21 Ocak 2026 Çarşamba / 3 Saban 1447

Woolworths ve Google ortaklığında yapay zeka ile alışverişte yeni dönem

Avustralya merkezli perakende devi Woolworths, Google ile yaptığı iş birliği kapsamında Olive adlı sohbet botuna yapay zeka tabanlı yeni özellikler kazandırıyor. Bu gelişme, alışveriş süreçlerinde tüketici kontrolünün ve veri gizliliğinin geleceğine dair önemli soruları gündeme getiriyor.

HABER MERKEZİ20 Ocak 2026 Salı 22:19 - Güncelleme:
Woolworths ve Google ortaklığında yapay zeka ile alışverişte yeni dönem

Avustralya'nın önde gelen market zincirlerinden Woolworths, Google ile gerçekleştirdiği yeni iş birliğiyle, alışverişte yapay zeka kullanımını bir üst seviyeye taşıyor. Şirketin Olive adını verdiği sohbet botuna entegre edilen Google'ın gelişmiş yapay zeka teknolojisi, yılın ilerleyen dönemlerinde Avustralya genelinde kullanıma sunulacak. Bu yenilik, alışveriş alışkanlıklarını kökten değiştirecek potansiyele sahip. Tüketicilerin alışveriş sepetlerini oluşturma biçiminden, veri gizliliğine kadar pek çok konuda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

Yapay zeka ile alışverişte karar süreçleri değişiyor

Woolworths'ün Olive sohbet botu, bugüne dek müşterilerin sorularını yanıtlamak, sorunları çözmek ve temel bilgilere yönlendirmek gibi görevler üstleniyordu. Ancak Google'ın "ajans temelli" yapay zekasının entegre edilmesiyle birlikte Olive, artık çok daha kapsamlı işlevler sunacak. Yeni dönemde yapay zeka, yemek planları hazırlayabilecek, el yazısıyla yazılmış tarifleri analiz edip dijitalleştirebilecek, sadakat programı indirimlerini otomatik olarak uygulayabilecek ve önerilen ürünleri doğrudan müşterinin çevrimiçi alışveriş sepetine ekleyebilecek. Özellikle "yapay zeka" teknolojisinin bu süreçteki rolü, alışverişin dinamiklerini temelden değiştiriyor.

Woolworths, Olive'nin alışverişi tamamen otomatik olarak tamamlamayacağını, müşterilerin son onay ve ödeme adımlarını kendilerinin gerçekleştireceğini vurguluyor. Ancak bu ayrım, alışveriş kararlarının büyük ölçüde sistem tarafından şekillendirileceği gerçeğini gölgeleyebilir. Çünkü müşteri kasaya geldiğinde, sepetindeki ürünlerin çoğu, yapay zekanın önerileriyle belirlenmiş olacak. Böylece, alışverişte karar verme süreci giderek bireyden sisteme kayıyor. "Yapay zeka" sayesinde, müşteriler artık ürünleri tek tek seçmek yerine, kendileri için hazırlanan seçenekleri gözden geçirip onaylamaya yönlendiriliyor.

Google, geliştirdiği bu sistemi "proaktif dijital konsiyerj" olarak tanımlıyor. Sistem, müşterinin niyetini anlamak, çok aşamalı görevleri mantık çerçevesinde yürütmek ve gerekli eylemleri gerçekleştirmek üzere tasarlanmış. ABD'de Walmart, Kroger ve Lowe's gibi büyük perakende zincirlerinin de benzer teknolojileri kullanmaya başlaması, bu yaklaşımın perakende sektöründe yaygınlaşacağını gösteriyor. Woolworths müşterileri izin verdiği takdirde, Google'ın Gemini adlı yapay zeka modeliyle güçlendirilen Olive, alışveriş sepetlerini giderek daha otonom bir şekilde oluşturacak. Örneğin, el yazısıyla yazılmış bir tarifin fotoğrafını yükleyen bir müşteri, mevcut ürün stoklarını ve indirimleri dikkate alan eksiksiz bir alışveriş listesi alabilecek. Alternatif olarak, geçmiş alışveriş tercihleri, güncel promosyonlar ve mağazadaki stok durumuna göre otomatik olarak hazırlanmış bir yemek planı ve alışveriş sepeti sunulacak.

Bu gelişmeler, alışverişçinin rolünü köklü biçimde değiştiriyor. Artık müşteriler, aktif olarak ürünleri seçmek ve karşılaştırmak yerine, yapay zekanın hazırladığı seçenekleri onaylamakla yetinecek. Bu delege etme süreci, ilk bakışta önemsiz gibi görünse de, zamanla alışkanlıkları, tercihlerimizi ve harcama kalıplarımızı şekillendirebilir. Dolayısıyla "yapay zeka" tabanlı alışveriş sistemlerinin etkileri, sadece kolaylık sağlamakla sınırlı kalmayıp, tüketici davranışlarını da derinden etkileyebilir.

