Gökçer Korkmaz’ı sosyal medyada, viral bir video sayesinde tanıdık. Korkmaz, gözünün gördüğü tüm hayvanları tek tek elleriyle besliyor. Yani anlayacağınız o gerçek bir hayvansever, doğa dostu. Kendini mutsuzlara mutluluk, ümitsizlere ümit, kimsesizlerin kimsesi, yaralı bir hayvanın yarasına merhem olmaya adamış...
Üniversiteyi yarıda bırakıp çöplüklerde yaşayan köpeklere bakmaya başladınız. Nasıl aldınız bu kararı?
Bu bir anda alınmış bir karar gibi görünse de aslında çocukluğumdan beri hissettiğim bir şeydi. İlkokul üçüncü sınıftayken “Büyüdüğümde evsiz kimsesi olmayan tüm hayvanlara ev yapacağım. Ailesi olmayan çocuklara yardım edeceğim. Onlarla arkadaş olacağım” derdim. O zamanlar okulda savaşlarda kazandığımız zaferler anlatılıyordu. Ben ise ölen askerleri düşünüyordum. ‘Acaba üzgün mü öldüler, anneleri çok ağladı mı?’ gibi... İnsanları, hayvanları, doğayı öğreniyorduk ama bir bütün olduğumuzdan kimse bahsetmiyordu. Kısaca beğenmedim okulu. Sanırım çok iyi matematik bilmemizi istiyorlardı ama iyi insan olmamız o kadar önemli değildi! Öyle böyle derken taa liseye geldik ve illa ki bir şey tercih yapmak gerektiğinden ve annem üzülmesin diye Turizm okudum. Ama olmam gereken şey o değildi. Ben çocukluğundaki o kişi olmalıydım. Sonuç olarak üniversiteyi bıraktım.
Sonra?
“Var olma nedenimi yaşayacağım” dedim. Elimden geldiğince insan, hayvan, doğa için güzel şeyler yapmak ve bunun için yaşamak istiyorum. İnsanların, ailelerin, sistemin olmamızı dayattığı bireylerden olamazdım. ‘Ben’ olmayı istiyorum. Çeşitli yerlerde çalışmaya başladım fabrika, mağaza, kafe gibi. Bir taraftan da huzur evlerine başvuruyordum, barınaklara, kimsesiz çocuklar ya da engelliler bakımı ile ilgili yerlere. Bir gün Babaeski’de çöplük bölgesine adım attım. Yüzlerce hasta, sakat, mutsuz minik yavrunun olduğunu gördüm. O kimsesiz hayvanların kimsesi olmaya başladım her gün.
Nereden geliyor bu hayvan sevginiz?
Bence annem ve dedemden geçen bir gen var. Hayvanları, doğayı ve inanları topyekün olarak seviyorlar. Her şeyi sevmek istiyorlar öyle bir evde büyüdüm. Ama asıl şekilleme iç dünyamda oldu. Hissettiğim temel şey şuydu; ben nefes alıyorum, mutlu oluyorum, mutsuz oluyorum, susuyorum, üşüyorum, hasta oluyorum, yalnız hissediyorum işte aynı hisleri hayvanlar da hissediyor ve yaşıyordu. Üstelik onlar biz insanların ne zengin ya da fakir olduğuna bakmıyorlar. Sahip olduğumuz ya da olmadığımız hiçbir şey onlar için önemli değil. Her şeye rağmen bizi sevmek istiyorlar. Bu doğanın, evrenin, Allah’ın bir mucizesi
Günde kaç hayvanı besliyorsunuz?
Öncelikle evimdeki engelli kedileri, köpekleri ve kuzumu, ismi Kuzucuk onu bacağı kırık bir halde bulmuştum. İyileşti büyüdü ve hayatı boyunca evde benimle yaşayacak, besliyorum. Sonra gözümün gördüğü, göz göze geldiğim şehrin her yerindeki hayvanları bir bir besliyorum. Yani günde 400-500 civarı hayvan...
Bu kadar hayvanın masraflarınızı nasıl karşılıyorsunuz?
Babaeski’deki hayvanlara sosyal medyadan ulaştığım iyi kalpli insanlar bakıyor. Başka şehirlerden insanlar mama ve ilaç gönderiyor.
Peki tek başınıza böyle nereye kadar devam edebilirsiniz?
Bilmiyorum ama insanlar bu haklı, vicdani çabaya, bu iyilik idealine ne kadar çok dahil olursa benim yüküm fiziki ve ruhi olarak hafifleyecektir. Hayvanlar da hak ettiği güzel günleri yaşayacaktır. Her şeye yetişmeye çalışmak çok çok zor. Ama tüm adanmışlığım ile tüm kalbimle söylüyorum ki son nefesime kadar tüm kalbimle yaşatmanın kutsallığı için mücadele vereceğim, vermeliyiz.
Sevgi kelebeği gibisiniz...
Sevgi, dünyadaki en güzel şey. O bir bütündür asla kategorize edilmemeli. Bir yardıma muhtaç hayvana duyduğumuz sevgi ile bir insana duyduğumuz sevginin ölçeği farklı olamaz.
