25 Şubat 2024 Pazar / 16 Saban 1445

Kurtulmuş'tan Can Atalay açıklaması: Vekilliğinin düşmesi ile düşürülmesi başka bir süreç

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 'Bu işlemde usul hatası yoktur. Bu bir milletvekilliğinin düşürülmesi değil, milletvekilinin düşmesidir. Farklı bir süreçtir. Bir oylama yapılmamıştır. Milletvekilleri el kaldırıp indirmemiştir. Bir fezleke yoktur. Meclis'in bilgilendirilmesi yoluyla düşmesi sözkonusudur. Anayasa Mahkemesi ne karar verecektir, göreceğiz' dedi.

9 Şubat 2024 Cuma 22:54 - Güncelleme:
Kurtulmuş'tan Can Atalay açıklaması: Vekilliğinin düşmesi ile düşürülmesi başka bir süreç

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Habertürk'te gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

CAN ATALAY KARARI

TBMM Başkanlığı olarak yaptığımız bir sürü yurt dışı seyahat var. 'Yarın seyahate çıkıyorum' diyerek kendiliğinden oluşturulan süreç var. Aylar öncesinde hazırlanarak, tarih aralıkları belirlenerek titiz çalışma sonrası bu seyahatler belirleniyor. Gerçekten son derece haksız, mesnetsiz bir suçlamadır. Ne zaman TBMM'nin Bahreyn ziyareti aylar öncesi bellidir. Zaten nöbetçi Meclis Başkanvekili arkadaşımız kimse onu okutacaktır. Kararın Meclis'te okutulmasıyla TBMM'nin seyahati arasında bağlantı yoktur. Teamül, yazılı olmayan kurallardır.

"AYM NE KARAR VERECEK, GÖRECEĞİZ"

Kurtulmuş, konuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararının beklendiğini ifade ederek şu değerlendirme bulundu:

Kişilerin üzerinden konuşmaya başlarsanız herkesin farklı hukuk anlayışı ortaya çıkar. Bu tartışmaların açık, şeffaf yapılması, ihtiyaçların ne olduğunun ortaya konulması, anayasa değişikliği ise bununla ilgili çalışmaların yapılması lazım. Tartışmalardan, polemiklerden bu meselenin kurtarılması gerektiğini düşünüyorum. Bu işlemde usul hatası yoktur. Bu bir milletvekilliğinin düşürülmesi değil, milletvekilinin düşmesidir. Farklı bir süreçtir. Bir oylama yapılmamıştır. Milletvekilleri el kaldırıp indirmemiştir. Bir fezleke yoktur. Meclis'in bilgilendirilmesi yoluyla düşmesi sözkonusudur. Anayasa Mahkemesi ne karar verecektir, göreceğiz.

"SÜREÇ TEAMÜLLERE TAMAMEN UYGUN YÜRÜTÜLDÜ"

Teamüllere tamamıyla uygun bir uygulama yapılmıştır. Can Atalay'ın bu kararıyla ilgili süreçte öncelikle, birinci aşamada biz Meclis Başkanlığı olarak beklettik. Hem sürecin tamamlanması hem de ola ki, yeni bir hak ihlali kararı verilirse yerel mahkemenin uyma ihtimali dolayısıyla bir süre beklettik. Sonunda Anayasa'nın amir hükmü gereğince kesinleşmiş yargı hükmünün Meclis'te okunmasının zarureti var. Milletvekilliği düşürülmesi başka bir süreç, milletvekilinin düşmesi başka süreç. Bir fezlekenin gelmesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi. Burada kesinleşmiş mahkeme kararının sadece Meclis'te okutulması, daha doğrusu Meclis'in bilgilendirilmesi zaruri bir adımdır. Burada görüş farklılıkları var. Meclis Başkanı olarak şuna dikkat ettim, iki yargı kurumunda ihtilafta TBMM'nin taraf olmaması için böyle bir yol izlendi. Geçmiş dönemlerde de bu şekilde doğrudan mahkemenin, Yargıtay'ın kararıyla düşürüldüğü vakalar var. Burada Meclis'in teamüllerine uygun şekilde süreç işletilmiştir.

