06 Mart 2021 Cumartesi / 22 Recep 1442
Gece modu

‘Sosyal mecralar’dan istifa

Memleketin siyasi gündemi çok yoğun. Her gün televizyon kanallarında, gazetelerde, internette gördükleriniz gibi siyasi bir analiz yapmayacağım elbette.

Ertuğrul Fındık29 Aralık 2013 Pazar 07:00 - Güncelleme: 29 Aralık 2013 Pazar 07:00

Olayın çok da dile getirilmeyen başka bir boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Okuyacaklarınız, bunca ‘ciddi’ mesele arasında size ‘hafif’ gelebilir. Ama hafif olarak algıladığımız şeyler gün gelip başımızı ağrıtacak noktaya gelmiyor mu?

Medya etkin bir kuvvet olarak demokratik yönetimlerde kendisine yer buluyor. Bu iyi de olabilir kötü de. Bugünün dünyasında kamuoyunun haber almasını ve yönetim kademelerine karşı bir baskı unsuru olabilmesini sağlayan en kullanışlı araçlardan biri, medya... Ancak klasik medya, ne kadar eleştirilirse eleştirilsin bir gelenek sahibidir. Künye, ilke sahibidir. İlkelerini uygulayıp uygulamadığı tartışılabilir. Ama teorik olarak bir kurallar silsilesi içinde hareket eder. İşte bu türden özellikler geleneksel medyanın etki alanını sahici hale getirir. Tekzip, tashih, editoryal düzenleme, dil bilgisi hassasiyeti gibi kıstaslar klasik mecraları gerçek bir kuvvet yapar.

‘Sosyal medya’ olarak lanse edilen ‘mecra’nın savruk, kuralsız, disiplinsiz ortamının yol açtığı tehlike işte bu noktada ortaya çıkıyor. Sosyal mecralar bir toplum kesitini ifade etmesi açısından önemli olabilir. Eğlenceli olabilir. İletişimi hızlandırıyor olabilir. Etkili bir toplaşma vaat edebilir. Doğruluğu şüpheli bilgilerin kaynağı olarak işlev görebilir. Ama şu haliyle bir ‘medya’ olamaz. Bir haber kaynağı olamaz. Sosyal mecraların Gezi olaylarında kendini gösteren, 17 Aralık süreciyle ayyuka çıkan ‘operasyonel’ tarafı bu mecralara aşırı anlam yüklemenin handikaplarını yeniden hatırlamamıza vesile oldu. 140 karakterlik kutucuklara her tür hakaret, iftira, şantaj metinlerinin yazılıp herkesin görebileceği şekilde pervasızca gönderilebildiği ortamlara ‘medya’ diye isim takmak abesle     iştigaldir. Bu ortamlara fazlasıyla anlam   yüklemek, Twitter’la yatıp Facebook’la kalkmak; hakareti, operasyonu, küfrü meşrulaştırmaktır.

Herkesin kendisini ‘daha fazla’ duyurmak gibi bir gayret içinde olduğu aşikar. Bu mecraların diliyle söylersek, ‘hükümet istifa’ kelimeleri ‘trending topic’ olursa hükümet düşecekmiş türünden göndermeler saflıkla salaklık arası bir mizah anlayışını temsil etmiyor mu? Öte taraftan fikir üreten insanların esaslı cümleleri kalabalık akışlarda kaybolup gidiyor. Her ne kadar itiraz etsek de bu durum, sosyal mecralara meşruiyet kazandırma özelliği taşımıyor. Eğlenceli ve aşırı politik bir zaman öldürme biçimi olarak kabul ettik bu sosyal mecraları, elden bir şey gelmez. Fakat... Bürokratından milletvekiline, bakanından belediye başkanına, parti başkanından cumhurbaşkanına kadar devlet yönetimiyle meşgul olan insanların kurumsal titrleriyle sosyal mecraları kullanmayı bırakmalarını öneriyorum. Bu mecralar, ‘devlet adamları’ buradalar diye itibar kazandı. Sırf bu yüzden sosyal mecralar ciddiye alınıyor, onlar Twitter kullanıyor diye operasyonlar oradan yapılıyor. Yoksa kimse sahte MGK belgesini Instagram’dan yayınlayıp şantajını Pinterest’ten yapmıyor! Gösterdiği sopadan kimse haberdar olmayacağı için değil, ciddiye alınmayacağı için... Sözgelimi Path uygulamasından “Kim Güler kim ağlar” diye aba altından sopa gösteremiyor kimse. İşte bu yüzden mesaisini devlet yönetimine harcamakla memur edilmiş insanlar istifa etsin bu mecralardan. Daha fazla küfür yemeden, hakaret işitmeden hesaplarını kapatsınlar ve kendilerine daha kontrollü bir iletişim biçimi bulsunlar.