27 Kasım 2021 Cumartesi / 22 RebiülAhir 1443

Mısır Çarşısı’nda baharat sevdalısı bir kadın

Uykusunda gözünün önünden nane,kekik uçuşuyor, sabah uyanınca bu karışımları hazırlıyor. Ünlü aşçılar bile onun ürünlerini kullanıyor. Kendini ‘bir baharat sevdalısı’ olarak tanımlayan Bilge Kadıoğlu, sekiz yıl önce devraldığı Mısır Çarşısı’ndaki Ucuzcular Baharat’ı kadın titizliğiyle devam ettiriyor.

Aslı Gür29 Mart 2015 Pazar 07:00 - Güncelleme: 29 Mart 2015 Pazar 07:00

Bilge Kadıoğlu, 32 yaşında. Yeditepe Üniversitesi’nde endüstri ürünleri tasarımı eğitimi aldıktan sonra ABD’de yöneticilik üzerine mastır yapmış. Zaten hayali de etek-ceket-topuklu ayakkabı giyen bir yönetici olmakmış. Ancak gelin görün ki kader ağlarını bambaşka bir şekilde örmüş! Kadıoğlu, aile şirketinin yönetimi boşta kalınca apar topar İstanbul’a dönmüş ve işlerin başına geçmiş. Sekiz yıl önce devraldığı baharat dükkanını bugün bambaşka bir yere taşıyan Kadıoğlu farklı baharat karışımları hazırlıyor, turist grupları için  workshop’lar düzenliyor, hatta ünlü aşçılar baharatlarını ondan satın alıyor. Çarşıda dükkan sahibi olan tek kadın esnaf olduğunu belirten Kadıoğlu’nun yeni hedefi baharatları anlatan bir kitap yazmak.

Kadıoğlu’nun başında olduğu Ucuzcular Baharat’ın öyküsü bundan tam 480 yıl önce Osmanlı sınırları içinde yer alan Taif şehrinde başlıyor, Mısır, Malatya ve İstanbul’da devam ediyor. Bilge Kadıoğlu, dedelerinin Mısır’da karabiber satışı yaparak bu işe başladığını söylüyor: “Dedelerim Taif şehrinde uzun yıllar yaşadıktan sonra Mısır’a göç etmişler. Önce Uzakdoğu, Hindistan ve çevresinden gelen baharatları satmışlar. Ardından ticaretin kalbi olduğu için İstanbul’a gelmişler. Ancak burada bazı talihsizlikler yaşayıp mal varlıklarının bir kısmını kaybedince Malatya’ya gitmişler. Babam da Malatya’da bu hikayeye dahil olmuş. Orada uzun süre yaşadıktan sonra babam ailesiyle birlikte İstanbul’a dönmüş. Mısır Çarşısı, 51 numara’da satış yapmaya başlamış.”

BABAMIN KOKUSU ÜZERİME SİNDİ

Aile kimi zaman karabiber, karanfil satmış, kimi zaman leblebi... Hatta Soyadı Kanunu çıkmadan önce lakapları ‘Leblebiciler’miş. Yıllar sonra dedesi baharatları toptan fiyatına perakende satınca lakaplarının ‘Ucuzcu’ olarak değiştiğini belirten Kadıoğlu, dükkanın adının da buradan geldiğini söylüyor. Çocukluğunun bu dükkanda geçtiğini ve babasının onu fıstıklı dondurmayla kandırarak dükkana götürdüğünü söyleyen Kadıoğlu hiçbir zaman burada çalışmanın hayalini kurmadığını anlatıyor: “Babam eve geldiğinde ona sarılınca üzerinde bir koku duyardık. Ben ve kardeşlerim de baharat kokuları içinde büyüdük. Çok eğlenceliydi o yıllar ama çarşı erkek egemen bir yer olduğu için burası bana kalır diye hiç aklıma gelmedi. O nedenle hayalini de kurmadım. İdealim yöneticilikti. ABD’de eğitimdeyken tezimi yazdım, bitirmeme yakın tarihte bir telefonla beni İstanbul’a çağırdılar. Dükkanın başına geçmem gerekiyordu. Ailemden devraldığım görevi sekiz yıldır ben yürütüyorum. Ondaki baharat kokusu benim üzerime sindi şimdi. Sanki o hiç gitmemiş gibi. Bana babamdan kalan en önemli hatıra onun kokusuydu. Bu üzerimde taşımak müthiş bir his.”

