15 Mayıs 2026 Cuma / 29 Zilkade 1447

BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı

Nejat Özden: Bölük komutanı olduğum için İstanbul’da bir sağlık kuruluşunda işe başlamıştım ama kısa süre sonra ‘BÇG baskı yapıyor çalışamayız’ dediler. Aynı gerekçeyle bütün kapılar kapalıydı.

HAZIRLAYAN / MUHARREM COŞKUN28 Şubat 2013 Perşembe 07:00 - Güncelleme:
BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı
Kıdemli Topçu Üsteğmen Nejat Özden: “1965 doğumluğuyum, 1988’de Harp Okulu’ndan mezun oldum. 1989’da kıtaya katıldım, 1997’ye kadar kıta hizmetlerim oldu. Benim ile uğraşmaları 1989’da başladı. Tugay komutanı tuğgeneral, annemin başörtülü kimlik kartı ve sağlık karnesini imzaladı ama eşimin kimlik kartını imzalamadı. ‘Halk bizi böyle görmek istyor, eşin başını açsın. Eşin başını açmadığı sürece kimlik kartını imzalamayacağım’ dedi. Yıl 1989.. Ta o zaman başladı bunlar. Sonra 28 Şubat’a kadar geldik. TSK’dan atıldık. Zaten lojmanda kalıyorduk. Eşim kantine bile gidemiyordu. Gidince laf oluyordu. Gazinoya almıyorlardı. Sosyal hayat yoktu.

Beş parasız zor günler

“Sıhhiye subaylığından öğrendiğim bilgi ile İstanbul’da kurulan bir sağlık kuruluşuna başvurdum. Orada başarı ile çalıştım. Ama rahat vermediler. 1998 Nisan ayında patronlarla bir toplantı yaptık. Orada şu denildi, ‘BÇG, sağlık grup başkanlığı kanalıyla bize baskı yapıyor. TSK’dan atılan adamı nasıl yönetici olarak çalıştırırsınız diye. Şimdi ne yapalım’ dediler. ‘Başka gerekçe yok değil mi’ diye sordum. Askıdaki ceketimi gösterip, ayrıldım. İşsiz parasız kalmıştım. Gittiğim tüm kapılar kapanıyordu, oysa Batı Çalışma Grubu (BÇG), TSK’dan ayrılanları adım adım izliyormuş. İstanbul’da kira büyük yük. Evin giderleri var. Kimseden para isteyemezsin. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Halk Ekmek’te işe girdim. ANASOL-D hükümeti iş başına gelince baskılar yine başladı. Yine çalıştığı yerlerde ilişiği kesilenler oldu. Zaten çalışılabilecek yerler belliydi. Firmalar TSK’dan atıldığınız için sizi kabul etmiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu iştiraki olan kurumda baskılara direnildi ve atılmadık. Zaten kadere iman etmiştik. Çok sıkıntı yaşadık. Parasızlık, zorluk. Bir dönem imece usulü ile ayakta kaldım. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’ndeyim.”

Başörtün varsa ucuz iş gücüsün

Başörtülü avukatlara duruşma salonlarına girebilmelerinin önünü açan kararın arkasındaki isim Avukat Figen Şaştım, sektörde ayrımcılığın sürdüğünü anlattı: “Bizlerin sıkıntısı okuldan mezun olduktan hemen sonra başlıyor. Aynı eğitimi ve formasyona sahip başı açık bir avukat en az 5- bin TL’ye şirket avukatlığı yaparken benim gibi arkadaşlar aynı işi bin 500 TL’ye yapmak zorunda kalıyorlar.” Figen Şastım, telefonla görüp anlaştıkları birçok müvekkilin yüz yüze geldiklerinde dava vermekten vaz geçtiğini de söyledi.

İmaj kaygısı var

TESEV’in 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, başörtülü kadınların, özel sektörde istihdamında (1) işe alınmalarda, (2) ücret politikalarında, (3) çalışırken ve (4) terfilerde engelleyici bir faktörle karşılaştığı saptanmıştı. Buna göre, birinci grup hiçbir şekilde başörtülü kadın çalışan kabul etmeyen, ikinci grup “dışarıda örtebilirsin, ama içeride açacaksın” diyen, üçüncü grup ise “başörtülü kadın çalıştıran ama daha düşük ücret” veren işverenler olarak ortaya çıkmıştı. Oysa başörtülü kadınlar 28 Şubat öncesinde daha rahattı.

