Adına yaraşır, şanına yakışır, yüzyıllara damgasını vuracak bir eser ister Kanuni, Sinan’dan. Mimari dehadır Sinan, yaptıkları yapacaklarının işaretidir. Yer seçimi önemlidir. İstanbul’un üçüncü tepesine kurulur külliye. 1550 yılında, Eski Saray’ın yani bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerde inşaat başlar. Böylece hem Divanyolu’ndan uzaklaşılmaz hem de şehre hakim, manzaraya dahil olunur. Üstelik arsa, sarayın mülkiyetinde olduğu için istimlak çalışmaları ile vakit kaybedilmez. Çok önem verilir adını verdiği Süleymaniye’nin yapımına. İmparatorluğun dört bir yanında getirilen malzemeler kullanılır. Marmara Adası’ndan beyaz, Arabistan’dan yeşil mermerler getirilir.
Evliya Çelebi “Camiin sağında solunda dört adet somaki mermer sütunlar vardır ki her biri onar Mısır hazinesi kıymet eder” der, sütunlarını anlatırken. Hazine söylemi burada bitmez. Zemin çalışmaları hayli vakit aldığı için yapım süresi uzar külliyenin. Dedikodular sınırları aşar. İran Şahı Tahmasb Han, bunu fırsat bilir. Parasızlık nedeniyle inşaatın sürmediğini ima etmek için yardım olarak değerli taşlarla dolu hazineyi Kanuni’ye gönderir. Kanuni, “Bu hazine, benim değerli yapımın yanında değersizdir” der ve hazineyi Sinan’a gönderir. Sinan mücevherleri harca katar. Güneşle parlayan elmaslar nedeniyle bir minareye ‘Cevahir Minaresi’ adı verilir.
Temeline ilk taşı Şeyhülislam Ebussud Efendi’nin koyduğu caminin açılışını Sinan’ın yapmasını ister. 537 yük 82 bin 900 akçeye -Hammer’e göre 700 bin düka altına- mal olan ve 1713’ü Müslüman 1810’u Hıristiyan toplam 3 bin 523 işçinin çalıştığı bilinen cami 1556’da açılır.
Sinan; dindeki sadelik ve işlevsellik birlikteliğini ortaya koyan cami için ‘kalfalık eserim’ der. Sonuçta, abanoz ağacından kapıları, mermer işçiliğinin nadir uygulamalarından mihrap ve minberi, ahşabın zarafetle yansıdığı vaaz kürsüsü, rahleleri, yazma Kur’an-ı Kerimleri, billur kandilleriyle çok güzel bir eser çıkar ortaya. Yapının içinde, ince hesaplamalar sonucu ortaya çıkan değişen ışıklar dans eder. 100’den fazla pencereden gelen ışığa, döneminin ünlü cam ustası Sarhoş İbrahim’in elinden çıkan eşsiz vitraylar eşlik eder. Kubbe çapı ile Fatih Camii’nden, büyük Ayasofya’dan küçüktür. Kubbede yazılı olan “Allah gökleri aydınlatmıştır” ayeti, Karahisarlı Şemsettin Ahmed Efendi’nin/Ahmed Karahisari’nin eseridir. Bu çalışmalar esnasında kör olunca çalışmaları öğrencisi Hasan Çelebi sürdürür.
57 metre uzunluğunda 60 metre genişliğindeki caminin kubbesi 26.5 metre çapında olup yerden yüksekliği yaklaşık 50 metredir. Dört fil ayağına dayanan dört büyük kemere ve bu kemerler arasındaki dört askıya oturur kubbe. Büyük yan kemerlerin içindeki duvarları taşıyan sütunlar çok özel. Dönemin vakanüvisleri, caminin dünyanın en eski hükümdarlarının tahtlarının bu sütunların üzerine kurulduğunu söyler. İskenderiye’den gelen sütunun İskender’e, Baalbek’den gelen sütunun Hz. Süleyman dolayısıyla “Geçtim seni ey Süleyman” diyerek Ayasofya’yı açan Justinyen’e gönderme olduğu söylenir.
Yapı için söylenen sözler ve övgüler akla geline çok şatafatlı bir yapı beklerken yapı tüm sadeliği ile karşılar ziyaretçilerini. Bu vakfiyeye de işlenmiş bir yalınlıktır. Kemerlere kadar mermerle kaplı duvarlar, eserin imparatorluk yapısı olduğunu fısıldayan detaylardan olur. Avlunun dört köşesinde dört minare bulunur. Cami tarafındaki minareler daha büyük ve üç şerefeli iken diğerleri iki şerefelidir. Yani dört minare ve 10 şerefe. Bu sayılarda tesadüf değil elbet. Sinan’ın derin ilminin mimariye yansıması. Dört minare Kanuni’nin İstanbul’da hüküm süren 4’üncü padişah, 10 şerefe ise Kanuni’nin Osmanlı’nın 10’uncu padişahı oluşuna işaret eder.
İMPARATORLUK YAPISI
Süleymaniye Camii’nin imparatorluk yapısı olduğunun vurgularından biri de avlu kapısıdır. Üç katlı yapı biçimdeki cümle kapısı güzel. Sadeliği seven ve tüm camiyi sadelikle donatan Sinan’ın sıradışı uygulamasıdır.
Evliya Çelebi’ye göre burası, astronumunun evi ve çalışma mekanı olup muvakkithane olarak kullanılıyormuş. Avlunun ortasında yer alan dikdörtgen şekilli bir şadırvan bulunuyor.
Kanuni’nin hayali, yapısının etrafında ulemaların yetişeceği en yetkin kurumların yer almasıdır ve bunu vakfiyesinde de belirtir. Dini eğitim düzeninde en üst seviyedeki bu dört medrese ve üzerinde darülhadis yer alır.
AKUSTİĞİN SIRRI KÜPLERDE
Süleymaniye’de mihrabı çevreleyen ve Sinan’ın ilk kez kullandığı bilinen çiniler çok önemli. Fatiha Suresi, mavi zemin üzerine beyaz hatlı Kütahya çinileriyle yazılıdır. Alçıyla birleşen parçaların devamı niteliğindeki uygulamalar yine Sinan eseri olan Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’ndedir. Bu yapıya ait sırlardan biri farklı yerlere yerleştirilen küpler ve bırakılan boşluklar sayesinde sağlanan akustiği olur. Diğeri ise isin toplanmasıdır. Pencereden gelen hava akımını hesaplar Sinan. Kirli ve ısınan hava ile kandillerden çıkan is, giriş kapısı üzerinde is odasında toplanır. İsten yapılan mürekkebin kaliteli olduğu ve kullanıldığı anlatılır.