"KARARIN MECLİS'TE OKUTULMASIYLA TBMM'NİN SEYAHATİ ARASINDA BAĞLANTI YOKTUR"

TBMM Başkanlığı olarak yaptığımız bir sürü yurt dışı seyahat var. 'Yarın seyahate çıkıyorum' diyerek kendiliğinden oluşturulan süreç var. Aylar öncesinde hazırlanarak, tarih aralıkları belirlenerek titiz çalışma sonrası bu seyahatler belirleniyor. Gerçekten son derece haksız, mesnetsiz bir suçlamadır. Ne zaman TBMM'nin Bahreyn ziyareti aylar öncesi bellidir. Zaten nöbetçi Meclis Başkanvekili arkadaşımız kimse onu okutacaktır. Kararın Meclis'te okutulmasıyla TBMM'nin seyahati arasında bağlantı yoktur. Teamül, yazılı olmayan kurallardır. Yıllar içinde oluşmuş. Bunlardan birisi de Meclis Başkanı'nın hangi oturumlara başkanlık edeceğiz. TBMM'nin açılışında, bütçe görüşmelerinde ilk ve son gün başkanlık eder. 23 Nisan oturumlarına başkanlık eder, özel oturumlar olursa başkanlık eder. Zaten teamülde Meclis'in normal işleyişinde başkanlık etmesi sözkonusu değildir. Ama isterse her oturuma başkanlık edebilir. Her açıdan normal, teamüllere, usule uygun bir çalışma yürütülmüştür.

"TÜRKİYE'DE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE HAYATİ İHTİYAÇ VARDIR"

Anayasa Mahkemesi nasıl kara verecek? Süreç nasıl işleyecek? Yapılan başvuruları hangi zaman aralığında gündeme alacak? Bunları göreceğiz. Ben hep şunu söyledim; genellikle tekil olayların üzerinde yoğunlaşarak, o günkü aktüel tarafları üzerinden siyasi tartışma haline getirmeyi maalesef başarıyoruz. Can Atalay'ın kimliğini bir tarafa bırakarak konuşmak gerekirse. Hakikaten az görülür bir mesele ortaya çıktı. İki yargı kurumu açısından içtihat, görüş farklılıkları ortaya çıktı. Türkiye'de anayasa değişikliğine hayati ihtiyaç vardır. 12 Eylül Anayasası erkler arasındaki tanımları zaman zaman muğlak hale getirerek, bazı potansiyel tartışma alanları bünyesinde barındıran anayasa.

"YENİ ANAYASAYI MECLİS YAPAR"

Bunların üzerinde tartışmak, konuşmak. Bu olay olmasaydı bile gündeme getirmek herhalde TBMM'nin anayasayı yeniden yapacak güce sahip olmak temel vazifelerinden. Birtakım partizan yaklaşımları bir tarafa bırakarak. Her partinin siyasi atmosferinden uzak insanlar için hangi konuların önem arz ettiği, anayasal reforma ihtiyaçlar tartışıyor. İyi niyetle bir araya gelerek, önyargılar olmaksızın, anayasa tartışmanın doğru yöntemlerle tartışılmasıdır. Bana anayasanın çizdiği tarafsızlıkla söyleyebilirim. Bu işin doğru zemini TBMM'dir. Bazıların söylediği gibi yeni bir anayasa yapamaz görüşü kabul edilemez. 400'ü bulursa doğrudan doğruya değişikliği yapar, 360'la referanduma gider. Hiçbir partinin anayasası olmaz, milletin anayasası olur. Türkiye'de kronikleşmiş olan birtakım meselelerde adım atmamızın zaruri olduğuna inanıyorum. Burada Yargıtay da kendi yetkilerini kullanırken ilgili anayasada yetkilerini kullanarak süreci oluşturuyor. Örneğin Anayasa'nın 14. maddesindeki devlete karşı davranışlar konusunun sarih ve açık bir hale getirilmesidir. Anayasa bunu yasalara izafe ediyor. TBMM bu anlamda hele hele Türkiye bölücü örgütlerle mücadele ederken, çevresi terör ağlarıyla kuşatılan bir ülke olarak, 15 Temmuz'da doğrudan hedef haline gelmiş devlet olarak tabii ki kendisini korur.

