Tülay Hanım ile Veysel Beyin hikayesi, aslında toplumun bir kesiminde hala yaşanan bir klişesi. Acılı bir kısır döngünün parodisi...
Genç kız, bazen daha iyi, parıltılı bir hayat umuduyla yola çıkar. Önüne çıkan her duvara tosladıktan sonra eğlence sektörünün en lumpen, en acımasız mekanlarından olan pavyonlarda hayat mücadelesi vermeye başlar. Bu Tülay’ın kaderidir. Oranın müşterileri kimlerdir...Veysel Bey gibi hayatın olağan akışında bulamadığı mutluluğu, oralarda arayan tipler. Bu klişe, sinemamızın en garantili ezberlerindendir. Ama klişeler her defasında başarı getirir mi? Getirseydi şimdi Kösem reyting şampiyonu olurdu. Kıvanç Tatlıtuğ’un dizisi, hala oynuyor olurdu.
Bir dizinin tutmasında birçok değişken rol oynar. Bunların bir kısmı hesaplanabilir şeylerdir. Ancak bazıları farklı tesadüflerin yan yana gelmesiyle oluşan girift sebeplerdir. Ama en önemlisi ve her daim en etkili olanı, dizi oyuncularının seyircisiyle kurduğu bağdır.
Bütçesi ve çıkış iddiasıyla mütevazı bir günlük dizi olan Elif’in başarısının altında yatan da bu. Dizinin en sevilen karakterlerinden Tülay (Derya Şen) ile Veysel Bey’in (Hasan Ballıktaş) randevumuz için İstiklal Caddesi’nde yürürken Suriyeli çocukların onları tanıyıp peşlerinden koşuşturduğunu görmeseydik, bu başarı ve ilginin boyutlarını da anlayamayacaktık.
HASAN BALLIKTAŞ
Sanatçı duyarlığı da bir yere kadar
Bir ressam günde 10 tablo yapmak zorundaysa ne olur ? Bir tiyatro aynı oyunu günde beş kere temsil etmek durumunda kalırsa o oyun neye benzer ? Sanatçı, tabii ki dış koşullardan etkilenmemeye çalışır. Ama onun da fedakarlığı, disiplini bir yere kadar...
Bir günlük dizide rol almak... Hafta boyunca seyirci karşısında olmak... Soluk soluğa çalışma temposu, oyuncuyu bir sanat uğraşından çok bir işle meşgul olduğu duygusuna iter mi? Maalesef iter. Çünkü her şeyin bir ölçüsü var. Bu aşılınca rengi de tadı da değişir. Bir ressam günde 10 tane tablo üretmek zorunda bırakılırsa ne olur ? Bir tiyatro aynı oyunu, günde beş kere temsil etmek durumunda kalırsa o oyun neye benzer ? Sanatçı, aldığı eğitim ve edindiği öz disiplinden dolayı, dış koşullardan etkilenmemeye çalışır. Her temsili ilk temsilmiş gibi oynamaya gayret eder elbette, ama onun da sınırı bir yere kadar. Biz de günlük dizi çekerken dış koşulları görmemeye çalışarak işimizi sanatçı duyarlığıyla sunmak isteriz.
Güzel niyet şart
Dizi olgusu, tüm dünyada olduğu gibi, bizde de bir realite. Beğenmeyebilir, saygı bile duymayabilirsiniz. Ancak bu bir sektör. Birinci yanı bu. Ancak bu işe salt bir iş, uğraş, para kazanılan bir meslek vs. gözüyle bakarsanız kaliteli şeyler üretmek, bir eser meydana getirmek neredeyse imkansızdır. İşin bir de farklı bir yanı var. Ancak yine de sette temel uğraş sanat üretmektir. Bu yanları ile de dizi veya sinema pahalı bir uğraş. Burada ağırlık merkezi niyet etmekte, yani, amaçta! Paranız varsa, güzel bir senaryo, iyi oyuncular ve güzel bir sanat-reji grubunuz varsa ve de niyetiniz güzelse, güzel, kalıcı, sanat eseri sınıfına sokabileceğiniz diziler de çekebilirsiniz.