KADIN TİTİZLİĞİYLE ÇALIŞIYORUM

Ucuzcular Baharat’ın başına geçtikten sonra bambaşka bir dünya ile tanışmış, pek çok tepki almış Kadıoğlu. Yine de bir kadın titizliğiyle çalışmaktan hiç ödün vermemiş: “Şirket yöneten benden başka bir kadın yok burada. Başlarda ben de bocaladım. Örneğin insanlar telefonla aradıklarında ben açınca ‘Yetkili biriyle görüşebilir miyim?’ diyorlardı. Yetkili olduğumu söyleyince ‘Daha yetkiliyle görüşebilir miyim?’ diyorlardı. Bu algıyı değiştirmek için bir şey yapmalıydım. Ticari itibarım iyi olursa değerimin yükseleceğini düşünüp harekete geçtim. Ödemelerimi günü gününe yaptım. Her zaman kibarlığımı korudum. Bir kadın titizliğiyle davrandım, bitki satış izinleri aldım, baharatların üzerini kapattım, eldivenle çalışma şartı getirdim. Bu sayede ticari itibar edindim, geçmişten gelen bu büyük markayı devam ettirmeyi başardım. Gerçek ‘spice girl’ (baharat kız) benim.”

YENİÇERİ VE ANADOLU  ÇOK ÜNLÜ

Ucuzcular Baharat’ta 600’e yakın baharat çeşidi var. Dükkanda her gün yeni bir baharat tasarladığını belirten Kadıoğlu bunun çok keyifli olduğunu anlatıyor: “Bitki bilimi eğitimi aldım. Baharatla ilgili sürekli araştırmalar yapıyorum. Yemek okullarında şef adaylarına tanıtıyorum. Farklı çeşitleri insanların hayatına sokmaya çalışıyorum. Ben bir baharat sevdalısıyım. Gece yatarken gözümün önünde baharatlar karışıyor. Sabah işe gelip onları karıştırıyorum ve çok seviliyor. Kimi zaman rüyalarımda karabiberler uçuşuyor. Yeniçeri ve Anadolu baharatı bizim karışımımız ve çok ünlü. Yeniçeri baharatında özel bir biber, sumak, nane gibi türler var. Anadolu baharatı ise bol soğan, sarımsaklı bir karışım. Her ikisi de yemeklerin lezzetlerini artırıyor. Bu yüzden çok seviliyor. Dükkana turist grupları geliyor, onlara farklı etkinliklerle baharat keşfi yaptırıyorum. Gün içinde yerli yabancı birçok aşçıyla muhatap oluyorum. Bizden alışveriş yapıyorlar. Hatta en son ABD’li yazar, televizyoncu iş kadını Martha Stewart geldi. Bizim özel baharat karışımlarımızdan satın aldı. Michelin yıldızlı İngiliz aşçı Tom Aikens da İstanbul’a geldiğinde bizden alışveriş yaptı.”

SİZ HAYFENE YAPMAK İSTİYORSUNUZ

En büyük hayalinin baharatlar üzerine bir kitap yazmak olduğunu belirten Bilge Kadıoğlu yurtdışına açılmak için bir marka kurduğunu anlatıyor:

OYUNDAN İLHAM ALDI

“Herkese yapmak istediğimiz işi anlattık ve markamıza isim aradık. Bir gün anneanneme anlattık bu projemizi. Bize ‘Siz hayfene yapmak istiyorsunuz’ dedi. Malatya’da çocuklar toplanıp evlerin kapılarını çalarlar. Bulgur, tereyağı toplayıp beraber piknik yaparlar. Bu oyunun adı da hayfene. Biz de bunu yapmak istiyorduk. Hayfene markamızın adı oldu. Bu markayla ambalajlara hepimizin sevip kullandığı baharatları, kendi karışımlarımızı koyacağız. Projeyi destekleyen özel restoran ve gurme marketlere bunları dağıtacağız. Bu sayede insanları yemek etrafında toplayacağız.”