Okuyucularla Hasbihal...
· Muhterem okuyucularımızın eleştiri ve görüşleri etrafında pazar günleri yaptığımız bir 'Hasbihal'e daha sağlık-âfiyet üzere, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlayalım...
· -Ankara'dan Rıza Bursalı ile arkadaşı Ahmed Kedserci ve Almanya'dan Turan Arpacı isimli okuyucular aynı konuya değinmişler ve 'İran'daki son hadiseler ve gelişmeler üzerine çok az ve hattâ konuya değinmekten kaçınmak istercesine bir şeyler yazdınız. Halbuki İran konusunu yarım yüzyıla yakın zamandır en çok sizin kaleminizden öğrenmeye çalışıyorduk. Ama şimdi bu konuda fazla bir şey yazmadınız...' diyorlar özetle...
· -- Bu kardeşlerimize açık yüreklilikle belirteyim ki evet doğru söylüyorlar. İran hakkında yazdıklarım, tabiatıyla, Şah ve Şahlık taraftarı ve laik kesimlere karşı Müslümanların tarafında oluşumun gereğiydi. Ama bugünkü rahatsızlıkta öyle bir saflaşma söz konusu değil, ekonomik sıkıntılar saflar arasındaki net ayrışmayı gölgeledi. Sosyal rahatsızlığın birçok etkenlerinin olduğu açık ve sadece bir tarafla da ilgili ve sınırlı değil. Yani böyle karmaşık konularda sağlıklı yorumlar yapmak da o kadar kolay değildir.
· *N. Uçkan isimli okuyucu da, 'İran üzerinde yorumlar yaparken, İran halkını büyük çapta şiîleştiren iradenin Şah İsmail ve Safevî yönetimleri ve de Türk Hanedanı olduğu unutulmamalı. İslam'ı farklı yorumlayanlarla İslam düşmanlarını bir tutamayız...' diyor...
*Osman Turna isimli bir okuyucu da 2 hafta kadar önce mesajına değindiğimiz H. Pakdil isimli okuyucunun, 'Ben kimseyi tekfir etmiyorum. Ama. İran yönetiminin asla Müslüman olduğuna inanmıyorum. İnşallah bunun hesabını verdikleri günleri dünya gözüyle görürüm.' temennisini paylaşmış...
-- Bu okuyucuya, 'Mâide Sûresi'nin 8. Âyeti'nde yapılan, 'Bir kavme olan husûmetiniz sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin... Âdil olun... Bu, takvâya daha yakındır...' mealindeki ilahî ikazı hatırlatalım...
*
*Abdullah Kul isimli okuyucu da Âl-i İmrân Sûresi 103. âyetinin, "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. O'nun lütfuyla kalpleriniz birleşti ve kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız" mealini hatırlatarak, İlahî emir böyleyken, tevile -tefsire ihtiyaç var mıdır?. Küfür tek millet. Müminler her şeye rağmen kardeştirler. Emperyalist müstekbir şeytanî ve tağuti güçlere karşı mazlum-mustaz'af - mümin Müslüman insanlar güçler birleşmeli organize olup mücadele vermelidirler diyor.
'Ey İman Edenler! Eğer fâsık bir kimse, size bir haber getirirse doğru olup olmadığını araştırın. (Hucûrat -6).
Evet medya manipülasyonları ile bir bilgi kirlenmesi mevcuttur, buna karşı koymak doğru bilgilenmek güvenilir kaynaklardan beslenmek ve adaletli davranmak ile olur.
Ey Müslümanlar! BİRLEŞİN!'
* (29 Ocak) Küfür dünyası, tek millet ve tek cephe halinde ve İslam'a ve Müslümanlara karşı bütün imkanlarını seferber ediyor yok etmek için. Müslüman halklar ve ülkeleri de kendi aralarında müstekbir/ emperyalist güçlere karşı güçlerini birleştirmeleri lâzım. (Şii-Sünni , Arab-Türk-Kürt-Fars vs ) Bütün ihtilafları bir tarafa bırakıp Tevhid çatısı altında hareket etmesi lazım Müslümanların... Şehadeti saadet bilen insanlar topluluğu olan Müminler için yenilgi yoktur.'
· *Fatima Zehra isimli kardeşimiz de diyor ki:' Hiçbir Müslüman mezhebini- meşrebini dininin önüne geçiremez. Bugün yanlış bu noktada da toplanmış bulunuyor... Bugün dava, mezheb- meşrep değildir. Bugün küffar, tek millet olurken bizim mezhebi farklılıklarımızı öne çıkarmamız ne kadar doğrudur? Davamız birdir, Resullullah Efendimiz ölçümüz-örneğimizdir. Kitabımız, kıblemiz aynıdır. Evet, geçmişten gelen husûmetler var, ama bugün ümmet birlik olmaz ise, daha nice yüzyıllarımızı da kaybederiz. Ayrılık-gayrılığımız sadece küffâra yarıyor, görmüyor muyuz?'