Oyuncu için müzik bir avantaj
Oyunculuğun yanı sıra müzikle de uğraştım. Birkaç enstrümanı da gayet iyi çalarım. Müzik dünyadaki üretilmiş en güzel şey bana göre. Bütün sanatların kökeninde de müzik ve ritm var. Ve hatta insanın ilk sanatsal eylemi müzik. Doğada doğal halde var müzik. Bu eşsiz bir şey. Oyuncu için müzik, elbette büyük avantaj. Sadece temsil için değil, kendi duyusal dünyası için de vaz geçilmez, büyük bir katkı. Keşke her oyuncu dans, müzik, akrobasi icra edebilse.
Yakınır geçeriz, işimizi severiz
Birçok meslek sahibi, o mesleğin pişmancısınıdır. Bu geçici bir duygu olduğu gibi başından sonuna bir pişmanlığın ifadesi de olabilir. Ben de bu mesleğin maddi kısmından dolayı yer yer benim de pişmanlık hissettiğim oluyor. Ama bu yakınmadan daha öte bir şey değil. Ülkemizin, olmayan sanat politikalarıyla alakalı bir durum. Devlet nezdinde, siyasilerin dimağında sanatçının ne olduğu bile belli değil. Uzun konu, buraya sığmaz. Ben hayatımın bir döneminde müzisyenlik de yaptım. Tiyatro ile birlikte götürmeye çalıştım. Ama tiyatroyu hiçbir zaman hobi olarak yapmak istemezdim. Kısaca yaptığım işten pişman değilim, başka bir iş yapmayı da istemedim.
Tiyatro iyidir tiyatroya gidelim
Yüreğimdeki tiyatro aşkını nasıl ifade ederim!.. Bu pek kolay değil. Çok kaygıları olan bir iş. Bir kere oyuncu olarak sürekli kendinizle mücadele etmeniz gerekiyor. Paslanmaktan, sıradanlaşmaktan çok korkuyorsunuz. Önünüzde bir eser var, onu hatasız, en iyi şekilde deşifre etmeniz ve bir de üstüne yorum getirmeniz gerekiyor. Bu heyecanlı süreçler, bizlerde bir bağımlılığa, bir tutkuya yol açıyor belli ki. Ressamın tablosuyla olan ilişki gibi. Bir türlü bitirmek istemiyor. Ama bir an önce de son halini görmek istiyor. Normal bir psikoloji değil sonuç olarak. Bu süreç bizde metni elinize aldığınız ilk anda başlayıp, son temsile kadar sürüyor. Bu süreç her gün yeniden üretime ve katkıya açık bir süreç. Mücadele etmeyi, kendini didik didik deşmeyi sevenler için vazgeçilmez bir kara sevda. Tiyatro iyidir, tiyatroya gidelim.
DERYA ŞEN
Oyuncunun sınırları olmaz
Sinema, tiyatro ve diziyi asla birbirinden ayırmam. Hepsinin yeri, aldığım hazlar farklıdır.... Bazen ufacık bir rolde oynarsınız, o rol sizinle birlikte devleşir, bütün rollerin önüne geçer. Oyunculuk böyle bir şey, sınırları olmayan bir meslek...
Tülay, pavyondan çıkma bir kadın. Pavyonda şarkıcılık yaparken kendisine tutulan Veysel’e aşık oluyor. Bir aile kursalar da hayat mücadelesi yine dramatik yönleriyle devam ediyor. Tülay karakterine çalışırken, pavyon hayatından aile hayatına geçişteki inandırıcılığı sergileyemeyeceğimden korkmuştum. Bir dizide kadro, yüzlerce aday arasından seçiliyor. Benim Elif maceramda da öyle oldu. Üstlendiğim karakteri oluştururken sınır tanımam. Hem yaşar hem de yaşatırım. İşimde sistematik ve disiplinliyimdir. Tülay aşk ve huzur özlemi çeken ama dramatik olduğu kadar komik yönleri de olan dolu bir kadın.
