21 Nisan 2021 Çarşamba / 9 Ramazan 1442
Gece modu

CERN profesöründen Akif'in sözleriyle Türkiye'ye çağrı

Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Türkiye'ye İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy'un 1919'daki, “Yarının ilmi nedir, halbuki? Gâyet müdhiş: 'Maddenin kudret-i zerriyesi' uğraştığı iş' sözleriyle CERN'e tam üyelik çağrısında bulundu.

DHA24 Şubat 2021 Çarşamba 12:56 - Güncelleme: 24 Şubat 2021 Çarşamba 12:57

TBMM'nin 2021 yılını İstiklal Marşı Yılı olarak ilan ettiğini vurgu yapan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Mehmet Akif'in Safahat 6'ncı kitabındaki Asım'ın nesline verdiği bir görev olduğuna dikkati çekerek, bir çağrı yaptı. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) evrenin sırlarını keşfetmek için tasarlanmış ATLAS deneyi, LHeC büyük hadron elektron çarpıştırıcısı ve FCC gelecek dairesel çarpıştırıcı projelerinde görevli olan ayrıca Avrupa Geleceğin Hızlandırıcıları Komitesi (ECFA) genel kurul üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Akif'in şu sözlerini hatırlattı:

"Sen geçenlerde demiştin ki 'Yazık hâlâ biz, dünkü ilmin bile bîgânesiyiz, câhiliyiz. İşte fıkdânı bu ihmâl edilen ma'rifetin, nesli bir acze düşürmüş ki, bugün, memleketin, bir yığın kuvveti var, hem ne tabî'î de henüz. Biz o kuvvetlere eller gibi hâkim değiliz. Yarının ilmi nedir, halbuki? Gâyet müdhiş: 'Maddenin kudret-i zerriyesi' uğraştığı iş. O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek, sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek. Onu bir buldu mu, artık bu zemin; Başka zemin. Çünkü bir damla kömürden edecekler te'min; Öyle milyonla değil, nâ-mütenâhî kudret! İbret al kendi sözünden, aman oğlum, gayret!"

NÜKLEER VE PARÇACIK FİZİĞİ

Bu sözlerin son yüzyılın muasır biliminin ve yüksek teknolojisinin temelini oluşturan Rutherford deneyinin sonuçlarının yayımlandığı 1911'den 8 yıl sonra yazıldığını anlatan Prof. Dr. Sultansoy, "'Öyle milyonla değil' tabiri, nükleer enerjiyle ilgilidir. Nükleer süreçlerde ortaya çıkan enerji kimyasal süreçlerin milyonlarca katıdır. 'Nâ-mütenâhî kudret'e gelince bu tabir, 'Maddenin kudret-i zerriyesi' ile ilgili yapılan araştırmaların sonucunda ulaşacağımız yeni yapı düzeyleri sonucunda ortaya çıkacaktır. Yani, Asım'ın nesli, gelişmiş ülkelerin gençleri gibi, nükleer ve parçacık (zerrecik) fiziği başta olmakla, muasır bilimin tüm sahalarıyla uğraşmak zorundadır" dedi.

TAC EN KISA ZAMANDA KURULMALI

Bugün 'maddenin kudret-i zerriyesi'nin en ileri düzeyde CERN'de araştırıldığını ve buradaki çalışmalara etkin şekilde katılmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sultansoy, "Maddenin kudret-i zerriyesi'nin bizim coğrafyada araştırılabilmesi için Türk Hızlandırıcı Kompleksini en kısa zamanda kurmalıyız. Nükleer enerjiden yararlanmamız açısından ülkemizin zengin toryum rezervleri bir şanstır. Türkiye'nin 1960'larda başlayan CERN süreci ülkemizin AB üyeliği serüveni ile nerdeyse aynı şekilde ilerlemiştir. CERN yönetiminin bize önerdiği tam üyelik yerine 1960'larda gözlemci, 2010'larda ortak üye olmuşuzdur. 1950'lerde 12 Avrupa ülkesinin kurduğu CERN'ün bugün 23 tam üyesi vardır" diye konuştu.

CERN üyeliği sürecinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2005 yılında başbakanken bu konuda TAEK'i görevlendirmesiyle başladığını belirten Prof. Dr. Sultansoy, "2007'de Isparta'daki şüpheli uçak kazasında kaybettiğimiz bilim şehidimiz Prof. Dr. Engin Arık da vardı. Engin Hanımın Asım'ın neslini temsil ettiği cümle aleme malumdur. 2008'de Sayın Erdoğan'ın CERN ziyareti sonrasında AK Parti yöneticilerine CERN'ün önemine binaen Türkiye'nin en kısa zamanda tam üye olması gerektiğini söyledi. Maalesef, 2005 yılında başlatılan süreç, 2010 yıllarında enerji bakanı ve TAEK başkanının değişmesiyle sekteye uğradı. 2009 yılında yaptığımız tam üyelik başvurusu geri çekildi" dedi.

'TAM ÜYELERİN VETO HAKKI VAR'

Türkiye ile birlikte başvuran 4 ülkeden İsrail'in 2014, Sırbistan'ın 2019'da tam üye olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultansoy, Güney Kıbrıs ve Slovenya'nın tam üyelik sürecinin tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı. Tam üyelerin yeni üye kabulünde veto hakkı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultansoy, CERN'in stratejik teknolojiler arasında yer alan parçacık hızlandırıcıları, detektörler ve bilişimde en ileri düzeyde Ar-Ge yaptığını anlattı. Burada geliştirilen teknolojilerin bilim ve teknolojinin birçok alanında uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Sultansoy, "Tam üyelik tüm bunların sahibi olmak anlamına geliyor. Bu sayede aksi durumda milyarlarca dolar harcayarak yapabileceğimiz atılımı gerçekleştirebilirdik" diye konuştu.

