde hüküm sürmüştür. İmparatorluğun bu ülkeler üzerindeki hükmü diğer devletlerden çok daha uzun sürmüştür. Türkiye, İslam ülkeleriyle iyi ekonomik ilişkiler kurup dünyadaki ekonomik güçlerden biri haline gelecek kadar maddi olarak gelişebildiyse, o zaman elde ettiği maddi gelişmeye eşit bir manevi gelişme kaydetmelidir. Hatta manevi tarihi ve dünyanın ona olan ihtiyacı nedeniyle bu manevi gelişme maddi gelişmeden daha fazla olmalıdır. Türkiye önemli bir ekonomik güç olduğu gibi kültürel bir güç de olmalıdır. Bu yumuşak gücü nasıl elde edeceğini bilmesi için İslam ülkelerindeki geçmiş kültürel deneyimlerini hatırlaması ve dikkate alması gerekir.

TÜRKİYE GÜVENİLİR YER

Türkiye, milyonlarca göçmene kucak açmış durumda. Siz bu bağlamda Türkiye’nin bölgedeki mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başka hiçbir gelişmiş ülkede Türkiye’de olduğu kadar savaş, korku, açlık, baskı ve zorbalıktan kaçmak için yapılan göç ve iltica durumu, yanı sıra hudutlardan geçenlerin, göç edenlerden az olmayan istekleri gibi zorlayıcı durumlar yoktur. Türkiye’ye göçün nedenlerini düşünürsek, bu ülkenin her türden göçmenin güvende olduğu bir ülke olduğunu görürüz. Bu demek oluyor ki Türkiye göç edenler için sadece bir iltica, geçiş yeri değil, aslında korkmuş ve zulme uğramış biri için “güvenilir yer”dir. Gerçek şu ki, “güvenilir ülke” “göç edilecek ülke” rütbesinin üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin çabaları değerlendirilirken Türkiye’nin bir “sığınılacak göç yeri” değil “güvenilir yer” olduğu, insanlarının duygularının samimi olduğu esas alınmalıdır. Bunun kanıtı Türkiye’nin insanları barındırırken kullandığı misafirperverlik ve kardeşlik dilidir. Bu nedenle, Türkiye’nin çabalarının değeri, bu kapsamlı göçün başlangıcında Avrupa ülkelerinin gösterdiği çabaların değerini aşmaktadır. Çünkü Türkiye’nin çabalarını dürüstlük duygusu harekete geçirirken, diğer ülkeler menfaat hesabına girmektedir.

TAHA ABDURRAHMAN KİMDİR?

1944’Te Cedide’de dünyaya gelen Faslı düşünür, Rabat Beşinci Muhammed Üniversitesi ile Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Dil felsefesi ve mantık konulu iki doktorasını Sorbonne Üniversitesi’nde tamamladı. 1970’li yıllardan itibaren Rabat Beşinci Muhammed Üniversitesi’nde mantık ve dil felsefesi dersleri okuttu ve 2005’te emekliye ayrıldı. 1970’lerin ortalarından itibaren özellikle mantık, felsefe, dil felsefesi ve ahlak felsefesi üzerine çok önemli bir külliyat ortaya koyan Taha Abdurrahman, İslami esaslar üzerine bina edilmiş bir felsefe kurmayı amaç edindi. İslam âleminin karşılaştığı entelektüel ve yapısal sorunların temelinde yatan taklitçi modernliğe dikkat çektiği üç kitabı; Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında, Dini Amel ve Aklın Yenilenmesi ve Ahlak Sorunsalı adıyla Türkçeye çevrildi.