Onun gibi komik ve duygusalım
Benim hayatımda Tülay’a benzediğim taraflarım var mıdır? Belki ben de onun gibi hem komik hem de duygusalım. Elif’te sadece Tülay’ın değil her karakterin kendine özel hayran kitlesi var. Bu pek rastlanır durum değil. Sanırım bu yüzden de çok izleniyoruz. Tülay’ın hayran kitlesi daha çok 25 yaş üstü, belli bir olgunluğa erişmiş kadınlar. Hayranlarımız partnerim Veysel Bey ile bana isimlerimizin ilk hecelerini birleştirip VEYTÜ diye hitap ediyor.
Hürrem’i de geçtik Kösem”i de
Başarılı dizi: Ünlü oyuncu ve pahalı yapım formülüyle açıklanabilseydi. Herkes satar savar, ünlü oyuncuların yer aldığı pahalı diziler çekerdi. Bazı yapımcılar maalesef bu tuzağa düşebiliyor bazen. Bir oyuncu sırf ünlü diye diziye konulmamalı. Günlük dizi olan Elif’in reytingi, şu an haftalık diziler arasında Gecenin Kraliçesi, Kış Güneşi, Muhteşem Yüzyıl Kösem gibi yaklaşık bizden en az 20 kat yüksek bütçelerle çekilen dizileri geride bıraktı. Endonezya’da yabancı dizi kategorisinde aldığımız ödül, ekibimizi inanılmaz motive etti. Bir gün ülkemizde de ödülleniriz diye umut ediyorum. Elif, kendi yıldızlarını çıkardı. Bu ekibin bir parçası olduğum için çok şanslıyım. Artık hayran kitlemiz bizi sosyal medyadan da takip ediyor. Yapımcılarım Sevda Kaygısız, İnci Gülen ve Özkan İpek’e böyle bir dizide yaklaşık iki sezondur bana şans verdikleri için ayrıca çok teşekkür ediyorum.
Dünyayı güldürecek patlama
Tülay’ı ben de seviyor ve takdir ediyorum. Onunla kah ağlıyor kah gülüyor, renkli iniş çıkışlarını canlandırırken çok büyük keyif alıyorum. Kalbi temiz, iyi niyetli, sahiplenici ama bir o kadar cingöz akıllı bir kadın. Fakat burada bir tehlike var. İnsan ne kadar sevse de bir role saplanıp kalmamalı. Farklı rollerle kendinizi yenilemelisiniz. Mesela çoğul kişilik bozukluğu hastalığı olan bir kadını ya da her şeye inanan, komik ama dünyanın en saf kadınını oynamak isterim. Çünkü bütün farklı roller oyunu da oyuncuyu da besler. Her farklı role tamam ama özellikle komedi olmazsa olmazım. İçimde patlayacak bir bomba var sanki, patladığında bütün dünyaya kahkahalar attıracakmış gibi hissediyorum. İnsanları güldürmek çok güzel. Lakin hatır gönül olsun diye bir projede rol alamam.
Sinemanın yeri ayrı dizininki apayrı
Sinema, tiyatro ve diziyi asla birbirinden ayırmam. Mesleğimde tutkularımla yaşamayı severim. Oyunculuk vazgeçilmez tutkum. Küçüklükten beri sinema aşığıyım. 15 yaşlarında ablamla yazları sinemalarda çalışır, izleyicilere yer gösterir, çay kahve servisi yapardım.
Bu sayede çok da film izledim. Diziler hızla tüketse ve tüketilse de Elif benim ekmek kapım. Ona sevgi ve saygım büyük. Oyunculuğun hazzını tiyatro sahnesinde yaşamak tamamen farklı bir ayrıcalık. Sinema, televizyon ya da tiyatroda bazen ufacık bir rolde oynarsınız, o rol sizinle birlikte devleşir, bütün rollerin önüne geçer. Oyunculuk böyle bir şey, sınırları olmayan bir meslek...