CERN'E TAM ÜYELİK ÇAĞRISI

Türkiye için CERN'e tam üyelik aidatının yıllık 40 milyon İsviçre Frangı, ortak üyelik aidatının ise 10'da 1'i civarında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultansoy, "Etkin bir teknoloji transferi sayesinde bu aidat 5-10 yıllık süre içinde fazlasıyla geri dönebilir. Tam üyeliğin önemli farkı strateji belirlemesinde, proje seçiminde ve teknoloji transferinde önceliğe sahip olmaktır. Türkiye'nin CERN statüsü en kısa zamanda Cumhurbaşkanımızın tam üyelik tavsiyesine uygun olarak gözden geçirilmelidir" dedi.

FİKİR 30 YIL ÖNCE DOĞDU

Türkiye'de yüksek enerji fiziği alanında tüm coğrafyayı kapsayacak ulusal merkez kurulma fikrinin 30 yıl önce Prof. Dr. Engin Arık, Prof. Dr. Asım Barut ve kendisi tarafından teklif edildiğini kaydeden Prof. Dr. Sultansoy, 2009 yılına kadar yoğun çalışmalar yürütüldüğünü anlattı. TAC projesi hazırlanırken dünyanın önde gelen ulusal hızlandırıcı laboratuvarları arasında yer alan KEK (Japonya) ve DESY'nin (Almanya) örnek alındığını belirten Prof. Dr. Sultansoy, "Asım'ın nesli olarak bu sürecin benzerini ülkemizde hayata geçirmek zorundayız. Bu sayede 2020'lerin sonunda Türk mucizesi gerçekleşmiş olur" dedi.

YEŞİL VE MİLLİ ENERJİ KAYNAĞI TORYUM

Toryumun ise yerli, milli ve yeşil enerji kaynağı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultansoy, Türk kamuoyunun gündemine ise 2002'de Prof. Dr. Engin Arık'ın getirdiğini açıkladı. 2007'de Isparta'daki şüpheli uçak kazasından sonra toryum konusunun Türk medyasında defalarca yer aldığına işaret eden Prof. Dr. Sultansoy, bu konuda defalarca en yüksek düzeyde karalar alındığını, ama uygulanmadığını söyledi. Hızlandırıcı sürümlü toryum yakıtlı sistemlerin 1993 yılında Nobel ödüllü Prof. Dr. Carlo Rubbia önderliğinde CERN'de önerildiğini ve 1997'de dokümanları aldıklarını anlatan Prof. Dr. Sultansoy, "2002 yılında Türk bilim insanları Prof. Dr. Engin Arık önderliğinde bu çalışmalara katıldı" diye konuştu.

2030'DA TİCARİLEŞMESİ SÖZKONUSU

2003 yılında DPT'nin bu çalışmalara ayırdığı bütçenin o zamanki TAEK yönetimi tarafından harcanmadan iade edildiğini kaydeden Prof. Dr. Sultansoy, şunları söyledi

"Günümüzde ADS-Toryum çalışmaları Avrupa Birliği'nin MYRRHA projesi çerçevesinde (Rusya, Japonya, Kazakistan ve diğer ülkelerin katılımıyla) yürütülmektedir. Defalarca önermemize rağmen Türkiye bu projeye üye olmadı. 1 milyar Euroluk MYRRHA projesinin 2020'lerin ikinci yarısında gerçekleşmesi planlanıyordu. Her şey yolunda giderse 2030'larda ticarileşmesi söz konusu olabilir."

CERN, TAC VE TORYUM

İklim değişikliğinin önlenmesi için insanlığın fosil yakıtların kullanımından vazgeçmek zorunda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultansoy, bu kapsamda nükleer ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak iki seçeneğin öne çıktığını, bu iki kaynağın birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğunu söyledi. Türk milletinin yeniden diriliş ve kendine geliş marşını tarihe mal eden Mehmet Akif'in, 'Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın' duasını hatırlatan Prof. Dr. Sultansoy, "Bunun için Asım'ın nesli ilim irfana yönelmelidir. CERN'e, TAC'a ve toryuma sahip çıkmak bunun ayrılmaz bir parçasıdır. Asım'ın neslinin ve devlet erkanımızın dikkatine saygılarımla sunarım" dedi.

NÜKLEER-YENİLENEBİLİR ENERJİ KARŞILAŞTIRMASI

Prof. Dr. Sultansoy, nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin de şu karşılaştırmayı yaptı:

"Ölümlü iş kazaları açısından nükleer, rüzgardan 2 kat, çatı tipi güneşten 5 kat, hidrolikten 15 kat ve doğal gazdan 40 kat daha güvenlidir. Kurulum alanı açısından nükleer güneşten 30 kat, rüzgardan 250 kat daha az alan kapsamaktadır. Çevre etkisi açısından, 3+ ve 4'üncü nesil nükleer santrallerde Çernobil ve Fukuşima benzeri kazalar mümkün değil, rüzgar ve güneş santrallerinin olumsuz etkileri gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Zararlı atıklar açısından, hızlandırıcı sürümlü sistemler uzun ömürlü nükleer atıkların zararsız hale getirilmesine imkan sağlayacak, yenilenebilir kaynakların üretimi ve sökümü ile ilgili atık problemleri ayrıca irdelenmelidir."