5 Nisan 2026 Pazar / 18 Sevval 1447

Dünyanın ve efsanelerin merkezi Ayasofya

Bazı sanat tarihçilerine göre Ayasofya, Bizans sanatının temsilcisidir. Gören herkeste hayranlık uyandırır. Her taşın, mozaiğin hikayesi, efsanesi var. Unutulmak istemeyenler, ölümsüzlük arayanlar, çok evlenmenin affını isteyenlerin adresi hep Ayasofya’dır. Geçen hafta dış görünümünü anlatığımız Ayasofya’nın bu hafta içindeki efsaneleri ele aldık.

Belkıs Kamut Aktürk3 Ağustos 2014 Pazar 07:00 - Güncelleme:
Dünyanın ve efsanelerin merkezi Ayasofya

Hikayeleri bazen dilden dile bazen  mozik ve fresklerle taşınır günümüze. Bizans sanatının en güzel örnekleridir ortaya çıkan. Tonlarca altın kullanılan moziklerin yanı sıra gümüş, renkli cam, pişmiş toprak ve renkli mermer kullanır sanatçılar. Ayasofya’ya giriş, efsanelerle birlikte başlar. Tonozla örtülü dokuz bölümlü dış narteksteki dokuz kapının üçü, suçluların af olmak için girdikleri kapılardı. Güneydeki kapılar ise halk tarafından kullanılırdı. Buradan geçilen iç nartekste beş kapı bulunmakta. Kapı üzerindeki madeni tabut ve iki delik, efsane konusu olur: Ölümden ve toprağa gömüldüğünde kendisini yılanların yemesinden korkan imparatoriçe Thedora buraya gömülür. Ancak yılanlar yine de bu madeni tabutu deler ve bedenini yerler...

Ortadaki dev kapı, ahşaplarının Nuh’un gemisinden alındığı anlatılan imparator kapısı. Kapının üzerindeki eşsiz mozaik pano bin yıldır orada. Panoda; elinde “Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım” yazan İncil tutan Hz. İsa’nın sağında Meryem solunda Cebrail, önünde secde eden İmparator VI. Leon bulunmakta. En fazla üç kere evlenme hakkı olmasına rağmen dört kez evlendiği için af dilemektedir. Ayasofya, günahkarlar için sığınma yeridir.

EN TANINAN MOZAİKLER

Bizanslılarca dünyanın merkezi kabul edilen ve yerin göbeği anlamındaki omphalion, kutsallığından dolayı taç giyme töreni gibi imparatorluk törenlerine de ev sahipliği yapar. İslam’ın değerlerinden olan müezzin mahfiline komşudur.

Giriş köşelerinde bulunan Helenistik döneme ait (M.Ö 3-4 yy) ait iki mermer küp III. Murad tarafından Bergama’dan getirtilerek Ayasoyfa’ya hediye edilir.

Fossatti’nin görüp eksiz alarak kapattığı mozaiklerin gün ışığına kavuşması 1931 yılında izin alan Amerikan Bizans Enstitüsü’nün çabalarıyla olur. Tüm iç duvarlar fresklerle kaplı olmasına rağmen çoğu günümüze ulaşmaz. İncil’den alınan konuların tasvir edildiği kompozisyonlarda, binanın güney girişinde kabartma friz olarak yaradılış sahnesi ve mitolojik olaylara yer verilir.

Güney galerideki Deisis-Mahşer sahnesi en önemli kompozisyonlardan olup dünyada en tanınan mozaiklerdendir: Meryem ve Vaftizci Yahya, mahşerde insanlık için Hz .İsa’dan yardım diliyor. Konu kadar Hz. İsa’nın yüzü çok dikkat çeker. Yapıyla özdeşleşen bu mozaikte Hz. İsa’nın sağ ve sol yüz ifadesi farklıdır.

Çıkış mozaiğinde ise Meryem’in kucağında bebek İsa bulunur.

Pagan, Ortadoks, Katolik ve İslami unsurları ve efsaneleri barındır yapı. Bir yandan Fetih sırasında kaybolan papazın yeniden çıkacağına diğer yandan Hızır peygamberin kuzey galerideki mermere parmağını sokarak yapıyı kıbleye çevirdiğine inanılır.

Osmanlı döneminde Ayasofya, Fethin sembolü olur. Harap haldeki yapının temizlenip Müslümanların ibadet edeceği yer olarak düzenlenirken geleceğe taşımak için koruma önlemleri alınır. Ayasofya’nın bakımı Fatih’in vakfıyla yapılır.

Fatih’ten kalma mihrap III. Murad tarafından yenilenir. Bu dönemde Türk taş işçiliğinin simgelerinden olan minber ve mermer mahfiller yapıya dahil olur. Günümüze kadar ulaşan hünkar mahfili, İtalyan mimar Fossati’nin eseridir. Mihrabın iki yanında, Kanuni’nin Budin Seferi’nden getirdiği kandiller var. Padişahların yazdığı levhalar duvarları süsler.

En büyük hat Levhalar

Payelerde yer alan 7 metre 50 santim çapındaki sekiz levhada Allah, Muhammed, dört halife, Hasan ve Hüseyin yazılı. İslam aleminin en büyük hat levhaları ve kubbenin ortasındaki Nur Suresi’nin 35. Ayeti, Hattat Mustafa İzzet Efendi’nin eseridir. Beş kuşak Osmanlı padişahının yattığı Sinan eseri türbeler, ayrı yazı konusu olacak kadar güzel.

Dünyanın en uzun süre ibadet edilen mekanı, birbirine geçen kültürlere ve birbirine mirasçı olan iki dine ev sahipliği yapar. 1935’te müzeye çevrilen Ayasofya’yı her yıl üç milyondan fazla insan ziyaret etmekte. Çıkıştaki kapı, M.Ö 2 yüzyıla ait olup Tarsus’taki bir tapınaktan buraya getirilir.

Latinler hazineyi yağmaladı

M.S 562 yılında ibadete açılan Ayasofya’nın M.S 989 ve M.S 1346’da kısmen yıkılan kubbesi aynen inşa edilir. M.S 1204 yılında Latin İstilası sırasında Ayasofya’daki tüm değerli eşyalar yerini Dandolo’nun mezarı bırakır. Yağmalanan ve İtalya’ya kaçırılan rölikler arasında Hz. İsa’nın kefeni, gerçek haç tahtaları, azizlerin kemikleri bulunur. IV. Haçlı Seferi’ni yöneten Dandolo, 90 yaşında ve kördür. Sağ üst galeride yerdeki mezar kapağının üstüne “Henriuc Dandolo” adı kazılı. Aslında kazılı olan, Ayasofya’nın yaşadığı, insan eliyle ve doğal felaketlerin içinde en talihsizinin aynı dinden olanların yaptığıdır.

Osmanlı minareler ekledi

Ayasofya’ya en belirgin ekleme payandalar olur. 1317’de Andronikos II. Paleologos tarafından yapılan payandalar Osmanlı devrinde restore edilir. Fatih’in, II. Bayezid’ın, II. Selim ve III. Murad’ın eklediği minarelerle dört minareli olur. I. Mahmud’un yaptırdığı imaret, sıbyan mektebi, şadırvan çok güzel. Hünkar mahfilinin yanı sıra I. Mahmud’un yaptırdığı kütüphane iç görünüme dahil olan eklemeler ve Abdülmecid’in Fossati kardeşlere yaptırdığı 1847 restorasyonu önemli.