"ANAYASA MESELESİNİN KONUŞULACAĞI YER TÜRKİYE'NİN TAMAMIDIR"

Devlete karşı yapılan suçların davranışların ne olduğu, silah atmak, örgüt kurmak, örgüte yardım ve yataklık etmek, bunların tasrih edilmesi gerekir. Özellikle seçilmişlerin hakkını hukukunu koruyan yeni bir anlayış içerisinde ele alınması gerekir. Samimi olarak yaklaşılırsa bu konudaki tartışma alanlarının ortadan kaldırılacağını düşünüyorum. Şu anda Meclis kapalı. Oturumda olduğu bir gün tek tek milletvekili arkadaşlarımızı çağırsak. Çok büyük kısmının 'evet yeni bir anayasaya ihtiyacımız var' dediğini biliyoruz. Birisi yeni bir iç tüzüğe ihtiyacımız var. Hakikaten uzun saatler süren, kavgaya gürültüye zemin hazırlayan bir zemin içerisinde. Bunların hepsi konuşuldu. 31 Mart akşamına kadar bu anlamda çok sistematik değişiklikleri gündeme getirmek mümkün olmaz. Anayasa meselesinin konuşulacağı yer Türkiye'nin tamamıdır. Hukuk camiamız, sivil toplumuz, herkese uygun mekanizmalar kurularak görüşlerini almaktır. Belki komisyon üzerinden bu çalışmaları sürdürmek doğru yöntemdir. Herkesin anayasa teklifi olabilir; ama kimsenin anayasa dayatması sözkonusu olamaz.

"ÖNYARGISIZ MASAYA OTURULMALI"

Önce herkesin önyargısız şekilde masaya gelmesi lazımdır. Ondan sonra yöntem bulunur. Aldığım ilk izlenimler TBMM çatısı altında siyasi partilerin bu konuyu seçimden sonra sıcak bakacağı yönünde görüşe sahibim. Ciddi bir müktesabatımız var. Yüzlerce toplantı yapılmış. 64 madde üzerinde partilerin uzlaştığı anayasa teklifi var. Bugün belki 94 maddede uzlaşılabilecek. Uzlaşamayız derseniz uzlaşma kapısını açamayız. Sonuçta bir aritmetik var. 360-400 aritmetiği var. Gönlümüz arzu eder ki 600'le çıksın. Bu çok zor tabi. Bu anlamda uzlaşı zemini aramaya başlayınca, partilerin kabul edilemeyecek tekliflerini onlar da görecektir. Zaten demokrasi böyle bir şey. Hiç kimsenin yüzde 100 söylediği kural olarak ortaya çıkmaz ki. Burada iyi niyetli gayret ortaya konursa ortak bir nokta ortaya konabilir. 360'ı bulmak bile bugünkü parlamentoda bir uzlaşıyı gerektiriyor. Hiçbir parti tek başına 360 almadığına göre bu bile bir uzlaşıyı gerektiriyor.

"UYGULAMADA KARŞIMIZA YARGI YÜKÜ ORTAYA ÇIKIYORSA BUNU DEĞERLENDİRMEK SİYASETİN MESELESİDİR"

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru meselesi son yıllarda kabul edilmiş bir şeydir. Türkiye uluslararası alanda çok ciddi şekilde demokratik açılım açısından eli rahatlamıştır. Rakamı yanlış biliyor olabilirim, 165 bin bireysel başvuru dosyası var. AYM temel meseleleri, insan hakları ihlalleri bir şekilde gidermek, karar vermekle ilgili adım olmak yerine diyelim ki iki arsa komşusunun ihtilafları da hak ihlallerinin ele alındığı sürece geldi. Olağanüstü bir yük var. Bunu çözebilmek için yüzlerce AYM'nin yargıç alması lazım. Ortaya konulan hiçbir kural sonuna kadar devam etmeyebilir. Demokrasinin güzelliği burada. Bugün uygulamada karşımıza yargı yükü ortaya çıkıyorsa bunu değerlendirmek siyasetin meselesidir. Bunu çözecek olan yer siyasettir. Konuşulur, hak ihlallerinin sınırlandırılması ya da yeni perspektife kavuşturulması tartışma meselesidir. Niye hak ihlali için insanlar oraya müracaat ediyor. 'Ben mahkemede hakkımı alamadım' diyor ve başvuruyor AYM'ye.

