Günlerdir yapılan değerlendirmeler de gösteriyor ki; millet ve devlet olarak başarılı bir imtihan verdik.
Sadece 3 yılda, milyonlarca ton enkazı kaldırıp yepyeni şehirler kuran devletin başarısı ortada ama milletimizin yazdığı "destan" da unutulmamalı.
Zira 6 Şubat 2023 sabahı, kış ortasında yaşanan tarifsiz felâkete ilk müdahil olanlar; enkaz altında kalanları tırnaklarıyla çıkaran battaniye ve sıcak çorba dağıtan fedakâr kardeşlerimiz ve gönüllü kuruluşlarımızdı.
Her şeyini kaybetmiş olan felâketzedelere dayanma ve yaşama azmi aşılamak, o anda devletin bile yapamayacağı değerli bir hizmettir.
17 AĞUSTOS'TA YARDIMSEVERLERE "TAKOZ" OLDULAR!
Bu, her zaman böyle olmadı!
6 Şubat'tan önceki büyük felâket olan 17 Ağustos 1999 depreminde, kar yolları kapamamıştı. Deprem, bu kadar geniş alana yayılmamıştı. Bütün bunlara rağmen devlet, tam anlamıyla çuvallamış; burnunun dibindeki depremzedeye günlerce ulaşamamıştı!
Neyse ki asil milletimiz, her zamanki duyarlılığını sergilemiş; depremin harabeye çevirdiği Sakarya ve civarına akın etmişti.
Ama ne gariptir ki, depremzedeye ulaşamayan devletin "Silahlı Kuvvetler"i, mağdur kardeşlerimize yardım ve hizmet için çırpınanlara "takoz" olmuştu!
Gelin, belki de hiç duymadığınız ilginç ayrıntılara birlikte göz atalım.
28 ŞUBAT ZULÜMLERİ GÖLCÜK'TE PLÂNLANDI
7 Temmuz 1996 tarihinde güvenoyu alan REFAH-YOL hükümeti ile ilk teması, 1 Ağustos'taki YAŞ'ta yaşayan TSK yönetimi, 3 Ağustos'taki resmî (alkolsüz) yemekte Başbakan Erbakan'ın masasına rakı şişesi dikerek; millet iradesine "savaş" ilân etmişti!
22 Ocak 1977 akşamı Gölcük Donanma Komutanlığı'nda toplanan paşalar, darbe güzergâhını belirlemişti.[1]
Nitekim bu kararları, 28 Şubat'taki "Darbeli MGK"da bir bir dayatmışlardı!
Yani "28 Şubat Depremi"nin "merkez üssü" Gölcük Merkez Komutanlığı idi!
KANDİLLİ: DEPREMİN MERKEZİ GÖLCÜK ORDUEVİ!
Peki, "Merkez üssü Gölcük" diye geçiştirildi ama 17 Ağustos depreminin "asıl merkez"inin de, Gölcük'teki bu mekân olduğunu biliyor muydunuz?
