Kavurucu yaz sıcaklarına karşı Osmanlı hekimlerinin kullandığı doğal reçetelerle önlem almaya ne dersiniz? Sarayın sağlık arşivlerine göre Osmanlı yemeğinden, uyku düzenine içeceğinden kullandığı losyona kadar hayatını dört mevsim farklı planlarmış. Bitkilerin her derde deva olduğu o yıllarda Afrika sıcakları da bizim gibi onları yatağa düşürmezmiş.
Hazımsızlık: Osmanlı hekimlerinin öğrettiği şey az yemek! Geç kahvaltı, erken akşam yemeği olmak üzere günde iki öğün beslenmeyi tavsiye ediyorlardı. Osmanlı yazın bolca kiraz tüketiyor ve hoşaf içiyordu. Eskiden Osmanlı’da sofraya sadece kaşık konulurdu çünkü yemekler hep suluydu. Hazmı kolaylaştırıcı çorba, sulu yemekler yapılırdı. Amaç midenin hazmına yardımcı olmak. O dönemde hekimler, meyvenin topladıktan hemen sonra yenmesini tavsiye etmiyordu. Hoşaf geleneği böylece oluşmuştu.
Uyku: Osmanlı tıbbında uyku sadece dinlenmek demek değil. Yediğimiz gıdanın tam hazmedilmesine yardımcı olur. Normalde önce sağ, sonra sol tarafa yatılıyordu. Bunun nedeni midenin üzerine karaciğerin gelmesini sağlamak. Sırtüstü yatmanın unutkanlık yaptığına inanılıyordu. Çünkü kan arkaya gidiyor. Beyni çalıştıran ön beyin. Önemli olan kanın dolaşması. Unutkanlık başladıysa yüz üstü yatılması öneriliyordu.
Sindirim sorunları: Şerbet ilaç gibiydi. Şeker, eskiden şeker kamışından üretilirmiş. Eskiden şerbetler ilaçmış. Kızılcık şerbetini içerseniz kabız olursunuz, gül şerbeti ise bağırsakları yumuşatır. Asla keyif için içilmez. 40 çeşit baharattan yapılan demirhindi şerbeti mide ağrıları, mide ekşimesi, nezle, bağırsak parazitleri, ruhsal sıkıntılar, romatizma ve kas ağrılarına karşı kullanılıyordu.
Arınma: Geleneksel tedavi usullerinde temizlik içten dışa doğru gerçekleşir. Her organın müshili vardı.. Bunu sağlamak için bitkiler, lavman ile bağırsak temizliği kullanılırdı. Osmanlı hekimleri beden temizliğinde önemli hususlara riayet ederdi. Vücuda zarar veren maddenin bilinmesi, bu maddenin atılması gereken miktarının bilinmesi, uygun yöntemlerle çıkartılması sağlanırdı. İbni Sina “Can bağırsaktadır”, Hipokrat “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar” der. Nobel ödüllü Mikrobiyolog İlya Meçnikov bunun önemini “Ölüm bağırsakta başlar” sözüyle özetler.
Halsizlik: Kuvvet veren Osmanlı Macunu yani Mesir Macunu yazın, sinirleri rahatlatmak, kanı temizlemek, bedeni güçlendirmek için tüketiliyordu.
Kalp, tansiyon, şeker: Alıç tansiyon ve şeker hastalığına karşı halk arasında yaygın olarak tüketiliyordu. Osmanlı’da en çok tüketilen şerbetlerden biri olan koruk şerbetinin şekeri düzenlediği biliniyor. Aynı zamanda tansiyon düşürücü etkisi olan reyhan şerbeti de içiliyordu.
Sıcak çarpmaları: Osmanlı sıcak çarpmalarına karşı şerbetleri kullanıyordu. Safran ve hibiskus şerbetleri sıcak çarpmaları, tansiyonu düşürme, bağışıklık sistemini güçlendirme, sindirimi kolaylaştırma gibi birçok sorunda tavsiye ediliyordu.
Cariyelerin formülü: Osmanlı sarayında bu karışımın adı ‘Pamuk tenli cariye’. Bir çay bardağı kabak çekirdeği havanda dövülüyor. Bir su bardağı zeytinyağı ve bir yemek kaşığı gül yağı ekleniyor. Bir hafta kapalı bir cam kavanozda ve serin bir yerde bekletildikten sonra süzülüyor. Bu karışım banyo sonrası tüm vücuda uygulanıyor. Sonuç; pürüzsüz, nemli ve parlak bir cilt.
Dudak parlatıcısı hibiskus: Makyaj malzemelerinin henüz olmadığı bir dönemde kadınlar kendi malzemelerini kendileri üretiyor. Elmacık kemiklerini vurgulamak için kullandıkları allığın tarifi şöyle: Bir çay bardağı gül goncası ve bir çay bardağı hibiskus havanda dövülüyor. Yanak bölgesine sürüldüğünde allık görevi görüyor ve hoş bir koku yayıyor. Sıcak suyla sulandırıp parmak uçlarıyla dudaklara sürüldüğünde kiraz rengi ruja dönüşüyor.
SAÇA HATMİ ÇİÇEĞİ CİLDE GÜL YAĞI
Osmanlı’da sağlık, temizlik ve güzellik son derece önem verilen konulardandı. Güzelliğin ilk şartının temiz olmak gerektiğiydi. Hamamda keselenmek olmazsa olmazlardandı. Sabunun saçı ve vücudu kirden arındırmasının yanı sıra biraz da kurutması sebebiyle yumuşatma için ebe gümeci ve hatmi çiçeği kullanılırdı. Bu bitkiler kaynatılarak saça sürülürdü. Saray kadınlarının cilt güzelliklerini korumak, bakımlarını yapmak ve yine saçlarını yumuşatmak için kil kullandıkları bilinir. Kil su ile bir kapta güzelce yoğrulur, kilin çökmesiyle üste kalan su cilde sürülürdü. Kilin saçları yumuşatırken aynı zamanda saçı ve deriyi besleyici özelliği var. El ve ayak bakımı içinse zeytinyağı ve susam yağı gibi yağlardan faydalanılırdı. Gül yağı güzel kokusu sebebiyle yaygın olarak kullanılırdı. Gül kokusunun huzur verdiği bilinir, ayrıca hafif bir kokudur. Ciltteki yaralarını ve cilt hastalıklarını iyileştirmede kullanılmış. Beyazlatıcı etkisi olduğu bilinen limon da özellikle yüz ve elleri beyazlatmada tercih edilen bir üründü. Antiseptik özelliği olan limon cildi gerginleştirip yaraları iyileştiriyor.