"BÜTÜNLEŞİK YARGI SİSTEMİ İLE ELE ALINMASI LAZIMDIR"

İstinaflarla ilgili beklentilerin karşılanmamış olması var. Bunu bütünleşik yargı sistemi ile ele alınması lazımdır. Biz bireysel yargılama meselesine yeni çerçeve getirelim demek, kategorik olarak şu tarafta olmak değildir. Bu mesele bir anlamda siyasetin çözeceği alandır. Yargıçlar oturup yasa yapamayacaklarına göre. Siyaset de bütünleşik bakış açısıyla bunlar üzerinde çalışmalıdır. Bireysel yargı hakkının kullanılması AİHM'e çok fazla dosyanın gitmesini engelleyen mekanizma. Burada alanlar kısıtlanabilir, bireysel, siyasi haklar bakımından daha üst düzey yargılama mekânı haline getirilebilir.

"BU İŞLEMDE USUL HATASI YOKTUR"

Kişilerin üzerinden konuşmaya başlarsanız herkesin farklı hukuk anlayışı ortaya çıkar. Bu tartışmaların açık, şeffaf yapılması, ihtiyaçların ne olduğunun ortaya konulması, anayasa değişikliği ise bununla ilgili çalışmaların yapılması lazım. Tartışmalardan, polemiklerden bu meselenin kurtarılması gerektiğini düşünüyorum. Bu işlemde usul hatası yoktur. Bu bir milletvekilliğinin düşürülmesi değil, milletvekilinin düşmesidir. Farklı bir süreçtir. Bir oylama yapılmamıştır. Milletvekilleri el kaldırıp indirmemiştir. Bir fezleke yoktur. Meclis'in bilgilendirilmesi yoluyla düşmesi sözkonusudur. Anayasa Mahkemesi ne karar verecektir, göreceğiz.

"HERKESİN GÖREVİ, YETKİSİ, SORUMLULUKLARI BELLİDİR"

Ben Yargıtay Başkanı'nın neden gelmediğini bilmiyorum. Bu meselenin bir şekilde halledilmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu tartışma Türkiye'nin gündeminde uzun süre kaldı. Türkiye dikkatini çok daha önemli alanlara teksif etmeli. Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni dönem hedeflerimizi daha nasıl gerçekleştirebiliriz? Anayasa tartışmalarını nasıl demokratik bir olgunluk içerisinde ortaya koyabiliriz. Yeni Meclis iç tüzüğünü nasıl gerçekleştirebiliriz konularına odaklanmamız lazım. Herkesin görevi, yetkisi, sorumlulukları bellidir. Tabii ki kurumlar arasında tartışmalar olabilir.

"HERKESİN MÜSPET KATILIMINI SAĞLAMAK AMAÇTIR"

'Ben bu tartışmanın içinde yokum' diyene yapacağımız bir şey yok. Buna kim ne katkı sağlayabilirse. 'Fizan'da bir arkadaş var, anayasa ile ilgili görüşü var' derse gider onun da görüşünü alırız. Herkesin müspet katılımını sağlamak amaçtır. Sonuçta karar Meclis'in iradesine bağlıdır. Bu sefer tekraren söylüyorum; belli bir noktaya gelinebilir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra sistemle birlikte yeni ihtiyaçların ortaya çıktığını görüyoruz. Bunların hepsi konuşulabilir önyargısız olarak.

"DAHA FAZLA SÖZ SÖYLENSİN AMA SÜRECİ AKICI HALE GETİREREK DEMOKRATİK İŞLEYİŞİ SAĞLAYALIM"

Meclis'in genel kurul çalışmaları çok uzun saatler sürüyor. Bunları haftanın belli günlerinde, diyelim ki yasalarla ilgili oylama bir tek güne konulabilir. Komisyon çalışmalarının çok daha gözden geçirilerek, kim ne teklifi varsa söyleyebilir. Meclis TV olarak naklen verilir. Zaten insanlar cep telefonuyla yayını yapıyor. 'Benim bir fikrim vardı söyleyemedim' diyen milletvekili kalmamalıdır. Oralarda onlar tartışılsın. Meclis'te bir yasa bittiği zaman komisyonda. Meclis'te geneli üzerinde görüşmeler yapılarak, partilerin görüşleri alınarak son rötuşlar yapılsın ve böylece karara bağlansın. Öyle ki bazen akşam 8'e, 9'a kadar süren süreçler var. Her gün grup önerilerinin uzun saatler süren tartışmalar. Grup başkanların atışmalarının üzerinden saatler süren müzakereler var. Bunları daha demokratik hale getirelim. Daha fazla söz söylensin ama süreci akıcı hale getirerek demokratik işleyişi sağlayalım. Haftanın bir günü uluslararası sözleşmeler gelsin, bir gün grup önerileri oturulsun konuşulsun. Mühim olan Meclis'in çalışma takviminin daha rahat olmasıdır.