Kemalist bilmişler, "Tesadüf olamaz mı" diyebilir ama bendeniz ayrıntıları aktarayım, siz karar verin:
Cumhurbaşkanı Demirel, 22 Ağustos'ta Kandilli Rasathanesi'ni ziyaret ederek ayrıntılı bilgi almıştı. "Deprem Dede" diye bilinen Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, depremin tam merkezini, "Gölcük Deniz Üssü'ndeki Subay Orduevi'nin altı" şeklinde tanımlamıştı![2]
Dehşet gecesi o merkezde nöbetçi olan subaylar ise, kan donduran ayrıntılar aktarmıştı:
"Yeraltından büyük bir uğultu geldi. Kulakları tırmalayan korkunç sesin ardından her yer oynamaya başladı. Giderek yükselen korkunç sesle birlikte toprak patladı. Deniz kabardı. Yerin altından bir şeyler gökyüzüne doğru fırladı. Dev bir dalga ortaya çıktı. Ne olduğunu anlayamadık! Gökyüzü birden alevlendi. Orduevi binası korkunç bir gürültüyle çöktü. Subay orduevinin A bloğunu oluşturan Barbaros Orduevi'nin bir kısmı sanki el değmemiş gibi dururken, hemen yan tarafında bulunan Donanma Komutanlığı binası tamamen yıkıldı. Çöküntüler altından, Tümamiral Orhan Aydın ile birlikte 276 ölü, 235 yaralı çıkarıldı. Halen enkaz altındaki 39 kişiden ise ümit kesildi. İnanması güç ama bu orduevine sadece 150 m. uzaklıktaki, 3 bin kişi kapasiteli subay-astsubay lojmanlarında hiç bir hasar meydana gelmedi!"[3]
İNSAN KURTARMAYA DEĞİL; "İRTİCA" ARAMAYA GİTTİLER
Cuntacılar da bütün bunlara "tesadüf" demiş olacak ki, "arz"ı bile isyan ettiren zulümlerine aynen devam etmişlerdi! Hatta gözleri o kadar kararmıştı ki, depremzede kardeşlerimizin yürek parçalayan hali bile onları durduramamıştı!
Zira...
7,4 büyüklüğündeki depremde perişan olan depremzedelerin imdadına koşan gönüllüler çadır kentler kurmuş, sıcak çorba çıkarmıştı.
"6 Şubat'ta asker, deprem bölgesine sevk edilmedi" diyenler için çok önemliyse, 17 Ağustos depreminde TSK yönetimi, Sakarya merkezli olarak "seferberlik" ilan etmişti! Ama bu nasıl bir öfke ve nefret ki; komutanlar, enkaz arasında dolaşan askerlere "Depremzedeyi kurtarın, yara sarın" dememiş; "İrticacı kurumları araştırın" emri vermişti!
"GENELKURMAY BAŞKANI: BİZİM DEDİĞİMİZ OLACAK!"
Deprem bölgesinde toplanan önemli(!) veriler, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı İKK Şube Müdürlüğü tarafından özenle raporlaştırılmıştı! "17 Ağustos Depremi Bölgesindeki Bölücü ve İrticai Faaliyetler" başlıklı uzun raporla, depremzedelere yardım edenler; hatta vaaz verenler bile fişlenmişti!
Çadır kentler kuran, ihtiyaç malzemesi getiren dernek ve vakıflar isim isim yazılmış ve karşılarına "İRTİCAİ" notu düşülmüştü![4]
"TSK'daki birilerinin işgüzarlığıdır" diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! En "tepe"den yürütülen bir operasyondu.
Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, 3 Eylül 1999 günü yaptığı açıklamada, yardım çadırlarının istismara açık kişilerin kontrolünde olduğunu iddia ederek, "Biz buna karşıyız. Yardım adı altında rant elde etmeye çalışıyorlar. MGV ve Kombassan'ın çadır kentleri var. Bu konudaki görüşlerimiz bazılarını rahatsız etti ama Sakarya'da da bizim dediğimiz düzene geçilecek" demişti![5]
Hangi istismardan, hangi ranttan bahsediliyordu?
Hadi doğru kabul edelim, TSK neden istismarı önlemiyor da yardımı engelliyordu? Ayrıca millete, "Bizim dediğimiz olacak" dayatması ne anlama geliyordu?
Çok şükür; 6 Şubat depreminde böyle "rezalet" yaşanmadı.
Ancak, "Bir daha asla yaşanmaz" demek çok yanlıştır!
Zira, unutulan "vesayet" daima hortlamıştır!
[1]Gölcük Gecesi,
Hürriyet, 30 Ekim 1997.[2]
Mustafa İnal, Askerî İsyanlar Darbeler (1950-2012),
Ensar Neşriyat, İstanbul 2022, 482.[3]
Felaket Donanmada Başladı,
Milliyet, 24 Ağustos 1999.[4]Aslan Değirmenci, 28 Şubat'ın İstihbarat Ağı,
Çıra Yayınevi, İstanbul 2012, s. 121.[5]
Değirmenci, A.g.e., 121-129.