28 Eylül 2020 Pazartesi / 10 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Hüseyin GÜLERCE
hgulerce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

5 gün sonra…

19 Ekim 2019 Cumartesi

ABD Başkanı Trump’ın A takımı ile 4 saatten fazla süren müzakerelerle bir uzlaşmaya varıldı. 

Bizim muhalefeti Sayın Erdoğan’ın yaptığı hiçbir iş, attığı hiçbir adım, memnun etmediği için ortada bir başarı göremiyorlar. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, her nasılsa Kılıçdaroğlu’nun tepkisini beklemeden, Türkiye'nin istediğini aldığını vurguladı ve "kazanımlarımız güçlü" dedi. 

Yani Türkiye’nin dediği oldu. 

Bunun barış yoluyla sağlanmasına sevinmesi gerekenler, Trump’ın insanî ve siyasî seviyesizlik örneği mektubunu öne çıkartıyorlar ve “Erdoğan niye cevap vermiyor” diye üsteliyorlar. 

Mektuptan birkaç saat sonra başlatılan harekâtla 9 günde 700 teröristin etkisiz hale getirilmesini, 32 km derinliğe ulaşılmasını cevap saymıyorlar. 

Kazanımlarımız nedir? 

Türkiye’nin temel tezi; Suriye sınırı boyunca 444 km uzunluğunda, derinliği 32 km olan bir güvenli bölge tesis edilmesidir. ABD ile varılan uzlaşmaya göre biz Barış Pınarı Harekâtı’na 5 gün ara vereceğiz. Bu süre içinde PKK/PYD/YPG terör örgütü mensupları, bizim sınırımızdan 32 kilometre güneye çekilecekler. Bulundukları yerleri terk etmeye başladılar. 

Ayrıca ağır silahlarını bırakıyorlar ve bölgenin kontrolü Türk Silahları Kuvvetleri’nde olacak. 5 gün sonra verilen sözlerin tutulup tutulmadığına bakarak nihai bir anlaşmaya varılacak. 

Trump’ın mektubuna sarılanlar, Trump-Erdoğan kavgası istiyor. Maksatları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. 

Ordumuzun başarısını öne çıkartmıyorlar. Evet, şehitlerimiz var, her askerî harekâtta şehit veriliyor. Ama böylesine geniş çaplı bir harekâtta az sayıda şehit vermemiz, tek bir tank, top, zırhlı araç kaybetmeden başta ABD ve Avrupa’nın ummadığı şekilde bütün dünyayı şaşırtan bir hızla ilerlememiz, muhalefet tarafından sahiplenmeli değil miydi? 

Kaldı ki, Trump’ı artık kendi ülkesi, bütün dünya tanıyor. 

Hem bizim esaslı bir sözümüz var: Üslûb-u beyan ayniyle insan… 

İnsanın ifade tarzı, duruşu; karakterini yansıtır. 

Yine deriz ki; kem söz sahibine aittir. 

Bir kabın içinde ne varsa, dışarı o sızar. 

Trump’ın çirkin ifadeleri, ABD Başkanını küçülten ifadelerdir. Bir devlet başkanına, milyonlarca insanı temsil eden birine yakışmaz. Bu mektup Trump için bir ömür utanç vesilesi olacaktır. 

ABD’nin Suriye’de PKK’ya 30 bin tır silah verdiğini bir gün olsun görmeyenler, “mektuba cevap isteriz” diye tutturuyorlar… 

Bir de İnönü’nün, dönemin ABD Başkanı Johnson’ın mektubuna verdiği cevabı örnek diye hatırlatmıyorlar mı? 

5 Haziran 1964 tarihli o mektupta; “Türkiye Kıbrıs’a müdahale ederse, bir Sovyet işgali durumunda NATO Türkiye’ye yardım etmeyecektir” gibi ağır bir tehdit vardı. 

İnönü’nün bütün dediği, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır” demekten ibaretti… Yeni bir dünya mı kuruldu, yoksa Türkiye daha fazla ABD etkisine mi girdi? 

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbelerini Amerikancı cuntalar yapmadı mı? 

Asıl bugün yeni bir dünya kuruluyor. 

Türkiye, Batı’nın iki asırlık bölücülük saldırısını nihayet durduruyor. 

ABD ile varılan uzlaşma, cephedeki kahramanlığın masada Kürdistan hayalini bitirmesidir… 

Ne diyor Sayın Cumhurbaşkanımız: 

“Suriye meselesi, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmesinin ürünüdür. Meselenin, DEAŞ değil hele PKK hiç değil sadece bölgemize yönelik bir projeyi hayata geçirme olduğu çok açık. Avrupa’da Amerika’da yazılan senaryoda, bize biçilen role teslim olacaktık ya da mücadele edecektik…” 

Biçilen role teslim olmadık, olmayacağız. 5 gün sonra da söyleyeceğimiz bu.