11 Mayıs 2021 Salı / 29 Ramazan 1442
Gece modu

Kendi döneminin en güçlü tankı: Fatih

İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra geliştirdiği Conqueror (Fatih) tankı, kendi döneminin en güçlü tankıydı. İşte İngiliz Fatih tankının hikayesi...

star.com.tr16 Nisan 2021 Cuma 16:14 - Güncelleme: 16 Nisan 2021 Cuma 16:14

Nazi Almanyası'nın teslim olmasından hemen sonra Sovyetler Birliği, güçlü IS-3 ağır tankını üretti. En kalın noktası 8 inç olan tank, müttefik devletlerin bir hayli ilgisini çekti.

IS-3, ağırlık olarak daha az maliyetle kalın zırh korumasına izin veren yenilikçi, eğimli bir ön levhaya sahipti. 8 fit uzunluğunda çok hafif duran ve büyük boyutuna rağmen düşmana oldukça küçük bir siluet sunan düşük profilli bir tanktı.

IS-3 sadece çok iyi zırhlanmış bir tank değildi, aynı zamanda IS-3'ün kulesi, başlangıçta sahra topu olarak hizmete giren ve daha sonra Sovyet mühendisleri tarafından IS-3'ün taretine sığacak şekilde uyarlanan devasa bir 122 mm'lik ana topa sahipti. Bu özellikleriyle IS-3, İngilizleri harekete geçirdi.

Birleşik Devletler, İngiliz kuvvetlerinin aksine, kısmen Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya uzanan uzun ikmal hatları nedeniyle, savaş sırasında özel bir ağır tank tasarımı peşinde koşmadı.

Bunun yerine, çoğunlukla piyadeleri destekleyebilecek orta tankları tercih ettiler. Amerika Birleşik Devletleri, ağır zırhlı Nazi zırhlı kuvvetlerini imha etmek için, daha çok M10 gibi tank avcılarına güvendi.

İngilizler ise tamamen farklı bir tutum benimsedi.

Dönemin İngiliz Savaş Bakanının tarifiyle, 'muhtemelen dünyanın en güçlü tankı olarak çıkan ağır tank tasarımı' Conqueror'a (Fatih) yöneldi.

Conqueror'ın ön eğimli zırhı 7 inç kalınlığındaydı, ancak dik eğim açısı nedeniyle 10 inç kalınlığında bir yüz sunarak, onu İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en ağır korunan tanklarından biri haline getirdi. Ayrıca IS-3 gibi, Conqueror da iki orta makineli tüfekle birlikte devasa bir 120 mm ana topa sahipti.

Ne yazık ki, bu ateş gücü ve zırh korumasının bir bedeli vardı...

Fatih 65 ton civarındaydı. Tankın ağırlığı, güçsüz 810 beygir gücündeki bir benzinli motorla birleştiğinde, güçlü ve iyi korunmuş, ancak oldukça sınırlı bir operasyonel menzile sahip, hızlı olmayan zırhlı bir platforma dönüştü. Yine de Conqueror, nispeten yüksek süspansiyonu ve düşük zemin basıncı sağlayan geniş palet tasarımıyla, arazide oldukça iyi performans gösterdi.

Bu tankın benzersiz özelliklerinden biri, kulenin tepesine oturan komutan kubbesiydi. Muharebeyi, bir Conqueror komutanı kupolayı bağımsız olarak döndürebilir, tankın nişancısı için hedefleri bulabilir ve ateşi yönlendirebilirdi.

Topçu, bildirilen hedefleri ateş altına tutarken, komutan başka hedefler için dönebilirdi. Bu da Fatih'in yapabildiği etkili ateş gücünü büyük ölçüde artırdı.

Nihayetinde Fatih, İngiliz tasarımcılarının beklediği gibi rakibi IS-3 ile bir savaşta karşı karşıya gelmedi.

İlerleyen zamanlarda yetenekli Centurion ana muharebe tankı gibi diğer tanklar, nihayetinde Conqueror'dan daha yetenekli ve çok yönlü tanklar olduklarını kanıtlayacaktı.

Yüksek ateş gücü ile iyi zırh koruması ve hareket kabiliyetini birleştiren Ana Muharebe Tankı doktrini, ağır tankların çoğu NATO ülkesinde kullanım dışı kalmasına yol açacaktı.

Yine de, Fatih'in eksikliklerine rağmen, kısa bir süre için olsa da dünyanın en güçlü tankı olduğu belirtiliyor.

star.com.tr