"MİLLETVEKİLLERİNİ UCUZ POLEMİKLER ÜZERİNDEN YIPRATMAK DOĞRU DEĞİL"

Bir yerde milletvekili arkadaşlar, her dönemde, sadece bu dönem için söylemiyorum, kolay bir şekilde gözden çıkarılır, saldırılabilir, etiketlenebilir grup olarak görülür. Bu fevkalade yanlıştır. Milletvekili öyle arkadaşlarımız var ki sadece bir tek maaşları var. Milletvekillerini ucuz polemikler üzerinden yıpratmak doğru değil. Milli iradenin tecelligahı TBMM'dir. Her birisi seçim çevrelerinde, bazıların 100 bini aşkın oyu alarak gelmişler. Büyük kitleyi temsil ediyorlar. Milletvekili arkadaşlarımız lüzumsuz eleştirilmesini, yıpratmaka dönük eleştirileri doğru bulmuyorum. Öncelikle milletvekillerimiz kendi işini yapıyor, sabahlara kadar çalışıyor. Kanun tekliflerinin yasalaşma sürecinde mesailerini görüyorsunuz. Seçim çevresine gidiyor tekrar koşa koşa buraya geliyor. Ellerinden gelen herşeyi yapmaya gayret ediyorlar. Dolayısıyla milletvekillerini yıpratmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Milletvekili arkadaşlarımızın dikkat edeceği şey; insanların kanaatleri farklı olabilir ama sözü kıymetli kılmak da milletvekillerimizin vazifesidir. İtibar edilen bir sözler haline dönüştürmemiz lazım. Fikirlerimizin farklılıkları bir arada olacak. Yumruklarını sıkanlar el sıkışamazlar. A ve Z kadar birbirlerinden farklı fikirlerde olabilir. Hem Meclis içi hem Meclis dışı çalışmalarda milletvekili arkadaşlarımıza da sorumluluk düşer.

"HEPİMİZ KAMU GÖREVİ GÖRÜYORUZ"

Uslubu beyan ayniyle insan diye laf var. Bir adama en ağır lafı öyle bir üslub içerisinde söylersiniz, o da buna karşı çıkabilir ama üsluba dikkat etmemiz lazım. Hepimiz kamu görevi görüyoruz. Milletvekili arkadaşlarımız hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Kavgalar, gürültüler, afedersiniz geçmiş dönemlerde bir milletvekili arkadaşımızın ayağı ısırıldı. Bunun önemli nedenlerinden birisi de insani çalışma ortamlarının olması. Çok uzun Meclis oturumları biraz da bunu tetikliyor. Oturup bunu konuşmamız lazım.

"SİYASETÇİNİN EN BÜYÜK ZAAFI KENDİSİNİ EBEDİ ZANNETMESİDİR"

Geçen bir toplantıda dedim ki 'siyasetçinin en büyük zaafı kendisini ebedi zannetmesidir. Ben 30. TBMM başkanıyım. Allah ömür verirse bir müddet sonra eski Meclis başkanı, bir müddet sonra eski insan olacağım. En büyük zaafımız insanların kendilerini büyük zannetmesidir' dedim. Siyasetçinin büyük handikaplarından birisi nerede olursa olsun, diğer meslekler için de geçerli. İnsanın kendisini mühim insan kabul etmesi kadar büyük yanılgı olamaz. Hepimiz kendi hayatımızın başrolünü öğreniyoruz. Bu millete görev için hizmet ifa ediyoruz. Mahkeme kadıya mülk değildir lafı var ya, bu öyle bir şey.