*İstanbul'dan Cemal Aydın dostumuz diyor ki: 'Mâlum liderin, Tayyib Bey söz konusu olunca, başka liderlere yapmadığı derecede 'Güçlü bir lider, güçlü bir ordusu var... Onu seviyorum' diye övgüler dizmesi, yağ yakması niye?' diyor...
--Geçenlerde bir başka okuyucu da, 'Trump'ın devamlı, Erdoğan'a sevgilerini dile getirmesi rahatsız edici değil mi?' diye... Bir de Tayyib Bey'in yabancı liderlerle konuşurken, 'Dostum' filan demesini nasıl yorumlamalı? Filanlar nasıl dost olur?' diyordu.
Bu konuda şahsen rahatım... Çünkü Tayyib Bey'in bu gibi övgülerden, cilâlı diplomatik sözlerden etkilenecek birisi olmadığını gönül huzuruyla rahatlıkla söylerim... Keza, başka ülkelerin liderleriyle konuşurken, sadece 'Müslüman' muhatabları için 'kardeşim' dediğine dikkat edersek, mesele daha kolay anlaşılır.
Diğer muhataplarına 'dostum...' diye hitab etmesine de şaşırmamak gerekir herhalde. Nitekim, Kur'an-ı Kerîm'in açık beyanına göre Hz. Musâ, -her türlü kötülüğün sembolü olan- Firavun'la görüşmeye giderken, Allah'u Tealâ'nın Hz. Musâ'ya, ''Firavun'a qavl-i leyyîn' ile, yumuşak sözle hitab et!' buyurmasındaki hikmeti düşünmeli değil miyiz?
*
*Ahmet Taşdemir isimli okuyucumuz da diyor ki, özetle: Amerika Kralı Trump gücü elinde bulundurma sarhoşluğu ile hiçbir hukuk tanımadan her şeyi yaparak dünyaya hâkim olma yolunda ilerliyor. Her yere sahip olmak istiyor. Ama belki de bir anlamda kendi sonunu hazırlamaya doğruda gidiyor, içerideki ve dışardaki hesapların tutmayışı bize bunu gösteriyor. Yani evdeki hesap çarşıya uymayacak Trump Efendi... Herkesin bir hesabı varsa, muhakkak ki bu hesaplar üzerinde Allah'ın da bir hesabı var... Şeytanın hilesi zayıftır... Köpük gidecek ve hakikat gün yüzüne çıkacaktır.
· *Ahmed Kul isimli okuyucumuz da diyor ki özetle: Bir Kürt insan olarak söylüyorum; Halkların mazlumiyeti ve mustaz'aflığı ortada... 'Türk-Kürt-Arab vs...' unsurlarla oynanmak istenen bir oyun söz konusu...
(Irak'ın) Kürdistan coğrafyası da emperyalist güçlerin cirit attığı bir alan olmuştur ve herkes birbirine karşı kullanılmıştır ve miadı gelince de kolayca harcanmıştır. Dikkat edilirse, ABD ile birlikte çalışmayan hemen hiçbir grup, teşkilat ve devlet yok bölgemizde... ,
· Bu oyunun kural koyucusu belli, hem savaştırırım, hem de barıştırırım diyor önemli olan benim çıkarım ve kimse de benden hesap soramaz; kimseye de hesap vermek zorunda değilim; güçlüysem her zaman her yerde haklıyım, o kadar! Hadi, karşı gelebiliyorsanız; buyurun bedel ödemeye! Hazırsanız!' diyen bir zâlim ve müstekbir – emperyal güce karşı tepkimiz, sahi nasıl olacak ve olmalı?'
*
*M. Ali Ibrahimoğlu isimli okuyucumuz da Ul'ûl Emr'e 'Emir sahiplerine itaat konusunda ehliyet ve liyakat aranmasına işaretle bu konuda ehliyet ve liyakati olanlar yok mudur?' diyor ve bugün bu ülkede bile Müslümanların arasında böyle birisi yok mudur?' deyip kendi görüşüne değerli bir ismi zikrediyor örnek olarak...
--Bu kardeşimize şu kadarını belirtelim ki, bu gibi hassas İslam idare hukukuyla ilgili vazifelendirmeler bu tarz yazışmalarla veya kamuoyu oluşturma çabalarıyla değil 'Ehl-i hal'v-el'aqd' denilen ve bu konuda yetkili olduğu belirlenen bir heyet tarafından yapılabilir.
**