Bir de çocukları çok önemsiyorsunuz neden?
Bu dünyaya bırakacağımız en büyük en önemli en gerçek miras bizden sonra yaşayacak iyi kalpli çocuklardır. Çocuklara hayvan sevgisini öğrettiğimizde yaşam mücadelesi içinde var olmaya çalışan bizden daha güçsüz bir canlıya sevgi göstermeyi öğretmiş oluyoruz. Hayvan sevgisi, dünyadaki tüm sevgileri şekillendirecek en güçlü temeldir bir çocuğun kalbinde. Hatta insan olmanın en temel adımıdır.
Hayattaki amacınızı ne olarak görüyorsunuz?
Amacım her muhtaç canlı için kalbimde bir parça ayırıp, olabildiğince canlıya can olabileceğim bir hayat yaşamak. Mutsuzlara mutluluk, ümitsizlere ümit, yaralarına merhem, hor görülen bir insana kol kanat gerip her canlının gözlerindeki yalnızlığa yoldaş olmak için varım. Her ne yaparsam yapayım sevgi, merhamet ve iyiliğin harmanı bir his ile yaşamak ve yapmak.
10 yıl sonra doğayla buluşan inekleri görünce çok ağladım...
Vegan olmaya nasıl karar verdiniz?
Her canlının yaşamı kutsaldır. Hayvanlar da tıpkı bizim gibi sahip olduğumuz her temel duyguya sahip. Tek farkları bunları bizim gibi konuşarak anlatamamaları. Ama çok daha derin bir şekilde sessizlikleri ile gözleri ile anlatılırlar. Her hayvanın size bakan gözleri aslında yaşamın özünü anlatır. Kendimizi, başka canlıların çektiği acı, ızdırap, kölelik ve tarifsiz acılar içerisindeki ölümüyle beslememeliyiz. Yaşamda var oluşumuz başka bir canlının acıları üzerinden olmamalı. Önce vejetaryenler oldum. Kendimi hazırladım ve bir gün hayatları boyunca esir edilmiş asla gün ışığı görmeden 10 sene boyunca doğduklarından beri daracık bir yerde hapsedilmiş ve bir süt makinesi gibi davranışmış ineklerin, kurtarılışlarını izledim. Çoğu insanın süt makinesi, et makinesi olarak algıladığı duygularının olmadığını düşündüğü o kocaman ineklerin, ilk defa doğaya çıkışlarındaki sevincini, ilk kez gün ışığını görüşlerini, çimene bakışlarındaki sevinci gördüm. O koskoca inekler ceylanlar gibi zıplıyorlar, çimenlerde yuvarlanıyorlardı. Hüngür hüngür ağladım, hem hüzünden hem de mutluluktan ve o gün vegan oldum.
Çöplerin arasında dantel işler gibi geziniyorum
Klasik bir gününüzü anlatır mısınız? Günde üç saat uyuyorum demişsiniz...
İmkanım olsa hiç uyumayacağım. Çünkü zaten bilimsel olarak bir insan ömrünün hemen hemen 20 yılını uyuyarak geçiriyor ne kadar çok uyanık olursak o kadar iyi. Ben bu yüzden sabah 6 gibi uyanıyorum. Odamın kapısını açtığımda beni her gün ilk kez görüyormuş gibi sevinçle bana koşan 20 engelli köpekçik ile sarılıyorum. Onları seviyorum, besliyorum, sularını koyuyorum, temizlik yapıyorum. Sonra motoruma atlayıp yol alıyorum çöplüğe gidiyorum. Oradaki hayvanlar da sevinçle beni karşılıyor biraz oynuyoruz sonra beslemeye doyurmaya çalışıyorum özelikle yavrular rahat yiyemediği için onları ayrı ayrı kucaklayıp besliyorum, sularını taşıyorum dolduruyorum, gönüllüler ile yaptığımız kulübeleri kontrol ediyorum. Hasta, üşümüş ya da rahatsızlanmış olan var mı diye gözlemliyorum. Çöplüğün içinde her gün dolaşıyorum karış karış çünkü köpeklerin yüzde 98’i kısır değil ve yeni doğum yapmış anneler oluyor. Yeni doğmuş bebekler var mı diye çöplerin arasında geziniyorum dantel işler gibi. Bu bile saatlerimi alıyor. Biraz dinleniyorum, oturuyorum. Geniş ovalara kuşlara odaklanıyorum. Köpekçikler de yanıma geliyor benimle birlikte oturuyorlar. Kimisi kucağıma yatıyor kimisi yanıma kıvrılıyor kimisi de benimle birlikte doğayı izliyor. Tabii o gün eğer bir telefon almamışsam. Gelen telefonlar genelde kaza geçiren hayvanları haber vermeleri oluyor. Beni arayanlara “Siz neden yardım etmiyorsunuz” diyorum. “Siz de benim gibi insansınız” diyorum. Ama kimse hayatından sadece bir kaç saat ayırıp muhtaç bir canlı için emek sarf etmiyor. Gökçer’e haber verince vicdanları rahatlıyor sanırım.




