8 Ağustos 2022 Pazartesi / 11 Muharrem 1444

Avrupa'dan ikiyüzlü tavır! 60 yıl beklet, 60 günde gireyim de

Türkiye'yi, kendi çıkarlarını önceleyerek ve çeşitli bahaneler ileri sürerek 60 yıldır Avrupa Birliği'ne üyelik kapısında bekleten ülkeler, şimdi Ankara'ya, PKK/YPG terör örgütüne açık destek veren İsveç ve Finlandiya'nın bir güvenlik ittifakı olan NATO'ya sorgusuz sualsiz alınması için baskı yapmaya başladı. Kendi üyelerinin egemenliğini ve güvenliğini Türkiye'nin üyelik girişimine bir engel ve pazarlık kozu olarak öne süren Avrupa ülkeleri, sıra Türkiye'nin terörle mücadele gibi somut taleplerine geldiğinde üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Yeni Şafak27 Haziran 2022 Pazartesi 08:40 - Güncelleme:

Türkiye'nin AB serüveni, 1963'te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalanmasıyla başladı. 1987'de tam üyelik başvurusu yapan Türkiye çeşitli gerekçelerle hep reddedildi. Bunun için Yunanistan ve birlik kurallarına aykırı olarak üye yapılan GKRY kullanıldı. Ankara'nın Kıbrıs'ta taviz vermesi istendi.

İKİ ÜLKE 'KARŞI CEPHEDE'

Bugün NATO'ya katılmak isteyen Finlandiya 2006'daki dönem başkanlığı sırasında, Türkiye'den liman ve havalimanlarını GKRY'nin kullanımına açmasını istedi. İsveç ise Türkiye'nin terör örgütüne yaptığı operasyonlara karşı AB içerisinde cephe oluşturdu. İsveç, Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetlerini de durdurmamızı istiyor.

Avrupa ülkeleri, Avrupa Birliği (AB) içinde Türkiye aleyhtarı politikaların sözcülüğünü yapan İsveç ve Finlandiya'nın, güvenlik paktı olan NATO'ya koşulsuz şartsız üye olması için adeta seferber oldu. Buna karşılık 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başlayan ve 1987 yılında tam üyelik başvurusunda bulunan Türkiye'nin AB'ye katılımı, Avrupa ülkeleri tarafından çeşitli bahanelerle sürekli ertelendi. 2005 yılında başlayan tam üyelik amacıyla başlayan müzakereler, Türkiye'nin, Doğu Akdeniz'deki meşru haklarını gasp etmeye çalışan Yunanistan'ın, Birlik kurallarına aykırı olarak üye yapılan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin (GKRY) baskı ve engellemeleriyle adeta çıkmaza sürüklenirken. Yine Almanya ve Fransa gibi bazı ülkeler, Atina'yı öne sürerek, Türkiye'nin üyeliğine kapıyı kapatmak için ekonomik, siyasi hatta sosyal gerekçeleri birer engel olarak öne çıkarttı ve çıkartmaya devam ediyor. Son 17 senede, Türkiye'nin tamamladığı birçok müzakere faslının sadece siyasi mülahazalarla AB üyesi ülkeler tarafından kapattırılmıyor. Buna karşılık aynı devletlerin güvenlik risklerinin en yüksek olduğu dönemde, askeri birlik olan NATO'ya Finlandiya ve İsveç'i dahil etme çabası, Batı'nın iki yüzlü politikasını gözler önüne serdi.

'RUM KESİMİNİ TANI' BASKISI

2004'te Türkiye'nin tüm itirazlarına rağmen AB, Kıbrıs sorununda taraf olmayı seçti ve Rum Kesimi'ni, skandal bir kararla "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak Birlik'e kabul etti. Bunu yaparken de genişleme konusundaki en önemli prensibini yani "komşularıyla problemli olan (sınır sorunları olan) ülkelerin AB'ye üye olamayacağı" kuralını çiğnedi. 2001 yılında Türkiye'ye aday statüsünün verilmesinin görüşüldüğü AB Bakanlar Konseyi'nde, Katılım Ortaklığı Belgesi imzalandı ve Türkiye'nin AB'ye katılımı için Kıbrıs'la ilgili Türkiye'nin ciddi tavizler vermesini şart koştu. Görüşmelerde "Tüm AB üyesi ülkelerin tanınması, katılım sürecinin zaruri bir parçasıdır" ifadeleri ile Türkiye'ye baskı yapıldı. Bugün, NATO'ya katılmak için katılmak isteyen Finlandiya, 2006 yılındaki dönem başkanlığı sırasında, Türkiye'nin liman ve havalimanlarını GKRY'nin kullanımına açmadığını ifade etti ve gereğinin yapılması için Türkiye'ye 14-15 Aralık 2006'ya kadar süre verdi. Türkiye'nin taviz vermemesi üzerine üyelik müzakerelerindeki sekiz faslın askıya alınmasına ve diğer fasılların geçici olarak açık bırakılmasına karar verildi.