"NE OLURSA OLSUN, 6 ŞUBAT'I ASLA UNUTMAYACAĞIZ"

Yasadan önce bir anlayış değişikliğine ihtiyaç vardı. Çok büyük oranda Türk milletinin anlayış değişikliğine ulaştığını düşünüyorum. Yeni bir milat oldu. Nasıl 1999 depremi ve sonrası gibi. Sadece bina yapımında değişiklik değil aynı zamanda zihniyet değişikliği. Kolay yoldan para kazanalım diye insan hayatını tehlikeye atma mümkün olmamalıdır. Bütün partilerin gündemlerinin bir numaralı maddesi yüksek katlı binaların olmadığı, yaygın şehirleşmelerin olduğu, altyapıların tamamlandığı yeni şehirleşme anlayışına ihtiyaç var. Bunu 6 Şubat'tan sonraki zihniyet devrimi zorluyor. Yasa değişikliğinde hangi yasaya ihtiyaç varsa Meclis'i seferber ederiz. Ne olursa olsun, 6 Şubat'ı asla unutmayacağız. Oradan dersler çıkararak önce yapmış olduğumuz hataların hiçbirisini yapmayacağız.

"RESMİ KURUMLARDA FAALİYETLER DEVAM EDİYOR. TİCARİ HAYAT BAŞLADI"

Allah ne bize ne hiçbir Allah kuluna böyle bir felaketi yaşatmasın. Defaetle deprem bölgesine gittik. Çok şükür ilk yıkıntılardan Türkiye ayağa kalkmayı başardı. Henüz herşey bitmiş değil. Önümüzdeki süreçte özellikle hak eden bütün vatandaşlarımızın kendi evlerine geçmesi lazım. Hızlı bir imar faaliyeti devam ediyor. Maraş'ın depremden sonraki haliyle şimdiki hali arasında büyük fark var. Hala yapılması gereken işler var. Maraş'ın sanayisi iyi kötü çalışmaya başlamış. Resmi kurumlar da faaliyetler devam ediyor. Ticari hayat başladı. Çok büyük mesafe alındığı görülüyor. İnsan üstü bir gayretle çalışıldı. Az buz bir iş değildi. Herhalde başka millet kısa bir süre içinde bu toparlanmayı gerçekleştiremezdi. Ama hala büyük iş var. Bütün bunların hepsi takvim içerisinde yapıldı. Bir taraftan yeni hastaneler yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız hastane açılışlarını yapıyor. Okullar yapılıyor. İnşallah en kısa süre içinde hiçbir eksik bırakılmadan bunlar geride bırakılmış olur. Bazı yerleri yeniden yapacaksınız. Sıfırdan yerler yapılmaya çalışılıyor. Tarihi binaların ayağa kaldırılması gibi epeyi işimiz var. Gördüğüm Maraş'ta ciddi şekilde gelişme var. Çalışmalar devam ediyor.

"ÖNEMLİ OLAN UYUMLU BERABER ÇALIŞMAK"

Onu 'aynı partiden olursa' manasında değil. Önemli olan uyumlu beraber çalışmak. Merkezi hükümetten destek istemeyen, sürekli uyumsuzluk içerisinde çalışan belediye kastedilen şey budur. İlçe, köylerde en ücra köşeye kadar merkezi hükümetin kolu uzanıyor. Orada bir cümle cımbızla çekilmiş ve siyasi tartışma sürdürülüyor.

"BÖLGEDEKİ TÜM ÜLKELER GÜVEN VE İSTİKRAR İSTİYOR"