Bu resimlere 3 ay hapis cezası

MİLLİ Gazete Yazarları Dr. Mehmet Talu ve Mehmed Şevket Eygi de Şapka İnkılabından 73 yıl sonra ‘Şapkaya muhalefetten’ yargılandılar. Mehmet Talu anlatıyor: 1998 yılıydı.. Milli Gazete’de düzenli olarak ‘Fıkıh Köşesi’ni yazıyordum. Yayın Yönetmeni Ekrem Kızıltaş aradı. ‘Bakırköy Savcılığı seni arıyor’ dedi. Gittim, savcının önünde baktım benim gazetedeki köşe yazım var. Ankara’dan Adalet Bakanı bizzat aramış, ‘Mehmet Talu’nun resmi niye sarıklı’ diye sorup dava açılması için talimat vermiş. Ben savcıya ilahiyatçı olduğumu, fıkıh köşesi yazdığımı anlatmaya çalıştımsa da olmadı. ‘Devrim kanunlarına muhalefetten, yani Şapka kanununa muhalefetten’ dava açıldı. Savcıya ‘Siz ve o adalet bakanı da artık şapka giyiyor mu ki’, dediğimde ‘çok ileri gidiyorsun’ diyerek bir de tehdit etti. Şapka Kanunu’na muhalefetten 3 ay hapis, 500 lira da para cezasına çarptırıldım. Hiç mahkemeye çağırılmadığım halde, kararı verdiler ve bir üst mahkeme de onadı. Gazeteye de benzer bir ceza verildi. Gazete o resmimi kaldırmak durumunda kaldı, bu defa okurlarım, ‘Sen de sarığı çıkardın, artık taviz veriyorsun’ diye eleştirmeye başladılar.

Emine Şenlikoğlu: Kitaplarımı dağıttırmadılar

2000 yılında yazdığı kitaptan dolayı 6 yıl hapisle yargılanan Yazar Emine Şenlikoğlu, yayıncılara da baskı yapıldığını anlattı.

Şenlikoğlu şunları söyledi: “O dönem hakkımda açılan davalar bir yana, kitaplarımın dağıtılması bile engellendi.
Bazı yayınevlerine ‘Dağıtmayın’ talimatı gitmişti. Çıkardığımız Mektup dergisini postacılar adrese teslim etmek yerine çöpe atıyordu. Bir posta müdürünün bizzat kendisi söyledi.. İlginçtir o yıllarda Diyanet kitap fuarlarında bile stand ve imza günü alamadım. Konferans vermem için salon bulamıyordum. İmza günü yapamaz olmuştum. Üç kitabım hakkında toplatma kararı vermişlerdi.

KAVAKÇI’YA LİNÇ

18 Nisan 1999 seçimlerinde Milletvekili olan Merve Kavakçı yemin ettirilmedi.
Selahaddin Yazıcı (TİYEMDER Başkanı):

MUHAFAZAKAR PATRONLAR İYİ BİR SINAV VEREMEDİ

“Mesela 2000’li yılların başında MÜSİAD toplantılarında çok sayıda başörtülü kadının, ‘bize iş verilmiyor bari kocalarımıza iş bulun’ diye çaresizlikten yalvardıklarını hatırlıyorum. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi büyük holdingler zaten başörtülü sakallı çalıştırmıyordu. Dindar, mütedeyyin görünümlü firmalar ise ya çalıştırmıyor ya da çok düşük ücretle çalıştırıyordu. Karın tokluğuna iş veriyorlardı. En incitici tarafı ise, bu şirketlerin bu zulmü fırsat olarak görmeleriydi. Kısacası dindar işadamları da o süreçte iyi sınav veremedi.”

YARGIYA BRİFİNG

1997 Haziranında yüksek yargı mensuplarına ard arda Karargah’ta brifingler verildi.

KADINLARIN YÜZDE 70’İ BAŞÖRTÜLÜ

Araştırma şirkelerinin verilerine göre başörtülü kadınlar, Türkiye’de yaşayan kadınların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Ancak bunların arasında üniversite mezunu olanların oranı yüzde 16.4. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre ise Türkiye’de 2008 yılında kadınların sadece yüzde 6.5’i üniversite mezunu. Yine Konda’nın 2008 araştırmasına göre, çalışan kadınların yüzde 59.4’ü başını örtmezken, yüzde 27.2’si ‘başörtüsü’, yüzde 12.7’si ‘türban’, yüzde 0.7’si de ‘çarşaf-peçe’ ile örtünüyor. (TESEV 2010 Araştırması)