18 Ocak 2021 Pazartesi / 4 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Halime KÖKCE
hkokce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

ABD seçimleri ve “sessiz çoğunluk” meselesi

05 Kasım 2020 Perşembe

WASHINGTON DC

Amerika Birleşik Devletleri ilginç bir seçim süreci yaşadı. Oy verme işlemi bitti, ancak 3 eyalette posta ile gelen oylar cuma gününe kadar kabul edileceği için netice henüz belli değil. Yarışın başa baş gittiği yerler olduğundan sonucu bu 3 eyalet belirleyecek. Tahminlere göre Pensilvanya’yı almak Trump’a yetmeyecek ve bu eyaletlerden sadece Pensilvanya Trump’ta kalacak.

Her iki taraf da yarışın nefes nefese geçeceğini bildiği için dün akşamdan beri bir taraftan sandıkları terk etmeyin çağrıları yapılıyor bir taraftan da Trump oy verme işlemi bittikten sonra posta ile gelen oyların sayılmasına itiraz edeceğinin sinyalini veriyor. Çünkü posta ile gelen oyların çoğunluğunun Biden’ın oyları olduğu biliniyor.

Hülasa henüz seçimin bir kazananı yok gibi duruyor. Ama tabii ki askıdaki şu haliyle bile çok şey anlatıyor bu seçim.

3-4 gündür Washinton’da seçimi takip etmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda sokağı hissetmeye…

Bu zaman zarfında tuttuğumuz notlar ve gözlemlerimiz ise şöyle:

Seçim sonuçları neden hemen belli olmuyor?

İki taraf da sonuca itiraz edebileceklerinin sinyalini vermişti zaten. Trump sonuçlar hemen açıklanmazsa avukatlarını devreye sokacağını söylemişti. Biden ise bir ara askerin müdahale ihtimalinden dahi söz etti.

Gerçekten ilginçliklerin yaşandığı bir seçim oldu.

Zaten var olan posta ile oy kullanma imkanı pandemi dolayısıyla çok arttı ve bu seçime katılım oranını da artırdı. 3 Kasım sabahından önce 100 milyona yakın seçmen oyunu kullanmıştı. Yani kayıtlı seçmenin çoğunluğu oyunu vermişti. Aslında 3 Kasım akşamı çok erken bir saatte netice ortaya çıkabilirdi. Fakat Pensilvanya, Wisconsin ve Michigan eyaletlerinde, posta ile gönderilen oyların 6 Kasım’a kadar kabul edilebileceğine dair yüksek mahkeme kararı dolayısıyla, süreç uzadı.

Kovid ne kadar etkili oldu?

Suriye ve Tanzanya gibi ülkeleri saymazsak ABD, Kovid salgını içinde seçim yapan ilk ülke oldu. Bu yönüyle salgının siyasete etkisine dair de ilk somut veri elde edildi sayılır. Kovid olmasaydı Trump’ın seçimi rahat alabileceği düşünülüyordu. Bugünkü tablo da bu tahmini doğruluyor. Trump 2016’nın gerisine düşmedi, hatta Cumhuriyetçi Parti’nin oylarını artırdı bile. Haritadaki kırmızı alanı genişletti. Ancak kritik eyaletlerdeki farklı sayım uygulamasından ötürü seçim sonucu netleşemedi.

Kovid Trump’a yaramadı evet, ama öyle anketlerin gösterdiği gibi de mavi dalga yaşanmadı. Fakat Trump kaybederse, seçimi Biden’a kazandıran biraz da Kovid olacak. Demokrat Parti’liler Kovid’i kampanyada çokça kullandılar. ABD’de vaka ve ölüm oranlarının çok olması dolayısıyla Trump’a yüklendiler. Trump’ın gevşek tavrı da tabii ki etkili oldu. Üstüne bir de kampanya sürecinde Kovid olunca genel negatif algı iyice pekişti. Öte yandan Kovid’in yol açtığı ekonomik küçülme ve işsizlik oranındaki artış da Trump’ı aslında en iddialı olduğu alanda güçsüz bıraktı.

Trump kaybetse de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Böyle bir algı var, Trump Amerikan sisteminde taşları yerinden oynattı. Partisinin gücünü aşan bir etki yarattı. Siyasetin dilini değiştirdi. Siyasi elitlere savaş açtı, Washinton bataklığını kurutma sözü verdi. Ve bu tahmin edilenden daha fazla karşılık buldu.

Bu yeni tarz Amerikan toplumunun fazlasıyla kutuplaştığı yeni bir süreci beraberinde getirdi. Kutuplaşmanın bir tarafında Trump nefreti var, diğer tarafında ise aşağılandığını ve Amerika’yı kaybettiğini düşünen mavi yakalı taşra. Bu tartışma siyasi olduğu kadar toplumsal bir soruna da işaret ediyor ve kendini seçim sonrasına taşıma kabiliyeti gösteriyor. Taşra ve büyük şehirler arasındaki sosyo-ekonomik ve demografik farklılık seçimin ana dinamiğini oluşturuyor.

Sessiz çoğunluk retoriği burada da tuttu. Ekonominin ucuz iş gücü olan yerlere kayması dolayısıyla fakirleşmiş, köhneleşmiş orta Amerika nüfusunu oluşturan, dindar, muhafazakar, kürtaj karşıtı, eğitim seviyesi düşük, mavi yakalılar Trump'ın arkasında. Üstelik Trump bu kesim için Cumhuriyetçi Parti’yi aşan bir popülariteye sahip. Ne kadar çok şeytanlaştırılırsa ve hakarete uğrarsa, bu kesim üzerindeki etkisi o kadar artıyor Trump’ın.

Trump bu anlamda müesses nizama karşı bir figür olarak ortaya çıkıyor. Amerikan sistemine girmiş bir virüs muamelesi görüyor.

Demokrat Parti ise kurumların öne çıktığı emperyal, küresel Amerikan gücünü temsil ediyor.

Biden kazansa da Trump etkisi devam edeceğe benziyor.