ANKARA BİRLİK'E EKONOMİK YÜK SÖYLEMİ

AB'ye katılım sürecinde üye devletler, siyasi bahaneler dışında Türkiye'nin, Birlik'e "ekonomik bir külfet getireceği" iddiasıyla müzakereleri defalarca kez durma noktasına getirdi. Türkiye'nin yıllık AB bütçesine maliyetini bahane eden Brüksel, iflasın eşiğine gelen Bulgaristan, Yunanistan, Romanya gibi devletlere senelik milyarlarca dolar bütçe ayırarak günü kurtarmalarına yardım ediyor. Dünyanın en büyük 20 ekonomisine sahip ülkelerin dahil olduğu G-20 üyesi olan Türkiye'nin (AB'de sadece Almanya, Fransa ve İtalya üye) AB'ye üyeliğine ekonomik olarak karşı çıkan ülkelerin başını ise, İsveç, Almanya, Avusturya ve Yunanistan çekiyor.

DARBE GİRİŞİMİNDE İKİRCİKLİ TUTUM

AB içerisinde de birçok devlet, Türkiye'nin birliğe katılımına karşı muhalif tutum sergiledi. Almanya'nın eski Başbakanı Angela Merkel, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası FETÖ'cü teröristlere yapılan tutuklamaları gerekçe göstererek, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerini sonlandırması için üye devletlere çağrıda bulundu. Merkel'in açıklamasına Avrupa içinde ırkçı politikaları ile tanınan ve yolsuzluk soruşturması yüzünden siyaseti bırakan Başbakan Sebastian Kurz liderliğindeki Avusturya, Belçika destek verdi. İlerleyen yıllarda da benzer karalama kampanyaları birlik içinde sıklıkla dillendirildi. Fransa da eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy zamanında, AB içinde Türkiye karşıtı politikalara destek verdi.

AP'DEN SKANDAL AÇIKLAMA

Son olarak Avrupa Parlamentosu (AP) 7 Haziran'da yayımladığı raporda, Türkiye'nin AB değerleri ve standartlarından uzak olduğunu ve bu şartlar altında 2018'de durma noktasına gelen müzakerelerin yürütülemeyeceğini açıkladı. Türkiye'nin MEB sorununda üye devlet olan Yunanistan'la sürtüşmemesi gerektiği belirtilen raporda, Ankara'nın İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılımına karşı çıkmaması gerektiği vurgulandı. Türkiye'nin İskandinav ülkelerinin NATO'ya üyeliğini veto kararını skandal bir ifadeyle "sorumsuzca" olarak niteleyen AP, Ankara'nın bu konudaki çekincelerini görmezden gelerek iki yüzlü tutumunu bir kez daha gözler önüne serdi. 2006 yılında Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiği şartını öne sürmüş, tasarı reddedilmişti.

PKK'NIN BRÜKSEL'DEKİ AVUKATI

NATO'ya girmek isteyen fakat ülkesini terör örgütü PKK'nın sığınağına dönüşen İsveç, Türkiye'nin terör örgütüne yaptığı operasyonlara karşı AB içerisinde cephe oluşturdu. Son olarak PKK'nın Suriye uzantısı YPG'yi Türkiye sınırından temizlemek amacıyla yapılan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları sırasında ve sonrasında İsveçli siyasiler, Brüksel üzerinden baskı kurup Ankara'yı geri çekilmeye zorladı. İsveç Dışişleri Bakanı Anne Linde, 2020 yılında, Suriye'de Kürtlere karşı insan hakları ve uluslararası hukukun ihlal edildiğini belirtti. AB'nin, Türkiye'nin Suriye'den çekilmesi çağrısı yaptığını belirten Linde, Ankara'yı demokrasiden uzak olmakla suçladı. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de sondaj faaliyetlerini durdurması çağrısında bulunan İsveçli Bakan, Ankara'nın Yunanistan ve Rum Kesimi'nin deniz haklarına saygı duyması gerektiği konusunda AB'den diğer ülke temsilcilikleriyle fikir birliğine vardıklarını beyan etti. Operasyonlar sırasında Türkiye'ye silah ambargosu uygulayan İsveç sözde "Ermeni soykırımını" ülke meclisinde tanıyarak, Türkiye üzerinde diplomatik baskı kurmaya da çalışmıştı.

KUKLA ÜLKE YUNANİSTAN

Yeni Şafak'ın haberine göre, Türkiye'nin AB'ye katılımına muhalefet gösteren ülkelerin başında ise Yunanistan geliyor. "Avrupa'nın şımarık çocuğu" lakaplı Atina yönetimi, Türkiye ile sorunlarını AB'nin bir parçası haline getirmeye yönelik çabalarında bugüne kadar başarılı oldu. Kıbrıs meselesi ile ittifak içi ilişkilerinden nemalanmaya başlayan Yunanistan, Ankara ile yaşadığı her problemde, "Türkiye'nin anlaşılamaz olduğu" algısının çığırtkanlığını yaptı ve Türkiye'nin AB devletleri ile ilişkilerini zedeledi. Son yıllarda yaşanan Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) tartışmalarında da Türkiye'nin meşru haklarını, hukuksuz bir şekilde gasp etmeye yeltenen Atina yönetimi, mağdur maskesiyle AB içerisinden destek almayı başardı. Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerde masaya Ege meselesini getiren Atina, birçok faslın açılmasına engel oldu ya da geciktirdi. Son olarak uluslararası anlaşmalara göre silahsızlandırılması gereken Ege adaları ile ilgili Türkiye'nin "egemenliği tartışılır" çıkışana karşı, geçen hafta yapılan AB liderler zirvesinde Brüksel, Atina'nın çıkarları çerçevesinde "egemenlik" çıkışı yaparak, yine taraf olmayı seçti ve Türkiye'ye "saldırgan söylemlerde" bulunmakla suçladı.