Hem Bahreyn ve Abu Dabi ve Dubai görüşmeleri, bizim planladığımızdan çok çok daha olumlu geçti. Fevkalade hüsnü kabul ile karşılandık. Devlet başkanları çok güzel şekilde ağırladılar, ciddi konuları konuşma imkanımız oldu. İkili temasların fevkalade yararlı olduğunu her vesile ile görüyoruz. Herhalde 50'nin üzerinde başbakan ve 4-5 devlet başkanı ile görüşme imkanımız oldu. BAE ile Türkiye arasında serin bir ilişki dönemi oldu. Bunun süratle tamir edilmesi konusunda büyük iştiyakin olduğunu gördüm. Bölgedeki ülkelerin güven ve istikrar konusunda beklentilerini ilk sıraya koymuş. İlk taraftan bölgedeki ülkelerin yeni güvenlik ihtiyacı içinde olmaları. Temaslarım dolayısıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki, güven ve istikrar arayışı ilk sırada. Türkiye'nin milli savunma sanayinde geldiği noktayı fevkalade önemli görüyorlar. Buradaki işbirliğinin kendilerine yarar sağlayacağını düşünüyorlar. Bizim ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ genel müdürleri Dubai'deki merkezini açtı. Detaylı olarak bilgi sahibi oldum. Bu konuları Meclis Başkanları ile, Şura Meclisi ile, ülkelerin Cumhurbaşkanı ve Başbakanlarla konuşma imkanımız oldu. Bu alanda çok arzulular, istekliler. Ortak işbirliği yapmakta olumlu yaklaşımları var. Savunma sanayinde İHA ve SİHA işbirliğinde istekliler. Bunun her iki tarafa katkısı olacağı kanaatindeyim. Yunus Emre Enstitüsü talebimiz epey süredir bekliyordu. Sayın Emir'e bunu sunduğumda 'İki kardeş ülkeyiz, bizim burada niye kültür merkezimiz olmasın, Bahreyn'de var' dedim. 'Tamam' deyip talimat verdi. Buna mukabil gelin siz de BAE'nin kültür merkezlerinin açmalarını söyledim. Turizm alanında işbirlikleri, ortak yatırım konularına fevkalade olumlu yaklaştıklarını görüyorum. Tabiri caizse Türkiye'yi sırtını yaslayacakları güvenilir bir devlet olarak görüyorlar. Bu milyarlarca dolarla satın alınamayacak bir duygudur.

"İSRAİL GADDARLIĞIN DA ÖTESİNE GEÇTİ"

Onlarca temasımızın hepsinde konu ne olursa olsun diyelim iklim değişikliği olsa bile, Ukrayna ile ilgili toplantı da olsak da her yerde konularımızın başında gelen Filistin ve Gazze meselesidir. Geldiğimiz noktada iş bütün tahminlerin üstünde gaddarlığa gitmiştir. Biz burada konuşurken Gazze sokaklarında salgın hastalıktan çocuklar ölüyor. Her konuda şunu söylüyoruz. Batı'yı eleştiriyoruz, Amerika'yı eleştiriyoruz. İğnenin ucuna hep kendimize batırıyoruz; nerede müslüman ülkeler? Kendi vatandaşlarında ciddi reaksiyonlar var. İslam ülkecilerin yöneticileri, İsrail'le aralarını bozmak istemeyenlerin de tahammül edemeyeceği noktada zulüm en üst noktaya çıkmıştır. İslam ülkeleri yöneticileri isteseler de istemeseler de halkın nabızlarını tutacaklarını düşünüyorum. Bahreyn'de Şura Meclisi sessiz kalmış, sokaktaki göstericilere Temsilciler Meclisi'nin üyelerinin bir kısmı katılmış. Bu bir artık insanlık meselesi. Batı için de İsrail'i şımartan, koşulsuz destek veren 'öldür öldürebilir' diyen en başta, onların hepsi için İsrail daha doğrusu Netanyahu ekibi ağırlığa dönüşmüştür. Onlar da zevahiri kurtarıp bu çeteyi, Netanyahu ve ekibi hukuka uysalardı. Adam 'ben savaş hukukuna uymayacağım, zaten bunlar insan değil, insansı varlıklar' diyor. Dolayısıyla bunlar çetedir, katiller sürüsüdür. ABD'de Yahudi lobisi için bir yere kadar ses çıkarılmasa da orada kamuoyu var. Parlamentolarda reaksiyon veren Batılı siyasetçiler görüyoruz. Bu süre içerisinde insanlık suçlarına sessiz kalan, destek olan, onların sırtlarını sıvazlayanların hepsi en az bu suçları işleyenler kadar suçludur.

"GÜNEY AFRİKA'NIN YETKİLİLERİNİ TEBRİK EDİYORUM"

Güney Afrika'nın yetkililerini tebrik ediyorum. İnsanlık cephesinin sözcülüğünü yüklenip tarihe geçecek adım attılar. Lahey'deki davada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çok zor, sancılı olacak ama sonuçta bir insan ömrü için 70 yıl büyük süre. Devlet ömrü için göz açıp kapayacak süre. 70 yıl İsrail'e verilen destek dünyada hiçbir millete ve devlete verilmedi. Bizim gariban KKTC yıllardır bütün dünyanın ambargosu ve baskısı altında. Biz orada bağımsızlık mücadelesi vermiş devletimiz var ortada. İsrail'e bakın, ne yapsa haklı görülen, istemedikleri kadar finansal destek verilen, her türlü uluslararası olarak sırtı sıvazlanıyor ama artık Netanyahu ve çetesini taşıyamıyorlar.