Yapay zeka ile alışverişte yönlendirme ve ticari stratejiler

Woolworths, Olive'nin yeni yeteneklerini müşterilere zaman ve çaba tasarrufu sağlayan, kişiselleştirilmiş bir kolaylık olarak sunuyor. Ancak bu yaklaşım, alışveriş kararlarının arka planında işleyen ticari stratejileri göz ardı etme riskini de beraberinde getiriyor. Ajans temelli alışveriş sistemleri, geleneksel reklamlardan farklı olarak, tüketici davranışlarını daha derin ve görünmez biçimde yönlendirmek için tasarlanmış durumda. "Yapay zeka" tabanlı Olive, müşterilere indirimli ürünleri ve promosyon tekliflerini öne çıkarırken, bu seçimleri tarafsız kriterlere göre değil, Woolworths'ün fiyatlandırma politikaları, promosyon öncelikleri ve ticari anlaşmaları doğrultusunda yapıyor. Yani, tüketiciye sunulan öneriler, nesnel bir değerlendirme yerine şirketin ticari çıkarlarını yansıtıyor.

Bu tür algoritmik yönlendirme, alışveriş kararlarının yapısını doğrudan etkiliyor. Geleneksel reklamcılıkta müşteriler, kendilerine bir ürünün pazarlanmak istendiğini kolayca fark edebilir ve buna göre tepki verebilir. Ancak "yapay zeka" destekli sistemlerde, hangi ürünlerin öne çıkarılacağı, hangi seçeneklerin bir araya getirileceği veya hangilerinin göz ardı edileceği, alışverişçi daha süreci yaşamadan belirlenmiş oluyor. Zamanla, bu yönlendirme rutinleşiyor ve tüketici tarafından fark edilmesi giderek zorlaşıyor. Ajans temelli alışveriş, aynı zamanda ürünleri tarama, fiyat karşılaştırma ve alternatifleri değerlendirme gibi görevlerin de yapay zekaya devredilmesi anlamına geliyor. Müşterilere, düşünmek yerine onaylamaya davet eden, önceden seçilmiş sonuçlar sunuluyor.

Seçeneklerin azalması ve takasların açıkça sunulmaması, kolaylığın bilinçli tercihin önüne geçmesine yol açabiliyor. Bu nedenle, "yapay zeka" liderliğindeki alışveriş sistemlerinin tarafsız olduğu varsayımı yanıltıcı olabilir. Çünkü bu sistemler, esasen müşteri sadakatini ve şirket gelirini artırmak için tasarlanıyor. Tüketicinin en iyi çıkarlarını gözetip gözetmediği ise tartışmalı. Gerçek bir kolaylık sağlasa bile, ticari motivasyonların etkisi göz ardı edilmemeli.

Veri gizliliği ve tüketici özerkliği tartışmaları

"Yapay zeka" destekli alışveriş sistemlerinin beraberinde getirdiği en önemli tartışmalardan biri de veri gizliliği. Market alışverişi, yalnızca marka tercihleriyle sınırlı kalmayıp, yemek planlamasından sağlık durumuna, diyet kısıtlamalarından aile yapısına ve kültürel alışkanlıklara kadar pek çok kişisel bilgiyi açığa çıkarabiliyor. Yapay zeka bu verileri işleyip alışveriş süreçlerini yönettiğinde, ev yaşamının detayları da ilgili platform için erişilebilir hale geliyor.

Google, müşteri verilerinin model eğitimi için kullanılmadığını ve yüksek güvenlik standartlarının uygulandığını belirtse de, bu güvenceler tüm endişeleri gidermiyor. Özellikle hane verilerinin ne kadar süreyle saklandığı, nasıl toplandığı ve elde edilen içgörülerin başka alanlarda nasıl kullanıldığı gibi sorular hâlâ netlik kazanmış değil. Ayrıca, tüketicinin bir kez verdiği onay, zaman içinde profil oluşturma ve optimizasyon süreçlerinin devam etmesine engel olmuyor. Doğrudan veri paylaşımı olmasa bile, hane davranışlarından elde edilen çıkarımlar, sistemin performansını ve tasarımını şekillendirebiliyor. Bu noktada, "yapay zeka" teknolojisinin sunduğu kolaylık, veri gizliliği tartışmalarını sona erdirmemeli.

Birçok aile için Olive'nin yeni özellikleri zaman kazandıracak ve alışveriş deneyimini daha pratik hale getirecek. Ancak "yapay zeka" yardımcılıktan karar vericiye dönüştüğünde, tüketicilerin seçim üzerindeki kontrolü azalabilir. Bu değişim, kolaylığın sınırları ve tüketici özerkliği üzerine daha kapsamlı bir tartışmayı gerektiriyor. Yapay zeka sistemleri, günlük kararlarımızı almaya başladığında, tüketicilerin anlamlı bir kontrolü koruyup koruyamadığı sorgulanmalı. Tavsiyelerin nasıl oluşturulduğu, ticari teşviklerin sınırları ve hane verilerinin kullanımı, temel beklentiler olarak ele alınmalı; isteğe bağlı korumalar olarak değil.

Sonuç olarak, "yapay zeka" tabanlı alışveriş sistemleri, tüketici davranışlarını sessizce ve geri dönüşü zor biçimde yeniden yapılandırma potansiyeline sahip. Woolworths ve Google'ın bu yeni ortaklığı, alışverişin geleceğine dair önemli fırsatlar sunarken, veri gizliliği ve tüketici özerkliği konularında dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor. Tüketiciler, teknolojinin sunduğu kolaylıkların yanı sıra, seçimlerinin ve verilerinin nasıl kullanıldığını da sorgulamalı. Aksi halde, ajans temelli alışveriş sistemleri, alışkanlıklarımızı ve tercihlerimizi farkında olmadan şekillendirebilir.