25 Ekim 2020 Pazar / 8 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Prof. Dr. Tomar: Trump'ın normalleşmeyi Suudi Arabistan yerine BAE ve Bahreyn ile başlatmasının arkasında Türkiye faktörü var

Bölgede Türkiye ve İran faktörünü göz ardı etmeyen Trump ve ABD yönetimin bu nedenle normalleşmeyi Suudi Arabistan yerine BAE ve Bahreyn ile başlattığını söyleyen Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cengiz Tomar, 'Özellikle İran ile bölgede çetin bir mücadele içerisinde olan Suudi Arabistan, Filistin'in meşru direnişinde rakibi Şii İran'a önemli bir koz vermiş olur. Sünni dünyada da iş, Arap olmayan ve nüfusunun büyük kısmı Sünni Türkiye'ye kalmış olur. Bu nedenle çok kolay alınabilecek bir karar değil. Bu iki ülke de Suudi Arabistan'ın bölgesel rakipleri.' dedi.

AA17 Eylül 2020 Perşembe 17:00 - Güncelleme: 17 Eylül 2020 Perşembe 17:22

İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında varılan "ilişkilerin normalleştirilmesi"ne yönelik "İbrahim Anlaşması", Trump'ın ev sahipliğinde 15 Eylül'de Beyaz Saray'da törenle imzalandı.

"İbrahim Anlaşması"ndan övgüyle bahseden Trump, Suudi Arabistan'ın da "doğru zamanda" İsrail'le ilişkilerini normalleştirme anlaşması yapacağına inandığını açıklamıştı.

Trump'ın, Suudi Arabistan ile normalleşme açıklamasını AA muhabirine değerlendiren uzmanlar, iç dinamikler ve doğru bir zamanlama ile Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme sürecine gireceği görüşünde.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, (SETA) Dış Politika Araştırmaları Direktörü Prof. Dr. Muhittin Ataman, Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşmesinin tamamen iç siyasete bağlı olduğunu, nihai kararın Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a kalması durumunda normalleşmeyi muhtemel gördüğünü söyledi.

Kral Selman bin Abdülaziz'in İsrail ile normalleşme sürecinde önemli faktör olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Ataman, "Kral Selman, yaşı, tutumu, ezberleri ve kabulleri itibarıyla daha geleneksel biri. Dolayısıyla daha zor ikna edilebilir diye düşünüyorum. Prens Selman'ın tek adam olarak ülke siyasetini belirlediğini biliyoruz. Dolayısıyla Kral Selman'ın ölmesi ve oğlunun yerine geçmesi durumunda İsrail’le normalleşmenin gerçekleşmesi ihtimali çok yüksek." dedi.

Prof. Dr. Ataman, İsrail ile normalleşme konusunda Suud ailesinin diğer mensuplarının farklı tutum takınabileceğini belirterek, şöyle devam etti:

"Aile içinde İslamcı olanların yanı sıra geleneksel Suud politikası çizgisini sürdüren prensler de var ve bunlar mevcut statükoyu devam ettirmeyi tercih edebilirler. Veliaht Prens fiili olarak belki İsrail’le ilişkileri normalleştirir ama resmi bir anlaşma konusunda şimdilik bu adımı atacaklarını düşünmüyorum. Dediğim gibi dengelerle ilgili. 'Suud ailesine bağlı 9 bin civarında prens ve dini otoriteler normalleşme ile ilgili nasıl bir tavır takınacak?' sorusu son derece önemli. Şu anda biliyorsunuz Suudi Arabistan'daki dini otoriteler geleneksel dini otoritelerin dışında bir noktada bulunuyorlar ve bu durumu geleneksel Selefiliğe kabul ettiremezler. Yani müftünün yetkilerinin kısıtlandığını düşündüğümüzde zaten mevcut Suudi din adamları da Prens Selman'ın siyasetini onaylıyorlar. Dolayısıyla Trump'ın normalleşme ile ilgili beklentisinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Ama bu bir zamanlama meselesi.’’

Normalleşme sürecinin fiilen uygulamaya geçilmesi durumunda halkın tepkisinin benzer olaylardaki gibi seyredeceğini söyleyen Prof. Dr. Ataman, "İsrail’le normalleşme Suudi Arabistan halkı için kırmızı çizgi değil." ifadesini kullandı.

- "Prens Salman, ABD ile pazarlık yapabilir"

Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cengiz Tomar ise Mısır’dan sonra Suudi Arabistan’ın da İsrail ile ilişkileri normalleştirmesinin Arap dünyasının Filistin, Kudüs ve Filistinlileri terk ettiği anlamına gelebileceğini kaydetti.