"YERYÜZÜNDE İNSANLIK CEPHESİNİN TEMELLERİ ATILMIŞTIR"

Siyonist rejimin ve siyonist katillerin yalnızlaştırılması. Lahey'deki mahkeme başlangıçtır. Yeryüzünde insanlık cephesinin temelleri atılmıştır. Dini, rengi, dili ne olursa olsun azıcık insanlık duygusu olan herkesin bir araya gelmesidir. Sürdürülmesi lazım. Başta bölge ülkeleri olmak üzere İslam ülkelerinin birlik ve bütünlüğü. Birisi Şam'a birisi Mağrib'e giderse tabii ki bu sıkıntılar başa gelir. İslam ülkelerinin ortak paradigmada bir araya gelmeleridir. Allah izniyle başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti. Tam manasıyla egemen, herşeyine sahip devletin kurulması. Bütün kutsal mekanların, Mescid-i Aksa başta olmak üzere, yerleşimciler denilen gasıpların, katiller sürüsünün gasp ettikleri yerden uzaklaştırılması gerekir. Bunlar olacak. Burada sonuç alacağımızı düşünüyorum. Türkiye'nin varlığı, tezleri. Allah razı olsun sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu tavır, ülke ve millet olarak tarihe düştüğümüz yoktur. Türkiye burada tarihi öncülük yapmaktadır.

"GAZZE DİYE BİR YER FİİLEN KALMADI"

Sadece mesele Amerika meselesi değil. Aslında 3. Dünya Savaşı'nın şahsen çoktan başladığına inananlardanım. Burada önce siyasi savaşlar şeklinde veriliyor, ekonomi savaşlar olarak veriliyor. Yeni bir şey daha buldular, vekalet savaşları. Terör örgütleri üzerinden güç kavgalarını veriyorlar. İçten içe yanmakta olan bir 3. dünya savaşının öncüsü hareketler var. ABD'nin daha fazla tecrübe edinmesine gerek yok. İşte Afganistan. 20 küsur sene oturdular. Apar topar çekilmek zorunda kaldılar. Irak'ta 1,5 milyon insanın ölümüne vesile oldular. Taş taş üstüne bırakmadılar. Gazze diye bir yer fiilen kalmadı, haritadan silindi. Hiçbir hukuk yok. Nereye kadar savunacaksınız? Burada İsrail destekçiliğinden Amerika kaçarak kurtulacaktır.

"NETANYAHU ATEŞİ BÜYÜTEREK KENDİSİNİ KURTARMAYA ÇALIŞIYOR"

Netahyahu'nun tavrı malum. Siyaset içinde olan herkes biliyor ki, Netanyahu ateşi büyüterek, öldürdüğü Filistinli sayısını artırarak kendisini kurtarmaya çalışıyor. Mahkemeye gideceğini görmüyor mu? Savaş suçları mahkemesi kısmı var? Orada başına ne gelecekleri görmüyor mu? Batı'ya 'beni kurtarın' diye verdiği sinyaller var. Mesajları üstüste koyduğunuzda tesadüfen söylenmiş mesajlar değil. ABD, Ortadoğu politikalarında İsrail'i vekil devlet olarak kullandı. Türkiye'nin tavrı açıktır. Netanyahu hükümetinin hiçbir sözüne güvenilerek adım atılamaz. Özellikle BM gözetiminde bir garantörlük müessesesisinin oluşması. Burada hakikaten ateşkesin yerine getirilip getirlemdiğini kontrol etmek ve fiili bir garantörlük. Batı Şeria'da milyonlarca Filistinli'nin hayatını kim garanti edecek?

Meclis'te birkaç tane önemli yasa var. Bunlar gelecek ve yasalaşacak. Ne zaman tatile girecekleri grupların anlaşarak verecek kararla olur Tahmin ederim ki Şubat'ın sonuna doğru artık çalışamayacak hale gelir. Milletvekilleri bölgelerinde çalışır. Şubat soyunda bu ara gerçekleştirebilir.