Orta Doğu’nun Arap olmayan iki pilot ülkesi Türkiye ve İran'ın vereceği tepkilerin Suudi Arabistan'ın karar almasında etkili olacağını anlatan Prof. Dr. Tomar, "Özellikle İran ile bölgede çetin bir mücadele içerisinde olan Suudi Arabistan, Filistin’in meşru direnişinde rakibi Şii İran’a önemli bir koz vermiş olur. Sünni dünyada da iş, Arap olmayan ve nüfusunun büyük kısmı Sünni Türkiye’ye kalmış olur. Bu nedenle çok kolay alınabilecek bir karar değil. Bu iki ülke de Suudi Arabistan’ın bölgesel rakipleri." dedi.

Bölgede Türkiye ve İran faktörünü göz ardı etmeyen Trump ve ABD yönetimin bu nedenle normalleşmeyi Suudi Arabistan yerine BAE ve Bahreyn ile başlattığını söyleyen Prof. Dr. Tomar, şunları kaydetti:

"Şu anda Umman ve Sudan gibi ülkelerle normalleşme konuşuluyor. Suudi Arabistan daha sonra olabilir ancak. Bu açıdan zamanlamaya işaret ediliyor. Daha sonra da Kuveyt ve Katar gibi ülkelere baskı yapılacaktır. ABD, Suudi Arabistan’ı ikna edebilir ve belki etmiştir de. Zamanlama bekleniyor. Zira BAE ve Bahreyn gibi ülkelerin Suudi Arabistan’la ilişkileri malum. Suudi Arabistan’ın en azından zımni onayı olmadan bu iki ülke İbrahim Anlaşması’nı imzalayamazdı.

Trump kasımdan evvel Suudi Arabistan’ı ikna etmeyi deneyecektir. Burada Prens Selman, Suudi Arabistan tahtına çıkması ve ayakta kalması için ABD’nin desteği karşılığında bu pazarlıkları yapabilir. ABD’nin Körfez’deki etkisi malum. İktidar için gözdağı da verebilir. Trump seçimden evvel bunu başarabilirse hem kendisi hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için büyük bir başarı hikayesi olabilir."

- "Normalleşme bir barış anlaşması değil teslimiyet anlaşması"

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Uysal da Körfez başta olmak üzere birçok Arap ülkesinin Trump ve BAE'nin baskılarına direnemediğini ve İsrail’le normalleşme sürecine girdiğini belirtti.

Normalleşmenin bir barış anlaşmasından çok "bir teslimiyet anlaşması" anlamına geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Uysal, "Normalleşme İsrail'e teslim olma sürecidir. Daha önce gizli ve çekingen şekilde devam eden iş birliği açığa vuruldu. Trump yönetimi ve damadı Jared Kushner'ın tasarladığı Orta Doğu projesidir. Çünkü demokrasi karşıtlığı ve çatışma ortamının sürdürülmesiyle İsrail'in rahat etmesi amaçlanıyor. BAE'nin öncülük ettiği bu kamp Suriye'den Yemen'e ve Somali'ye bölge ülkelerinin demokratikleşmesine, bağımsızlaşmasına ve güçlenmesine engel olmayı amaçlıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Körfez ülkelerinin, İsrail’le açık iş birliğinin bölgede refah ve demokrasiye yardımcı olmayacağına ve halk tabanını rahatsız edeceğine değinen Prof. Dr. Uysal, şöyle devam etti:

"Trump resmen lanse edemediği Yüzyılın Anlaşması'nı bu anlaşmalarla emrivaki ile hayata geçirmeyi amaçlıyor. ABD yönetimi ve Trump'ın Prens Selman'a verdiği destek zaten biliniyor. İç dengeler ve zamanlama ayarlandığı durumda ABD, Suudi Arabistan'ı ikna etmeye çalışacaktır. Camp David Anlaşması'ndan Mısır'ın hiçbir fayda elde etmediği gibi yeni anlaşma yapan ülkeler de faydasını görmeyeceklerdir. Özellikle İran etkisi ve Arap Baharı'nın etkili olduğu tek Körfez ülkesi olması hasebiyle Bahreyn bu konuda oldukça kırılgan durumdadır. Bahreyn yönetimi, Trump'ın seçim propagandası yapmasına yardımcı olmak için oldukça büyük risk almaktadır."